- Üyelik Tarihi
- 2 Eyl 2005
- Mesajlar
- 2,975
- Aldığı Beğeniler
- 2
"ALDANIYORLAR..."
İnsanların, âhıretdeki ni'metlere nâil olmamaları, Ondan yüz çevirdikleri içindir.
Yüz çeviren, elbette birşey alamaz. Ağzı kapalı bir kap, Nisan yağmuruna elbette
kavuşamaz. Evet, yüz çeviren birçok kimsenin, dünyâ ni'metleri içinde yaşadığı
görülüp, mahrûm kalmadıkları zan olunuyor ise de, bunlara dünyâ için çalışmalarının
karşılığını vermekdedir. Yalnız dünyâ için çalışanlara verdiği dünyâlıklar hakîkatde
azâb ve felâket tohumlarıdır. Mekr-i ilâhî ile, istidrâc olarak, ya'nî Allahü
teâlânın aldatarak, ni'met şeklinde gösterdiği musîbetlerdir. Nitekim, Mü'minûn
sûresi, ellialtıncı âyetinde meâlen, (Kâfirler, mal ve çok evlâd gibi dünyâlıkları
verdiğimiz için, kendilerine iyilik mi ediyoruz, yardım mı ediyoruz sanıyor.
Peygamberime "sallallahü aleyhi ve sellem" inanmadıkları ve dîn-i islâmı
beğenmedikleri için, onlara mükâfât mı ediyoruz, diyorlar? Hayır öyle değildir.
Aldanıyorlar. Bunların ni'met olmayıp, musîbet olduğunu anlamıyorlar) buyurdu.
Kalbleri [gönülleri] Hak teâlâdan yüz çevirenlere verilen dünyâlıklar, hep
harâblıkdır, felâketdir. Şeker hastasına verilen tatlılar, helvalar gibidir.
Kalb, yürek denilen et parçasında bulunan bir kuvvetdir. Elektriğin aküde, pilde
bulunması gibidir. Rûh [can] ise, bedenin her yerinde bulunur. Kalb, nefse uyup,
küfr veyâ günâh yapmak isteyince, Allahü teâlâ, bu kula acırsa, küfr ve günâh
işlemesini istemez. O da, yapamaz. Acımazsa, işlemesini ister ve yaratır.
Karşılığını da verir. O hâlde insanın azâblara, felâketlere sürüklenmesine sebeb,
kendisidir. Kalbinin islâmiyyete uymayıp, nefsine uymasıdır.
(Tam İlmihâl Seâdet-i
Ebediyye)
İnsanların, âhıretdeki ni'metlere nâil olmamaları, Ondan yüz çevirdikleri içindir.
Yüz çeviren, elbette birşey alamaz. Ağzı kapalı bir kap, Nisan yağmuruna elbette
kavuşamaz. Evet, yüz çeviren birçok kimsenin, dünyâ ni'metleri içinde yaşadığı
görülüp, mahrûm kalmadıkları zan olunuyor ise de, bunlara dünyâ için çalışmalarının
karşılığını vermekdedir. Yalnız dünyâ için çalışanlara verdiği dünyâlıklar hakîkatde
azâb ve felâket tohumlarıdır. Mekr-i ilâhî ile, istidrâc olarak, ya'nî Allahü
teâlânın aldatarak, ni'met şeklinde gösterdiği musîbetlerdir. Nitekim, Mü'minûn
sûresi, ellialtıncı âyetinde meâlen, (Kâfirler, mal ve çok evlâd gibi dünyâlıkları
verdiğimiz için, kendilerine iyilik mi ediyoruz, yardım mı ediyoruz sanıyor.
Peygamberime "sallallahü aleyhi ve sellem" inanmadıkları ve dîn-i islâmı
beğenmedikleri için, onlara mükâfât mı ediyoruz, diyorlar? Hayır öyle değildir.
Aldanıyorlar. Bunların ni'met olmayıp, musîbet olduğunu anlamıyorlar) buyurdu.
Kalbleri [gönülleri] Hak teâlâdan yüz çevirenlere verilen dünyâlıklar, hep
harâblıkdır, felâketdir. Şeker hastasına verilen tatlılar, helvalar gibidir.
Kalb, yürek denilen et parçasında bulunan bir kuvvetdir. Elektriğin aküde, pilde
bulunması gibidir. Rûh [can] ise, bedenin her yerinde bulunur. Kalb, nefse uyup,
küfr veyâ günâh yapmak isteyince, Allahü teâlâ, bu kula acırsa, küfr ve günâh
işlemesini istemez. O da, yapamaz. Acımazsa, işlemesini ister ve yaratır.
Karşılığını da verir. O hâlde insanın azâblara, felâketlere sürüklenmesine sebeb,
kendisidir. Kalbinin islâmiyyete uymayıp, nefsine uymasıdır.
(Tam İlmihâl Seâdet-i
Ebediyye)