AKLA VEDA
-Diyalog-
M. Bayrak
Akıl: Merhaba
Akla Veda: Seni hatırladım! Ama sen bir hatıra olarak kaldığın müddetçe güzeldin benim için sevgili akıl!
Akıl:Beni yanına almadan bana veda edemezsin sevgili Akla Veda
Akla Veda : Sana veda ettim ben çekil git hadi! Yine de istiyorsan gelmeyi Donkişot un Sanço’su gibi düş peşime o halde!
Akıl:Sadede gelelim istersen. "Akla veda!" okudun mu o kitabı?
Akla Veda : Sadece göz attım. Aklın tabiatını ve menşeini değil de pratik aklı ele alan ve akılcılığın yıkıcılığına göndermelerle dolu olan o kitabı okumadım! Kitaplığımda duruyor zahir. Zaten ben kitapları okumak için almam kitaplığımda nasıl duracaklarını hayal ederim önce. Sonra da almaya karar verir ve alırım.
Akıl: Evet genelde öyle olur. Kitaplar bazen bir insanın zihninde durduğundan daha güzel durur kitaplıkta.
Akla Veda :Bazılarının zihni de kafalarının içinde bir kitaplık gibi durur değil mi? Benim kitaplığım da odamda kendi zihnim gibi duruyor mesela!
Akıl:Belki de tam aksi zihnin odanda kitaplığın gibi duruyordur!
Akla Veda : Kitapları kitaplığım için aldığımı baştan belirttiğime göre kitaplığımın odamda zihnim gibi duruyor olma ihtimali; kitaplarımı okumadığım için beni yargılayan birinin zihninin odasında kitaplık gibi duruyor olması ihtimaline galebe çalıyor. Sonuç olarak benim odamda kendi zihnim gibi duran bir kitaplıkla senin kafanda bir kitaplık gibi duran yine senin zihninin yollarlı dinamik bir kütüphanenin statik bir zihinle çarpıştığı noktada ayrılıyor.
Akıl: Bir şeye veda etmeden önce ona veda etme sebebini bilmelisin. Bu yüzden de akla her zaman ihtiyacın olacak
Akla Veda : Aklımın ruhun peşine takılmış bir süs köpeği olduğunu geç fark ettim. Bir gün bu köpek hislerimi ısırdı ve ben ona pratikte bambaşka bir konum biçtim. Teoride yollarımız ayrı ama bir köpek olduğu bilindiğinde oldukça işe yarıyor aslında. Direktif verip komuta eden değil komuta edilen ve verilen direktifleri harfiyen yerine getiren bir emir eri olarak! Ona ihtiyacım olduğunu reddetmiyorum ki sadece onu haddini bilmeye davet ediyor ve baş tacı etmekten imtina ediyorum. Hepsi bu!
Akıl:Bilir misin teoride de pratikte de hisler her zaman o köpeğe hizmet etmek zorunda kaldı. Bir his her zaman bir şeyden dolayı doğar birini sevmek istemek arzulamak için o şeyde bir sebeb bulmalısın; işte senin hislerinin doğası için gerekli olan sebebleri o köpek sana verir demek ki bir şey bir köpeğe ihtiyaç duyuyorsa köpek ondan daha üstündür. Çünkü etki sebebe ihtiyaç duyar sebeb etkiye değil. Ve bir sebeb her zaman bir etkiden daha aktif ve daha özgürdür.
Akla Veda : Bir şeyde bir sebeb bulmak için ne zaman aklıma danışsam bana birbiri ile çelişen binlerce sebeb sunuyordu. Hislerimse beni yanıltmıyordu. Neden ve etki arasındaki ilişki çetrefillidir. Etki bazen bir sebebdir sebeb de bazen bir etki. Bunları akıl kesin çizgilerle ayırarak seni kısır ve şabloncu bir perspektifin hücresine hapsederken hislerin seni uçsuz bucaksız tedailerin ortasına bırakır. Nedenlerin etkiden daha özgür olduğunu kabul etsek bile(ki ben bunu kabul etmiyorum) etkinin olmadığı yerde bu özgürlük kısır bir kadının doğum yapma özgürlüğünden farksızdır. Hadım edilmiş bir adamın baba olma özlemine özgürlük adını veriyorsan; her şeyi bir sebebe bağlamayı öğütleyen aklının sana aklına bağlanmanın sebebini de izah etmiş olması gerekiyor. Eğer bu izah seni ikna ettiyse o kadın bir gün doğuracak o baba da kendi çocuğunu kucağına alabilecektir muhtemelen. Bir taşa sebebsiz yere bir tekme atarım ve sonra da sebebden bağımsız bu etkiyi sebeb-sonuç ilişkisi içerisinde izah ederek sebebi tepkinin uydusu kılabilirim istediğim anda. Akıl büyük bir rahatlık ve aymazlıkla gerçeğin genleriyle oynayabilir kendi gerçeğinin bile… Bu gücün efendiliği sistematik bir karmakarışıklık doğurur ve bu da karmakarışık bir sistemden daha makbul değildir.
