Şurası iyi bilinmeli ki insanın kalbinde dünya sevgisi ne derecede varsa ahiretin sevgisi de o derecede o kimsenin kalbinden çıkar. Kim neyi severse Allah-u Zülcelâl ona istediğini nasip eder. Dünyayı sevenlere de dünyayı nasip eder. Çünkü Allah-u Zülcelâl’in katında dünyanın hiçbir değeri yoktur.
Nitekim Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Elbette Allah’tan korkanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır.” (En’**; 32)
Dünyaya karşı uyanık olmak lazımdır. Dünyaya az rağbet edip onun hakkında olmayacak beklentilere girmemek gereklidir. Dünya öyle istikrarsız bir yerdir ki sağlam olan birden hastalanır, emniyet içinde olan birden korkuya müptela olur, sevinçli olan birden kederlenir. Zengin olan bir anda fakirleşir. Dünyaya önem verip onu sevmek, akıllı kimselerin işi değildir.
Nitekim Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Dünya, ahirette evi olmayanın evi ve orada malı bulunmayanın malıdır. Dünya malını aklı olmayan toplar.” (Ahmed bin Hanbel, Beyhaki)
Dünyayı seven bir kimse, öldüğü zaman sevdiğinden ayrıldığı için azap çeker. Bu azabın şiddeti de dünya sevgisinin şiddeti ölçüsündedir. Allah-u Zülcelâl’i ve ahireti seven ise, ölürken sevdiğine kavuştuğu için sevinç duyar. Bu sevincin büyüklüğü de Allah ve ahiret sevgisinin büyüklüğü derecesindedir.
İnsanda Allah ve ahiret sevgisini oluşturan ve güçlendiren şey, marifetullah, yani Allahu Zülcelâl’i tanımak ve Allah’a ibadettir. İnsanda dünya sevgisi uyandıran ve kuvvetlendiren şey ise nefsin şehvetlerine uymaktır. Nefsin şehvetleri bu yüzden kötülenmiştir.
Dokuz yüz elli sene yaşayan Nuh Aleyhisselam’a vefat hastalığında:
— Dünyayı nasıl buldun? Diye sormuşlar. O da:
— Dünyayı iki kapılı bir han gibi dördüm. Bir kapıdan girdim, diğerinden çıktım, demiştir.
Gerçekten dünya hayatı çok kısadır. Bakınız, Nuh Aleyhisselam dokuz yüz elli sene yaşadığı halde, sanki onu hiç yaşamamış gibi görmüştür. Buna göre kendi halimizi düşünmemiz gerekmektedir.
Az önce dediğimiz gibi su ile ateş nasıl bir arada bulunmazsa dünya ve ahiret sevgisi de aynı kalpte bulunmaz. Onun için baki olan ahiret hayatı için geçici olan bu dünyayı satanlar, her ikisini de kazanırlar. Fakat dünya için ahiretini satanlar, her ikisini de kaybederler.
Allah-u Zülcelâl, fani olan dünyadan yüz çevirerek bakî olan ahireti sevmeyi ve rızasına meraklı olmayı hepimize nasip etsin inşallah. (Âmin
Nitekim Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Elbette Allah’tan korkanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır.” (En’**; 32)
Dünyaya karşı uyanık olmak lazımdır. Dünyaya az rağbet edip onun hakkında olmayacak beklentilere girmemek gereklidir. Dünya öyle istikrarsız bir yerdir ki sağlam olan birden hastalanır, emniyet içinde olan birden korkuya müptela olur, sevinçli olan birden kederlenir. Zengin olan bir anda fakirleşir. Dünyaya önem verip onu sevmek, akıllı kimselerin işi değildir.
Nitekim Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Dünya, ahirette evi olmayanın evi ve orada malı bulunmayanın malıdır. Dünya malını aklı olmayan toplar.” (Ahmed bin Hanbel, Beyhaki)
Dünyayı seven bir kimse, öldüğü zaman sevdiğinden ayrıldığı için azap çeker. Bu azabın şiddeti de dünya sevgisinin şiddeti ölçüsündedir. Allah-u Zülcelâl’i ve ahireti seven ise, ölürken sevdiğine kavuştuğu için sevinç duyar. Bu sevincin büyüklüğü de Allah ve ahiret sevgisinin büyüklüğü derecesindedir.
İnsanda Allah ve ahiret sevgisini oluşturan ve güçlendiren şey, marifetullah, yani Allahu Zülcelâl’i tanımak ve Allah’a ibadettir. İnsanda dünya sevgisi uyandıran ve kuvvetlendiren şey ise nefsin şehvetlerine uymaktır. Nefsin şehvetleri bu yüzden kötülenmiştir.
Dokuz yüz elli sene yaşayan Nuh Aleyhisselam’a vefat hastalığında:
— Dünyayı nasıl buldun? Diye sormuşlar. O da:
— Dünyayı iki kapılı bir han gibi dördüm. Bir kapıdan girdim, diğerinden çıktım, demiştir.
Gerçekten dünya hayatı çok kısadır. Bakınız, Nuh Aleyhisselam dokuz yüz elli sene yaşadığı halde, sanki onu hiç yaşamamış gibi görmüştür. Buna göre kendi halimizi düşünmemiz gerekmektedir.
Az önce dediğimiz gibi su ile ateş nasıl bir arada bulunmazsa dünya ve ahiret sevgisi de aynı kalpte bulunmaz. Onun için baki olan ahiret hayatı için geçici olan bu dünyayı satanlar, her ikisini de kazanırlar. Fakat dünya için ahiretini satanlar, her ikisini de kaybederler.
Allah-u Zülcelâl, fani olan dünyadan yüz çevirerek bakî olan ahireti sevmeyi ve rızasına meraklı olmayı hepimize nasip etsin inşallah. (Âmin
Son düzenleme: