- Üyelik Tarihi
- 12 Haz 2007
- Mesajlar
- 492
- Aldığı Beğeniler
- 3
ALİMLERİN PERDESİ
Bir alimin en büyük perdesi nefsidir. Çünkü nefis, kendi cinsine itaattan hoşlanmaz. Bildiklerini kendisine yeterli bulur. Daha ötelerini kolay kolay farkedemez. Gerçi, insaflı bir alim, ilmin var dediğine yok demez. Fakat, zahir ilmi yanında feraset ilmi yoksa, iman ettiği çok şeyin inceliğine ve hikmetine hiç ulaşamadan ahirete göçebilir.
Rahmet Peygamberi [s.a.] bildiriyor ki, mahşerde ilk hesaba çekilecek ve en çok göz yaşı dökeceklerden birisi de, dünyada elde ettiği ilmin hakkını vermeyen ve onu ahiret sermayesi yerine, şöhret ve geçim vesilesi yapan alimlerdir. [Müslim, imare, 152; Nesaî, Cihad, 22; Ahmed, Müsned, 11, 322]
Sahibini marifetullaha, ilahî aşka ve takvaya götürmesi için ikram edilmiş bir ilim, bu hedefe kullanılamaz ise, kusur ilmin değil, onu taşıyanındır.
Hiç şüphesi ilim bir ilaçtır. Onu Yüce Allah gökten indirmiş, Hz. Resûlulah (s.a.v) Efendimiz bu ilacı içilecek hale getirmiştir. O, bütün ümmetine ışık olmuş, yol açmıştır. Saadetli hayatında ilmin amele, amelin hikmete, hikmetin muhabbete nasıl dönüştüğünü bizzat göstermiş ve bunun yolunu öğretmiştir.
Bütün mesele bu ilacı içmektir. Ariflerden birisine: "Dünyanın en zor işi nedir? diye sorulunca: "İlme göre amel etmektir" cevabını vermiştir.
Bir mürşide intisabın hedefi, ilme uyarak Yüce Allah'a güzel kulluk yapmaktır. Mürşidin görevi, nasibi olanlara bu ilacı ulaştırmaktır.
Mürşid, hem alim, hem de ariftir. Yani iki kanatlıdır. Zahir ve bâtın ilminde yetkilidir. Mülk alemini tanıdığı kadar, melekut alemini de tanır. Bedeni yerde gezerken, ruhu gökte ilahi tecellileri müşahede eder. İnsanların arasında bulunduğu gibi, gökte meleklerin arasına girme imkanı ve izni de vardır. Çünkü o, Yüce Allah'ın halifesidir, dostudur, şahididir.
Kamil insan yerde ihlas ve aşk ile Yüce Allah'ı zikrettikçe, Yüce Allah da onu göklerde melekleri arasında zikreder. Yüce Allah onu (kafir ve gafiller hariç) bütün varlıklara tanıtır, sevdirir, rahmet yapar. Dilediklerine onunla ilim, feyiz, nur, güzel ahlak, edep gibi manevî nimetler ikram eder. Bu insan, alim-cahil herkes için bir kıymettir, rahmettir, ilahi hediyedir.
Mümin için en faziletli amellerden birisi, Allah (c.c) için Allah'ın sevdiklerini sevmektir.
Bizler kimin Allah dostu olduğunu sıfatlarından tanırız.
Gece ve gündüzünü Yüce Allah'a ibadet ve ta-ate ayırmış, her hâli ile hak adamı olduğunu ispat etmiş, ayrıca hak yolda insanların irşat ve terbiyesini üstlenmiş kamil bir insanı niçin sevmeyelim? Halbuki, her mümin, iman dairesine girmiş bütün insanları sevmekle yükümlüdür. Yüce Allah müminler arasında yabancılık, ayrılık, gayrılık, senlik-benlik istemiyor. Onların biz şuuru ile hareket etmesini emrediyor. Hepsinin aynı sevgi ve aynı safta buluşmasını istiyor.
Bu sevgi Allah sevgisidir. Buluşulacak saf kulluk safıdır. Sevgide en ön sırayı alimler almalıdır.
Ben en iyisini bilirim, ben kendime yeterim demek, edebe aykırıdır.