Akıl:Bir şeye birine bir sebebden dolayı bir şey hissedersin; eğer aklına başvurursan neden ona karşı bir şey hissettiğini söyler sana! Onun bir köpek olduğunu iddia ettiğin için ona muhtaç olman seni zavallı kılıyor. Kim bir köpeğe muhtaç olmak ister ki değil mi?
Akla Veda: Şu an mesela bana karşı antipatik bir tavır geliştiriyorsun. Benim sevimsizliğimi hissediyor ve aklını bu minval üzere çalıştırarak bu sevimsizliği kütlesel bir ağırlığa kavuşturmaya çabalıyorsun. Biraz sonra mesela (kazara) içinde bana karşı bir sempati uyansa şu an aklını nasıl çatışma odaklı kullanıyorsan o zaman da hiç çekinmeden uzlaşma merkezli kullanmaya başlayacaksın. Akıl hislerinle bulup kabul veya reddettiğini kendisine verilen yetki ile mühürleyen bir devlet memuruna benziyor. Yerinde olsam kişilik devletinin başına hislerinden müteşekkil yetkin bir yönetici parlamento geçirerek devletimle varlığım arasındaki mesafeyi yok ederdim. Sıradan bir devlet memurunca idare edilecek bir devlete sahipsen zahir hislerin içinde bir yerlere serdiğin inatçılık yatağında sonsuza kadar uyuyabilirler! Aklının diktatörlüğünü hislerinin konsülü ile yık ve kişiliğini hislerinin istişaresi ile yönet. Aklını o zaman muktedir ve güçlü bir ordu gibi kullanabilirsin arkadaşım. Ama hep köle her daim bir emir eri!
Aklın varlığına inanıyorsan ona veda edilebileceği gerçeğine de inanıyor olmalısın. Köpeğe olan ihtiyacı reddetmek bu ihtiyaç varlığını devam ettirse bile senin köpeğe tepeden bakmanı sağlar. Oysa sen o köpeğin önünde önünü ilikleyip şapka çıkarıyorsun. Hislerine mim çektiğin için de onsuz tek bir adım bile atamıyorsun! Onsuz tek bir adım atamamanın sebebini gözlerinin/hislerinin körlüğünde aramak yerine onu gözlerin gibi görmek budalalığına düşmek de senin biricik handikabın. Bükemediğin bileği öpmek gibi! Önüne geçemediğin bir gücü kutsamak!
Akıl: Akıl eğer gerçekten bir köpekse ve eğer şapka çıkarmamız gerekiyorsa çıkarmak zorundayız o zaman köpeğe şapka çıkartacak kadar zavallı varlıklarız. Ama önemli olan çözümleme yaparken neyin neye bağlı olduğu neyin neden ne kadar bağımsız olduğudur. Hislerinin köpeğe bağlı olmadığını kanıtla bana!
Akla Veda: Şu an içinde duyduğun “bana karşı olma” isteği var ya o isteğe iyi bak o bir his! Ve senin zavallı aklın o hissin peşinde koşuşturup duruyor! Akla biat eden ve onu efendisi belleyen bir bilinçle aklını üzerinden silkelediğini iddia eden bir adam karşısında önce refleksle “karşı duruş” a geçiyor sonra da efendinin menfaatleri adına bana karşı duyduğun nefreti gene efendinin yardımıyla gerekçelendirmeye çalışıyorsun. Hislerine dudak büktüğün için mesela hislerin senden saklanıyor ve bana karşı hislerini milis bir güç olarak dahi kullanamıyorsun. Ancak onlara verdiğin değer ölçüsünde yanındalar senin. Oysa gördüğün gibi bir köle olarak aklım senin efendinden daha iyi iş görüyor. Kabul etsen de etmesen de akıl hislerin hizmetkarıdır. Ama bazılarının ruhunda kölelik güdüsü ağır bastığından olsa gerek eğilecek hiçbir şey bulamadıklarında ilk akıllarının önünde eğilirler. Sonra da (işin en dramatik tarafı da budur) akıl onları artık adına gerçek denilen bir yığın kurgusalın önünde diz çöktürür.
Akıl: Peki sen de hislerini şımarttığını ve onların önünde diz çöktüğünü düşünmüyor musun? Birinin efendiliğini reddederken diğerininkine boyun eğmek…
Akla Veda: Akıl buyurgandır kişiliği zapturapt altına almaya meyillidir. Hislerin ise kişiliğine karşı hiçbir faşizan eğilim barındırmaz içinde. Hatta onlar bizzat varlığının ve kişiliğinin pınarından fışkırırlar. Hisler “ben” den ayrı bir şey değildir. Onların gücünün en bariz ve gizemli kanıtı gücünün kanıtlanmasındaki zorlukta saklıdır. Başına buyruk akılsa Bergson’un da dediği gibi yok etmek noktasında kendisi de dahil olmak üzere hiçbir sınır tanımaz. Akıl gerçekliğini kanıtlamak için çırpınır ve mütemadiyen gerçeği mutasyona uğratırken hislerse gerçeğin genleriyle oynanmasından hoşlanmaz ve gerçeklikteki otantizmin yanında yer alır. Biri bulandırmanın diğeri ise berraklaştırmanın alfabesi ile konuşur durur. Aklın gücünden ancak onu köleleştirerek istifade edilir ki akıl şımarıp efendilik iddiasına kalkıştığında kişiliğin Hiroşima’sına düşen arsız bir atom bombası oluverir.
Sen akıl mevzuunda benden daha sağlam kanıtlara sahipsin aslında ve ben bu kanıtları neredeyse reddediyorum. Sen işin kolayına kaçıyor ve herkesin önünde diz çöktüğü aklın herkes gibi önünde diz çöküyorsun. Sen herkessin arkadaşım! Biz birbirimizi anlamayız. Daha doğrusu ben seni anlarım sense tahlil etmeye çalışırsın ve benim perspektifimin uçsuz bucaksızlığında yolunu kaybedersin. Ben bir çırpıda kavrarım seni; ama senin deneylere ihtiyacın var gözlemlere formüllere ve denklemlere..
Akıl: Bak sloganla konuşma kanıtla göster yani kısacası önerme kullan. Bir sor kendine duygu nedir sence?
Akla Veda uygu ruhun ruhla sezilişi halinde ruhi bir hamledir arkadaşım. Ruhi bir atak... Bunu anlaman için aklının hakimiyetine son vermen gerekir!
Akıl: Bana bu tanımdan hareketle bir duyu söyler misin?
Akla Veda: Duyguların işleyişleriyle aklın işleyişi arasında metodolojik ve biçimsel bir benzerlik vardır arkadaşım. İkisinin de yürüyor olmasına bakarak bir insanla bir maymunu nasıl aynı statü ve varlık alanına oturtamazsak akıl ve hissin işlevselliğindeki bu biçimsel müşterekliğe dayanarak da ikisini birbirinin dengi diye telakki edemeyiz. Aklın ve hislerin varlığı onların (eylem planında) pıhtılaşması ile kavranırlar. Kaskatı bir vakıa olarak bir duyguyu gösterebileceğimi onu avuçlarının içine bırakabileceğimi efendin mi fısıldıyor sana?
Sen ifade edilebilirlerin adamısın. Aklına yatacak şeylerin insanı! Bir şeye inanman için onun sana parmakla işaret edilmesi gerekir. Oysa ben buna ihtiyaç duymuyorum. Aklını at gözlüğü gibi kullanıyorsun. Hadi onu hizmetkarın yap!
Akıl: Ben slogan kullanmayı sevmem.
