- Üyelik Tarihi
- 30 Ara 2007
- Mesajlar
- 8,908
- Aldığı Beğeniler
- 128
- Takım
- Fenerbahçe
Akışına Ait Kılınmış Biri
Hızla giden bir arabanın camından dışarı bakarken hissettiğin boşluk duygusuyla birebir aynıdır cisim olgusu. Cisim dediğin aslında hızla akan bir görüntü karmaşasıdır. Bu karmaşanın içinde sen ve sana ait olan her ...şey (ki hiçbir şeye ait olamamışsındır.) hızla akar. Akar ve gider…
Aynı caddeleri yürüdüğüm insanlar bir bir gidiyor ömrümden. Bir şehirden, bir sokaktan, bir binadan, bir odadan çekip gidiyor sevdiklerim… Aynı kalmamak için gidiyor birçoğu. Birçoğu unutmak için. Kendinden kaçanda var, kendine koşanda… Her birinin tek derdi, yol almak bu yolculukta. Yolculuk ki kâinatın varlığı ile birlikte süregelen tamamlanmamış en güzel sanat tablosudur. Değişimi an ve an süren bu eşsiz sanat tablosunun içinde bir nehirden, bir ağaçtan, bir taştan, toprağa düşen küçücük bir buğday tanesinden farklı olmadığımı düşünürüm çok kez.
Ben bir nehirim…
Nehirler gibi akmak. Çoğalarak, çağlayarak, sessizce… Güneşe dokunarak, kıvrılarak bir su yatağının içinde... Yatağında akmanın sarhoşluğunu yaşayarak… Besleyerek birçok şeyi ve beslenerek, akmak, akmak… Çok olmak, yok olmamak… Varoluşun devamlılığında her şey akıyor ömrümüzden; ailemiz, dostlarımız, bu günümüz, hatıralar… Adına gelecek dediğimiz bilinmezlik hikâyemiz bile sırası geldiğinde bir bir akıyor, sessizce. Evet, ben nehir olmayı seçenlerdenim. Akışın gücünü iliklerinde hissedenler vardır. Gidişleri ve kalışları içselleştirmeyi başaranlar. Aldığı nefesi dahi geri verdiğini öğrenmiş olanlar.
Nehir olmak, hızından bir şelaleye yaklaştığını anlamaktır. O kadar hızlı akar ki her şey, sen şelalene yaklaştığını anlarsın. Hiç durmadan akarsın… Yanında, akışına ait kılınmış biri olsun istersin ve o ordadır. Ürperirsin. Belki kendi akışınız içinde artık asla böyle bir şelalenin kıyısında olmayacaksınızdır. Kim bilir belki de bu, akışınıza sunulan en güzel armağandır.
Aynı gökyüzüne bakarken hissettiğimiz o ürperti…
Hızla akan bir şelalenin kıyısında yan yana dururken aslında ben orda yoktum, sende yoktun… Hızla akan cisimlerimiz sadece birbirine dokunmuştu. Hissettiğin o garip ürperti ondandı. Bundan yıllar önce karanlık bir gecede aynı yıldıza, aynı anda bakakalmamız yan yana koymuştu yokluğumuzu. Aynı denize akan iki farklı nehirdik, ama aynı yıldıza sevdalı… Akmak için o kadar telaşlıydık ki durup bekleyemedik birbirimizi. Zaman zaman kendini bilmediğin bir ülkede kaybolmuş gibi hissetmen bundandı. Yalnızlaşman, savrulman, gitmek isteği ile yağman… Sana bakıyordum, aynama... Tıpkı karanlık bir gecede aynı yıldıza bakakalmamız gibi, aynama bakıyordum. Her şey akıyordu.
Aslına bakarsan, bu bir akma evresidir.
Su misali akar her şey, akar gider… Hiçbir kişiye, hiçbir yere, hiçbir duruma tam dâhil olmamışsındır. Çünkü ait olduğunu hissettiğin bu akışın içinde durup bekleyemezsin. Aktığını, arttığını, hızlandığını hissetmen akış yolunu çoktan belirlemiştir. Sana kalan, gitmek eylemiyle yol almaktır sadece. Çünkü bu akışın içinde olmanı isteyen, cismin varlığını kaldırıp bir akış armağan etmiştir ömrüne. Uzun zaman önce öğrenmişsindir aldığın nefesi dahi içinde tutamadığını ve Allah varlığını ispatlarcasına içinde oluşan boşluk duygusuna inat sade ve sadece aşkla doldurmuştur ruhunu. Artık o kadar hızlı akar ki her şey, sen şelalene yaklaştığını anlarsın. Hiç durmadan akarsın… Yanında, akışına ait kılınmış biri olsun istersin ve “O” ordadır. Ürperirsin.