Bu anlayış Allah katında insanı mesul eder. Çünkü her şeyin en iyisini, en doğrusunu ancak Yüce Allah bilir.
Neyin en iyi, en doğru ve en güzel olduğunu akılla değil, vahiyle bilmek mümkündür.
Vahyi anlamak için muhakkak akıl lazımdır; ancak kibirle perdelenmiş akla vahyin hakikati kapalıdır.
Ben demek hiç kimseye rahmet olmaz.
Bu anlayış ancak nefsi azdırır, şeytanı sevindirir.
Benlik bağını aşan alim, Hak yolunda en zor ve en büyük engeli aşmıştır. Gerçi arifler, insanın en son aşacağı engellerden birisi benliktir diyorlar. Ancak Yüce Allah bir kuluna merhamet eder, kalbini sevgisiyle doldurur ve azametini idrak ettirirse, o kulda benlik-senlik kalmaz, Allahu Ekber der; boynunu büker, kusurunu görür; göz yaşı döker, önce kendisine acır, en fazla rahmete ve ilahi yardıma kendisin muhtaç olduğunu söyler.
Bu tevazuya ulaşamayan kimse, Yüce Allah'a ulaşamaz diyor arifler. İlahi aşk ve takva ile dolu bir kalp, yeryüzünün en zengin hazinesidir
Allah dostları ile aynı meclisi paylaşan bir alim, bu tevazu ve edeple çok şey kazanacaktır.
Çünkü o, nefsini ezip Allah için tevazu göstermiştir. Benliği terk edip sevgiyi tercih etmiştir. Devamlı Yüce Allah'a bağlı bir kalbi kendisine rehber yapmıştır. Kopmayan bir ipe sarılmıştır..
Şu hadis-i şerif her mümine çok şey ifade eder:
"Kim Allah için tevazu gösterirse, Allah onu yüceltir. Kim kibir gösterirse Allah onu alçaltır." (Ahmed, Müsned, I, 44; ibnu Hıbban, Sahih, No: 5649; Hey-semi, Mecmau'z-Zevaid, VIII, 82)
Gönül Dostlarının Cemiyeti Islahı
Dilaver Selvi
Bir alimin en büyük perdesi nefsidir. Çünkü nefis, kendi cinsine itaattan hoşlanmaz. Bildiklerini kendisine yeterli bulur. Daha ötelerini kolay kolay farkedemez. Gerçi, insaflı bir alim, ilmin var dediğine yok demez. Fakat, zahir ilmi yanında feraset ilmi yoksa, iman ettiği çok şeyin inceliğine ve hikmetine hiç ulaşamadan ahirete göçebilir.
Rahmet Peygamberi [s.a.] bildiriyor ki, mahşerde ilk hesaba çekilecek ve en çok göz yaşı dökeceklerden birisi de, dünyada elde ettiği ilmin hakkını vermeyen ve onu ahiret sermayesi yerine, şöhret ve geçim vesilesi yapan alimlerdir. [Müslim, imare, 152; Nesaî, Cihad, 22; Ahmed, Müsned, 11, 322]
Sahibini marifetullaha, ilahî aşka ve takvaya götürmesi için ikram edilmiş bir ilim, bu hedefe kullanılamaz ise, kusur ilmin değil, onu taşıyanındır.
Hiç şüphesi ilim bir ilaçtır. Onu Yüce Allah gökten indirmiş, Hz. Resûlulah (s.a.v) Efendimiz bu ilacı içilecek hale getirmiştir. O, bütün ümmetine ışık olmuş, yol açmıştır. Saadetli hayatında ilmin amele, amelin hikmete, hikmetin muhabbete nasıl dönüştüğünü bizzat göstermiş ve bunun yolunu öğretmiştir.
Bütün mesele bu ilacı içmektir. Ariflerden birisine: "Dünyanın en zor işi nedir? diye sorulunca: "İlme göre amel etmektir" cevabını vermiştir.
Bir mürşide intisabın hedefi, ilme uyarak Yüce Allah'a güzel kulluk yapmaktır. Mürşidin görevi, nasibi olanlara bu ilacı ulaştırmaktır.