Akla Veda: Israrla muhatabının slogan kullandığını vurgulamanın en kullanışlı ve geçerli slogan olduğunu sana ben mi hatırlatmalıyım! Bunu biliyor olmalısın!
Akıl: "Bilmek" ifadesini kullandın “bilmek””bilincinde olmak”! Neden köpeğe başvuruyorsun köpeklere başvurmak köpeğin üstün olduğunu kabul etmek demek değil mi?
Akla Veda: Aklını kullanırken zaafa düşüyorsun. Bozulan su borularımı nasıl tamir edeceğimi sorduğum bir su tesisatçısının benden daha üstün olduğunu kabul edemem.. Yüklerimi taşıtmak için kendisine baş vurduğum bir hamal ne diye benden üstün olsun? Akıl bazen bir hamal bazen bir tesisatçı bazen de bir komidir; ama her zaman hizmet eder!
İnsani ilişkilerde dahi akıllıca davranmak muhatabı içten içe bir hesapla gözden geçirmeden hiçbir tavır geliştirmemeye şartlandırır insanı. Bir başkasıyla kuracağın yakınlıkta akıl senin menfaatlerinin bekçisi ve benliğinin muhafız alayı gibi davranarak seni muhtemel kayıplar hususunda gerginleştirirken; hislerinse benliğini de aşan bir gerçeklikle hareket ettiği için menfaat noktasında hiçbir iç hesap yapmaz ve gerektiğinde kendi “ben”inin menfaatleri pahasına da olsa seni eyleme davet eder. Bu yüzden hislerin davetine uyarak giriştiğim eylemlerdeki kayıplarımı aklımın güdümünde gerçekleştirdiğim eylemlerin kazançlarına tercih ederim. Hisler kaybettirdikleri zamanlarda dahi kişilikten hiçbir şey koparmazlarken akıl kazandırırken bile karşılığında kişiliğinden bir şeyler araklayıp onu aşındırabilir! Bu her zaman böyle olmasa da kaide olan budur ve yaşam biçimleri istisnalar üzerine bina edilemezler!
Aklına iyi bak! Ona ihtiyacın var senin!
-Diyalog-
M. Bayrak
Akıl: Merhaba
Akla Veda: Seni hatırladım! Ama sen bir hatıra olarak kaldığın müddetçe güzeldin benim için sevgili akıl!
Akıl:Beni yanına almadan bana veda edemezsin sevgili Akla Veda
Akla Veda : Sana veda ettim ben çekil git hadi! Yine de istiyorsan gelmeyi Donkişot un Sanço’su gibi düş peşime o halde!
Akıl:Sadede gelelim istersen. "Akla veda!" okudun mu o kitabı?
Akla Veda : Sadece göz attım. Aklın tabiatını ve menşeini değil de pratik aklı ele alan ve akılcılığın yıkıcılığına göndermelerle dolu olan o kitabı okumadım! Kitaplığımda duruyor zahir. Zaten ben kitapları okumak için almam kitaplığımda nasıl duracaklarını hayal ederim önce. Sonra da almaya karar verir ve alırım.
Akıl: Evet genelde öyle olur. Kitaplar bazen bir insanın zihninde durduğundan daha güzel durur kitaplıkta.
Akla Veda :Bazılarının zihni de kafalarının içinde bir kitaplık gibi durur değil mi? Benim kitaplığım da odamda kendi zihnim gibi duruyor mesela!
Akıl:Belki de tam aksi zihnin odanda kitaplığın gibi duruyordur!
Akla Veda : Kitapları kitaplığım için aldığımı baştan belirttiğime göre kitaplığımın odamda zihnim gibi duruyor olma ihtimali; kitaplarımı okumadığım için beni yargılayan birinin zihninin odasında kitaplık gibi duruyor olması ihtimaline galebe çalıyor. Sonuç olarak benim odamda kendi zihnim gibi duran bir kitaplıkla senin kafanda bir kitaplık gibi duran yine senin zihninin yollarlı dinamik bir kütüphanenin statik bir zihinle çarpıştığı noktada ayrılıyor.
