Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

an-ı seyyale

br garip gezgin
 
Üyelik Tarihi
27 Ağu 2009
Mesajlar
1,673
Aldığı Beğeniler
16
Konum
bir garip dünya
Takım
Diğer
AKLIMIZ VARDI AMA HİDAYETİMİZ YOKTU

Hz. Ömer’in hilafet günleri İslam’ın izzet şeref ve adalet günleridir. On buçuk yıl süren hilafet görevi ile değil sadece dostlarına düşmanlarına bile bir çok şey öğretmiştir. İmamet ve hilafetin ne demek olduğunu çok iyi anlayan o yüce insan bir ömür İslam toplumunu büyük bir dikkat ile yönetmiş en küçük bir sapmaya yada bozulmaya karşı çok ciddi önlemler almıştı. İşte o günlerin birinde altı yıl Nübüvvetin mesajına cahiliyenin kendi üzerinde oluşturduğu taassuptan dolayı karşı olan Hz. Ömer Peygamber Mescidinde genç neslin ellerindeki en büyük imkân olan imanın yüceliğini anlamaları için cahiliye ile İslam arasındaki farkları onlara anlatıyor.
Zaman zaman duygulanan zaman zaman kızan Raşid Halife özellikle Medine’nin gençlerine İslam’ın kıymet ve değerini öğretme adına diyor ki: “Biz öyle karanlık bir zaman diliminde yaşadık ki! Kız çocuklarımızı ‘hadi dayına gidiyoruz’ diye yanımıza alır; Mekke’nin dışına çıkarır kendi ellerimizle kazdığımız çukurlara diri diri onları gömerdik. Yine ellerimizle helvadan putlar yapar acıkınca biraz önce önünde el-pençe divan durduğumuz o putları yerdik.”
Hz. Ömer’i “İbnu’l-Faruk/Faruk’un Oğlu” olarak tanıyan ve yüce kameti hiç kimselerin akıllarına gelmeyen ince derin ve uzak görüşlülüğü ile bilen ve Hz. Peygamber’den onun hakkında; “Ömer’in dilinin üzerinde meleğin dili vardır; Ömer konuşan değil konuşturulandır” sözlerini işiten o gençler böyle bir insanın nasıl kız çocuklarının gömülmesine seyirci kaldığını ve nasıl helvadan yapılmış putlara tazim ederek cahiliyenin inançlarına kapı açtığını bir türlü anlayamıyorlardı. Çünkü onlar Hz. Ömer’i hep farukiyeti ile tanımışlardı. Cemaatte bulunan bir genç daha fazla dayanamadı ayağa kalktı ve Hz. Ömer’e dedi ki: “Ey Müminlerin Emiri! Siz cahiliyede bu işleri yaparken aklınız yok muydu? Ancak aklı olmayan biri bunları yapabilir!”
Bir anda Hz. Ömer’in yüzünde acı bir tebessüm belirdi ve üzerinde durup saatlerce düşüneceğimiz şöyle bir cevap verdi: “Ya Büneyye! İndena akıl ve lakin lem tekün indena hidayet” yani “Ey Evladım! Aklımız vardı ama hidayetimiz yoktu.”
Öyle ya hidayetsiz akıl ne işe yarar ki! Hidayetsiz akıl ışıktan mahrum olan göz gibidir. Gözü olup da ışıktan mahrum biri var olan gözüne rağmen halen nasıl körlük çekiyorsa; aklı olup da hidayetten mahrum olan biri de akıl gibi büyük bir nimete rağmen delilere rahmet okutacak işler yapabilir. İşte Hz. Ömer cahiliye günlerinde kendilerinde olan en büyük eksikliği böyle dile getiriyor ve Medine’nin genç Müslümanlarına hidayetin ne kadar önemli olduğunu veciz bir şeklide böyle ifade ediyordu.
Hz. Ömer İslam’ın kıymetini çok iyi anlayan biriydi. O cahiliyenin zifiri karanlığından en büyük hidayet kaynağı olan Kur’an’ın mesajları ile kurtulmuştu. Bunun içinde; “İslam’dan daha büyük şeref mi olur?” diyordu. Ömerü’l-Faruk biliyordu ki; Kur’ansız bir dünya aklını kaybeden yani deli olan bir insan gibidir. Çünkü “Kur’an dünyanın aklıdır.” Kur’an gibi bir nimetten mahrum olan birinden hayatının tamamında bir istikrar düzen ve adalet beklemek boşa bir bekleyiştir.
Kur’an’ın hidayet dağıtan mesajlarından önce o günün dünyasında en modern ve en ilerici olan Mekke toplumunun cahiliye diye isimlendirilmesi asla o insanların bilinen manada bir cahil oldukları yanlışına bizleri düşürmemelidir. Unutmamalıyız ki o günün Mekke’si coğrafi tarihi iktisadi ve kültürel anlamda dünyanın merkezi konumundaydı. Böyle üstün meziyetleri olmasına rağmen cahiliye diye isimlendirilmesi hidayetten ve hidayetin en büyük kaynağı olan Kur’an’dan mahrum olmalarından kaynaklanıyordu.
Bu bilgiler ışığında o günlerden bu günlerimize bir pencere açarsak; modern cahiliyenin mahrum olduğu şeyinde Mekke cahiliyesi ile aynı olduğunu görmekte zorlanmayız. Bugün koca koca adamların isimlerinin önünde ve arkasında büyüklüklerini (!) ifade eden unvanlar taşımalarına rağmen dağdaki hiçbir şeyden haberi olmayan ümmi bir çobanı dahi güldüren sözlerini duyunca hidayetin kıymet ve değerini daha iyi anlıyor; bu insanların gözlerine rağmen körlük çekmelerini akıllarına rağmen dengeden mahrum işler yapmalarının sebebini daha iyi bir anlıyoruz.
Ne diyelim; Rabbim hepimize hidayet versin. Hidayetin yegâne kaynağı olan Kur’an’ın hayat veren mesajlarını anlamayı bizlere nasip etsin. Dünyalarımızı karartmak isteyen hidayet mahrumlarının ahiretlerini kurtarmak zorunda olduğumuz gerçeğini bizlere unutturmasın.
(âmin)
 