Zühre Meryem Kaya
Hızla giden bir arabanın camından dışarı bakarken hissettiğin boşluk duygusuyla birebir aynıdır cisim olgusu. Cisim dediğin aslında hızla akan bir görüntü karmaşasıdır. Bu karmaşanın içinde sen ve sana ait olan her ...şey (ki hiçbir şeye ait olamamışsındır.) hızla akar. Akar ve gider…
Aynı caddeleri yürüdüğüm insanlar bir bir gidiyor ömrümden. Bir şehirden, bir sokaktan, bir binadan, bir odadan çekip gidiyor sevdiklerim… Aynı kalmamak için gidiyor birçoğu. Birçoğu unutmak için. Kendinden kaçanda var, kendine koşanda… Her birinin tek derdi, yol almak bu yolculukta. Yolculuk ki kâinatın varlığı ile birlikte süregelen tamamlanmamış en güzel sanat tablosudur. Değişimi an ve an süren bu eşsiz sanat tablosunun içinde bir nehirden, bir ağaçtan, bir taştan, toprağa düşen küçücük bir buğday tanesinden farklı olmadığımı düşünürüm çok kez.
Ben bir nehirim…
Nehirler gibi akmak. Çoğalarak, çağlayarak, sessizce… Güneşe dokunarak, kıvrılarak bir su yatağının içinde... Yatağında akmanın sarhoşluğunu yaşayarak… Besleyerek birçok şeyi ve beslenerek, akmak, akmak… Çok olmak, yok olmamak… Varoluşun devamlılığında her şey akıyor ömrümüzden; ailemiz, dostlarımız, bu günümüz, hatıralar… Adına gelecek dediğimiz bilinmezlik hikâyemiz bile sırası geldiğinde bir bir akıyor, sessizce. Evet, ben nehir olmayı seçenlerdenim. Akışın gücünü iliklerinde hissedenler vardır. Gidişleri ve kalışları içselleştirmeyi başaranlar. Aldığı nefesi dahi geri verdiğini öğrenmiş olanlar.
Nehir olmak, hızından bir şelaleye yaklaştığını anlamaktır. O kadar hızlı akar ki her şey, sen şelalene yaklaştığını anlarsın. Hiç durmadan akarsın… Yanında, akışına ait kılınmış biri olsun istersin ve o ordadır. Ürperirsin. Belki kendi akışınız içinde artık asla böyle bir şelalenin kıyısında olmayacaksınızdır. Kim bilir belki de bu, akışınıza sunulan en güzel armağandır.
Aynı gökyüzüne bakarken hissettiğimiz o ürperti…
Hızla akan bir şelalenin kıyısında yan yana dururken aslında ben orda yoktum, sende yoktun… Hızla akan cisimlerimiz sadece birbirine dokunmuştu. Hissettiğin o garip ürperti ondandı. Bundan yıllar önce karanlık bir gecede aynı yıldıza, aynı anda bakakalmamız yan yana koymuştu yokluğumuzu. Aynı denize akan iki farklı nehirdik, ama aynı yıldıza sevdalı… Akmak için o kadar telaşlıydık ki durup bekleyemedik birbirimizi. Zaman zaman kendini bilmediğin bir ülkede kaybolmuş gibi hissetmen bundandı. Yalnızlaşman, savrulman, gitmek isteği ile yağman… Sana bakıyordum, aynama... Tıpkı karanlık bir gecede aynı yıldıza bakakalmamız gibi, aynama bakıyordum. Her şey akıyordu.
Aslına bakarsan, bu bir akma evresidir.
Su misali akar her şey, akar gider… Hiçbir kişiye, hiçbir yere, hiçbir duruma tam dâhil olmamışsındır. Çünkü ait olduğunu hissettiğin bu akışın içinde durup bekleyemezsin. Aktığını, arttığını, hızlandığını hissetmen akış yolunu çoktan belirlemiştir. Sana kalan, gitmek eylemiyle yol almaktır sadece. Çünkü bu akışın içinde olmanı isteyen, cismin varlığını kaldırıp bir akış armağan etmiştir ömrüne. Uzun zaman önce öğrenmişsindir aldığın nefesi dahi içinde tutamadığını ve Allah varlığını ispatlarcasına içinde oluşan boşluk duygusuna inat sade ve sadece aşkla doldurmuştur ruhunu. Artık o kadar hızlı akar ki her şey, sen şelalene yaklaştığını anlarsın. Hiç durmadan akarsın… Yanında, akışına ait kılınmış biri olsun istersin ve “O” ordadır. Ürperirsin.
Zühre Meryem Kaya