Akıl: Bir şeye veda etmeden önce ona veda etme sebebini bilmelisin. Bu yüzden de akla her zaman ihtiyacın olacak
Akla Veda : Aklımın ruhun peşine takılmış bir süs köpeği olduğunu geç fark ettim. Bir gün bu köpek hislerimi ısırdı ve ben ona pratikte bambaşka bir konum biçtim. Teoride yollarımız ayrı ama bir köpek olduğu bilindiğinde oldukça işe yarıyor aslında. Direktif verip komuta eden değil komuta edilen ve verilen direktifleri harfiyen yerine getiren bir emir eri olarak! Ona ihtiyacım olduğunu reddetmiyorum ki sadece onu haddini bilmeye davet ediyor ve baş tacı etmekten imtina ediyorum. Hepsi bu!
Akıl:Bilir misin teoride de pratikte de hisler her zaman o köpeğe hizmet etmek zorunda kaldı. Bir his her zaman bir şeyden dolayı doğar birini sevmek istemek arzulamak için o şeyde bir sebeb bulmalısın; işte senin hislerinin doğası için gerekli olan sebebleri o köpek sana verir demek ki bir şey bir köpeğe ihtiyaç duyuyorsa köpek ondan daha üstündür. Çünkü etki sebebe ihtiyaç duyar sebeb etkiye değil. Ve bir sebeb her zaman bir etkiden daha aktif ve daha özgürdür.
Akla Veda : Bir şeyde bir sebeb bulmak için ne zaman aklıma danışsam bana birbiri ile çelişen binlerce sebeb sunuyordu. Hislerimse beni yanıltmıyordu. Neden ve etki arasındaki ilişki çetrefillidir. Etki bazen bir sebebdir sebeb de bazen bir etki. Bunları akıl kesin çizgilerle ayırarak seni kısır ve şabloncu bir perspektifin hücresine hapsederken hislerin seni uçsuz bucaksız tedailerin ortasına bırakır. Nedenlerin etkiden daha özgür olduğunu kabul etsek bile(ki ben bunu kabul etmiyorum) etkinin olmadığı yerde bu özgürlük kısır bir kadının doğum yapma özgürlüğünden farksızdır. Hadım edilmiş bir adamın baba olma özlemine özgürlük adını veriyorsan; her şeyi bir sebebe bağlamayı öğütleyen aklının sana aklına bağlanmanın sebebini de izah etmiş olması gerekiyor. Eğer bu izah seni ikna ettiyse o kadın bir gün doğuracak o baba da kendi çocuğunu kucağına alabilecektir muhtemelen. Bir taşa sebebsiz yere bir tekme atarım ve sonra da sebebden bağımsız bu etkiyi sebeb-sonuç ilişkisi içerisinde izah ederek sebebi tepkinin uydusu kılabilirim istediğim anda. Akıl büyük bir rahatlık ve aymazlıkla gerçeğin genleriyle oynayabilir kendi gerçeğinin bile… Bu gücün efendiliği sistematik bir karmakarışıklık doğurur ve bu da karmakarışık bir sistemden daha makbul değildir.
Akıl:Bir şeye birine bir sebebden dolayı bir şey hissedersin; eğer aklına başvurursan neden ona karşı bir şey hissettiğini söyler sana! Onun bir köpek olduğunu iddia ettiğin için ona muhtaç olman seni zavallı kılıyor. Kim bir köpeğe muhtaç olmak ister ki değil mi?
Akla Veda: Şu an mesela bana karşı antipatik bir tavır geliştiriyorsun. Benim sevimsizliğimi hissediyor ve aklını bu minval üzere çalıştırarak bu sevimsizliği kütlesel bir ağırlığa kavuşturmaya çabalıyorsun. Biraz sonra mesela (kazara) içinde bana karşı bir sempati uyansa şu an aklını nasıl çatışma odaklı kullanıyorsan o zaman da hiç çekinmeden uzlaşma merkezli kullanmaya başlayacaksın. Akıl hislerinle bulup kabul veya reddettiğini kendisine verilen yetki ile mühürleyen bir devlet memuruna benziyor. Yerinde olsam kişilik devletinin başına hislerinden müteşekkil yetkin bir yönetici parlamento geçirerek devletimle varlığım arasındaki mesafeyi yok ederdim. Sıradan bir devlet memurunca idare edilecek bir devlete sahipsen zahir hislerin içinde bir yerlere serdiğin inatçılık yatağında sonsuza kadar uyuyabilirler! Aklının diktatörlüğünü hislerinin konsülü ile yık ve kişiliğini hislerinin istişaresi ile yönet. Aklını o zaman muktedir ve güçlü bir ordu gibi kullanabilirsin arkadaşım. Ama hep köle her daim bir emir eri!