dilsitan

Ya HaY
 
Üyelik Tarihi
24 Ağu 2009
Mesajlar
14,031
Aldığı Beğeniler
9,655
Takım
Galatasaray
amin ALlah razi olsn bacim bu degerli paylasim icin

gercekten hidayet meseleesi
bizim bi ögretmen vardi
adamin Islam hakkinda okadar cok bilgisi vardiki
kimi müslümanin bilgisinden daha cok ama
RAbbim hidayet vermeyince olmuyor..
 

Geceler

Sükut_u Sonbahar
 
Üyelik Tarihi
11 Nis 2007
Mesajlar
24,205
Aldığı Beğeniler
22,175
Takım
Fenerbahçe
Aminnnn
Cenab-i Hak razi olsun insaAllah kardesim paylasimin icin tesekkürler
Selam ve Dualarimla.......
 

ferdane

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
11 Nis 2009
Mesajlar
205
Aldığı Beğeniler
2
Takım
Galatasaray
amiiin kardeşim Allah razı olsun
 

hazan mevsimi

İdi Amin Dada
 
Üyelik Tarihi
6 Eki 2009
Mesajlar
3,271
Aldığı Beğeniler
20
Konum
Baş Kurdistan
Takım
Galatasaray
Amin kardeşim
Allahu Teala razı olsun
hidayet nasip etmezse Rabbim
kişi bakar köre dönüşür burnunun ucunu dahi göremez
görenedir görene, köre nedir köre ne diye boşa dememişler ...
 
Üst Alt