Mürşid, hem alim, hem de ariftir. Yani iki kanatlıdır. Zahir ve bâtın ilminde yetkilidir. Mülk alemini tanıdığı kadar, melekut alemini de tanır. Bedeni yerde gezerken, ruhu gökte ilahi tecellileri müşahede eder. İnsanların arasında bulunduğu gibi, gökte meleklerin arasına girme imkanı ve izni de vardır. Çünkü o, Yüce Allah'ın halifesidir, dostudur, şahididir.
Kamil insan yerde ihlas ve aşk ile Yüce Allah'ı zikrettikçe, Yüce Allah da onu göklerde melekleri arasında zikreder. Yüce Allah onu (kafir ve gafiller hariç) bütün varlıklara tanıtır, sevdirir, rahmet yapar. Dilediklerine onunla ilim, feyiz, nur, güzel ahlak, edep gibi manevî nimetler ikram eder. Bu insan, alim-cahil herkes için bir kıymettir, rahmettir, ilahi hediyedir.
Mümin için en faziletli amellerden birisi, Allah (c.c) için Allah'ın sevdiklerini sevmektir.
Bizler kimin Allah dostu olduğunu sıfatlarından tanırız.
Gece ve gündüzünü Yüce Allah'a ibadet ve ta-ate ayırmış, her hâli ile hak adamı olduğunu ispat etmiş, ayrıca hak yolda insanların irşat ve terbiyesini üstlenmiş kamil bir insanı niçin sevmeyelim? Halbuki, her mümin, iman dairesine girmiş bütün insanları sevmekle yükümlüdür. Yüce Allah müminler arasında yabancılık, ayrılık, gayrılık, senlik-benlik istemiyor. Onların biz şuuru ile hareket etmesini emrediyor. Hepsinin aynı sevgi ve aynı safta buluşmasını istiyor.
Bu sevgi Allah sevgisidir. Buluşulacak saf kulluk safıdır. Sevgide en ön sırayı alimler almalıdır.
Ben en iyisini bilirim, ben kendime yeterim demek, edebe aykırıdır.
Bu anlayış Allah katında insanı mesul eder. Çünkü her şeyin en iyisini, en doğrusunu ancak Yüce Allah bilir.
Neyin en iyi, en doğru ve en güzel olduğunu akılla değil, vahiyle bilmek mümkündür.
Vahyi anlamak için muhakkak akıl lazımdır; ancak kibirle perdelenmiş akla vahyin hakikati kapalıdır.
Ben demek hiç kimseye rahmet olmaz.
Bu anlayış ancak nefsi azdırır, şeytanı sevindirir.
Benlik bağını aşan alim, Hak yolunda en zor ve en büyük engeli aşmıştır. Gerçi arifler, insanın en son aşacağı engellerden birisi benliktir diyorlar. Ancak Yüce Allah bir kuluna merhamet eder, kalbini sevgisiyle doldurur ve azametini idrak ettirirse, o kulda benlik-senlik kalmaz, Allahu Ekber der; boynunu büker, kusurunu görür; göz yaşı döker, önce kendisine acır, en fazla rahmete ve ilahi yardıma kendisin muhtaç olduğunu söyler.
Bu tevazuya ulaşamayan kimse, Yüce Allah'a ulaşamaz diyor arifler. İlahi aşk ve takva ile dolu bir kalp, yeryüzünün en zengin hazinesidir
Allah dostları ile aynı meclisi paylaşan bir alim, bu tevazu ve edeple çok şey kazanacaktır.
Çünkü o, nefsini ezip Allah için tevazu göstermiştir. Benliği terk edip sevgiyi tercih etmiştir. Devamlı Yüce Allah'a bağlı bir kalbi kendisine rehber yapmıştır. Kopmayan bir ipe sarılmıştır..
Şu hadis-i şerif her mümine çok şey ifade eder:
"Kim Allah için tevazu gösterirse, Allah onu yüceltir. Kim kibir gösterirse Allah onu alçaltır." (Ahmed, Müsned, I, 44; ibnu Hıbban, Sahih, No: 5649; Hey-semi, Mecmau'z-Zevaid, VIII, 82)
Gönül Dostlarının Cemiyeti Islahı
Dilaver Selvi
Allah'a emanet ol !