Aklın varlığına inanıyorsan ona veda edilebileceği gerçeğine de inanıyor olmalısın. Köpeğe olan ihtiyacı reddetmek bu ihtiyaç varlığını devam ettirse bile senin köpeğe tepeden bakmanı sağlar. Oysa sen o köpeğin önünde önünü ilikleyip şapka çıkarıyorsun. Hislerine mim çektiğin için de onsuz tek bir adım bile atamıyorsun! Onsuz tek bir adım atamamanın sebebini gözlerinin/hislerinin körlüğünde aramak yerine onu gözlerin gibi görmek budalalığına düşmek de senin biricik handikabın. Bükemediğin bileği öpmek gibi! Önüne geçemediğin bir gücü kutsamak!
Akıl: Akıl eğer gerçekten bir köpekse ve eğer şapka çıkarmamız gerekiyorsa çıkarmak zorundayız o zaman köpeğe şapka çıkartacak kadar zavallı varlıklarız. Ama önemli olan çözümleme yaparken neyin neye bağlı olduğu neyin neden ne kadar bağımsız olduğudur. Hislerinin köpeğe bağlı olmadığını kanıtla bana!
Akla Veda: Şu an içinde duyduğun “bana karşı olma” isteği var ya o isteğe iyi bak o bir his! Ve senin zavallı aklın o hissin peşinde koşuşturup duruyor! Akla biat eden ve onu efendisi belleyen bir bilinçle aklını üzerinden silkelediğini iddia eden bir adam karşısında önce refleksle “karşı duruş” a geçiyor sonra da efendinin menfaatleri adına bana karşı duyduğun nefreti gene efendinin yardımıyla gerekçelendirmeye çalışıyorsun. Hislerine dudak büktüğün için mesela hislerin senden saklanıyor ve bana karşı hislerini milis bir güç olarak dahi kullanamıyorsun. Ancak onlara verdiğin değer ölçüsünde yanındalar senin. Oysa gördüğün gibi bir köle olarak aklım senin efendinden daha iyi iş görüyor. Kabul etsen de etmesen de akıl hislerin hizmetkarıdır. Ama bazılarının ruhunda kölelik güdüsü ağır bastığından olsa gerek eğilecek hiçbir şey bulamadıklarında ilk akıllarının önünde eğilirler. Sonra da (işin en dramatik tarafı da budur) akıl onları artık adına gerçek denilen bir yığın kurgusalın önünde diz çöktürür.
Akıl: Peki sen de hislerini şımarttığını ve onların önünde diz çöktüğünü düşünmüyor musun? Birinin efendiliğini reddederken diğerininkine boyun eğmek…
Akla Veda: Akıl buyurgandır kişiliği zapturapt altına almaya meyillidir. Hislerin ise kişiliğine karşı hiçbir faşizan eğilim barındırmaz içinde. Hatta onlar bizzat varlığının ve kişiliğinin pınarından fışkırırlar. Hisler “ben” den ayrı bir şey değildir. Onların gücünün en bariz ve gizemli kanıtı gücünün kanıtlanmasındaki zorlukta saklıdır. Başına buyruk akılsa Bergson’un da dediği gibi yok etmek noktasında kendisi de dahil olmak üzere hiçbir sınır tanımaz. Akıl gerçekliğini kanıtlamak için çırpınır ve mütemadiyen gerçeği mutasyona uğratırken hislerse gerçeğin genleriyle oynanmasından hoşlanmaz ve gerçeklikteki otantizmin yanında yer alır. Biri bulandırmanın diğeri ise berraklaştırmanın alfabesi ile konuşur durur. Aklın gücünden ancak onu köleleştirerek istifade edilir ki akıl şımarıp efendilik iddiasına kalkıştığında kişiliğin Hiroşima’sına düşen arsız bir atom bombası oluverir.
Sen akıl mevzuunda benden daha sağlam kanıtlara sahipsin aslında ve ben bu kanıtları neredeyse reddediyorum. Sen işin kolayına kaçıyor ve herkesin önünde diz çöktüğü aklın herkes gibi önünde diz çöküyorsun. Sen herkessin arkadaşım! Biz birbirimizi anlamayız. Daha doğrusu ben seni anlarım sense tahlil etmeye çalışırsın ve benim perspektifimin uçsuz bucaksızlığında yolunu kaybedersin. Ben bir çırpıda kavrarım seni; ama senin deneylere ihtiyacın var gözlemlere formüllere ve denklemlere..
Akıl: Bak sloganla konuşma kanıtla göster yani kısacası önerme kullan. Bir sor kendine duygu nedir sence?
Akla Veda uygu ruhun ruhla sezilişi halinde ruhi bir hamledir arkadaşım. Ruhi bir atak... Bunu anlaman için aklının hakimiyetine son vermen gerekir!
Akıl: Bana bu tanımdan hareketle bir duyu söyler misin?
Akla Veda: Duyguların işleyişleriyle aklın işleyişi arasında metodolojik ve biçimsel bir benzerlik vardır arkadaşım. İkisinin de yürüyor olmasına bakarak bir insanla bir maymunu nasıl aynı statü ve varlık alanına oturtamazsak akıl ve hissin işlevselliğindeki bu biçimsel müşterekliğe dayanarak da ikisini birbirinin dengi diye telakki edemeyiz. Aklın ve hislerin varlığı onların (eylem planında) pıhtılaşması ile kavranırlar. Kaskatı bir vakıa olarak bir duyguyu gösterebileceğimi onu avuçlarının içine bırakabileceğimi efendin mi fısıldıyor sana?
Sen ifade edilebilirlerin adamısın. Aklına yatacak şeylerin insanı! Bir şeye inanman için onun sana parmakla işaret edilmesi gerekir. Oysa ben buna ihtiyaç duymuyorum. Aklını at gözlüğü gibi kullanıyorsun. Hadi onu hizmetkarın yap!
Akıl: Ben slogan kullanmayı sevmem.
Akla Veda: Israrla muhatabının slogan kullandığını vurgulamanın en kullanışlı ve geçerli slogan olduğunu sana ben mi hatırlatmalıyım! Bunu biliyor olmalısın!
Akıl: "Bilmek" ifadesini kullandın “bilmek””bilincinde olmak”! Neden köpeğe başvuruyorsun köpeklere başvurmak köpeğin üstün olduğunu kabul etmek demek değil mi?
Akla Veda: Aklını kullanırken zaafa düşüyorsun. Bozulan su borularımı nasıl tamir edeceğimi sorduğum bir su tesisatçısının benden daha üstün olduğunu kabul edemem.. Yüklerimi taşıtmak için kendisine baş vurduğum bir hamal ne diye benden üstün olsun? Akıl bazen bir hamal bazen bir tesisatçı bazen de bir komidir; ama her zaman hizmet eder!
İnsani ilişkilerde dahi akıllıca davranmak muhatabı içten içe bir hesapla gözden geçirmeden hiçbir tavır geliştirmemeye şartlandırır insanı. Bir başkasıyla kuracağın yakınlıkta akıl senin menfaatlerinin bekçisi ve benliğinin muhafız alayı gibi davranarak seni muhtemel kayıplar hususunda gerginleştirirken; hislerinse benliğini de aşan bir gerçeklikle hareket ettiği için menfaat noktasında hiçbir iç hesap yapmaz ve gerektiğinde kendi “ben”inin menfaatleri pahasına da olsa seni eyleme davet eder. Bu yüzden hislerin davetine uyarak giriştiğim eylemlerdeki kayıplarımı aklımın güdümünde gerçekleştirdiğim eylemlerin kazançlarına tercih ederim. Hisler kaybettirdikleri zamanlarda dahi kişilikten hiçbir şey koparmazlarken akıl kazandırırken bile karşılığında kişiliğinden bir şeyler araklayıp onu aşındırabilir! Bu her zaman böyle olmasa da kaide olan budur ve yaşam biçimleri istisnalar üzerine bina edilemezler!
Aklına iyi bak! Ona ihtiyacın var senin!