Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

HACI BORAN

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
4 Eyl 2005
Mesajlar
2,198
Aldığı Beğeniler
6
ALLAH AHLAKI İLE AHLAKLANMAK



Allah gibi düşünmek der Hz. İsa Aleyhisselam bununla , Allah

Resulü nün Allah Ahlakıyla ahlaklanın işareti aynı şeydir.

bu işaretler hep bizleri bulunduğumuz toplumun şartlanmalarından

ve değer yargılarından arınarak varlığı; Allahın değerlendirişi gibi

değerlendirmeğe yönlendirmektedir. Bütün bunların gerçekleşmesi ise

yalnızca beyin kapasitemizin arttırılması ve bu kapasitenin gerçek

ilimle değerlendirilmesiyle mümkün olur. İlmi değerlendirmenin yolu

da insanın yeni öğrenmekte olduğu herşeye önyargısız ve objektif

olarak yaklaşmasından geçer.

Esasen islam, senin tabiatınla alışkanlıklarınla mücadele yani

terkibini değiştirme çalışmalarıdır bu çalışmalar yani zikr namaz

oruç bilinçli yapılmak suretiyle beyni geliştireceği için kendini var

edenle arandaki perdeleri kaldırır, gerçek manada kendini bilme ve kendini tanımaya başlarsın.

DOSTtan Dosta sh.26

121. Senin seni bilişin sürekli daha geniş kapsamlı çalışmayı getirmiyorsa bu bilişin yetersizdir


947. Allah ahlakı ile ahlaklanmak fevkalade zordur, bundan da daha zor olanı beşerin arasında gereklerine uyarak yaşayabilmektir.

DUA

DOSTtan Dosta sh.167

1079. Dua insanın varlığındaki ilahi gücün ortaya çıkartılması tekniğin

den başka bir şey değildir.

Dua müminin silahıdır.

Burada dua ile ortaya çıkarılacak insanın varlığındaki ilahi güç ne olabilir acaba ?

Çalış ki takdirdekine eresin.
Dua insana verilmiş yaratma sırrıdır, insan dua ettikçe Allah onunla yaratır.

İnsandaki ilahi güç : Cenabı Hakkın insan üzerindeki TAKDİR idir.

Çalışmanın amacıda bu takdiri ortaya koyma ve yaşama faaliyetidir.

Bu çalışmalara dinde ibadet ismiyle işaret edilmiştir.



HÜSEYİN GÜRSOY
 

keremm

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
7 Eyl 2005
Mesajlar
1,242
Aldığı Beğeniler
9
Konum
AĞRI ( İSTANBUL - İstinye)
Takım
Galatasaray
değerli abim bu konunun başlığı hiç olmamış.
lütfen konu başlığı değiştirilsin..



Allah Ehattir. Zat ve mahiyeti varlıklara benzemekten, mekan ve zamandan, değişip başkalaşmaktan uzak olan tek ve yekta varlık odur. O Samettir. Bütün varlıklar, yaratılmasında ve yaşatılmasında, kısaca her hâl ve keyfiyetlerinde ona muhtaçtırlar, o ise hiçbir şeye muhtaç değildir.

Allah doğmak ve doğrulmak gibi mahluklara ait sıfatlardan uzaktır. Çünkü onun ne başlangıcı, ne de sonu vardır. Evet o, vardı ve ondan başka hiçbir şey yoktu. Ezelî ve ebedî olan Allah'ın bir başkasının tesiriyle vücuda geldiği nasıl düşünülebilir?

Onun eşi, benzeri, dengi yoktur. Ne yaratıcılığında, ne idaresinde, ne terbiye ediciliğinde, ne de hakimiyetinde; ona denk olabilecek hiçbir mevcut düşünülemez. Zerre kadar aklı olan kimse böyle bir zat hakkında, bu çelişkili sorunun sorulamayacağını bilir.

Evet yaratıcı olan, yaratılan olamaz. Kuvvet ve kudreti sonsuz olan, bir başkasının tesiriyle vücuda gelemez. Başlangıcı olmayan, sonradan olamaz. Kısaca hem yaratıcılığın sonsuz kemal sıfatlarıyla donatılmış, hem de mahluk olmanın gereği olarak sınırsız eksikliklere sahip bir konumda olamaz.

Bir de konunun devir-teselsül ile ilgili bir yönü vardır ki o da şudur. Art arda bağlı hadiseler zincirinde mutlaka bir ilk halka olmalıdır ki diğer halkalar ona bağlı olsun. Mesela, on beş vagonlu bir trende, her bir vagonu bir önceki vagon çeker. Sonuçta iş, lokomotife dayandığında, 'Lokomotifi kim çekiyor?' diye sorulmaz. Çekme gücü olan fakat çekilmeye ihtiyacı olmayan bir araç olmalı ki -o da lokomotiftir- tren sağlıklı olarak hareket edebilsin.

Aynı şekilde, bir şekerin nasıl yapıldığını sorsak, bize cevaben, şeker fabrikasında yapıldığı söylenecektir. Şeker fabrikasındaki aletlerin nerede yapıldığını sorduğumuzda onların da tezgahlardı gösterilecektir. Neticede problem bir ilme, bir iradeye dayandırılmazsa, tezgahın da tezgahı sorulacak ve kısır döngüye düşülecektir.

Bir er, emri onbaşıdan, o da yüzbaşıdan ve nihayet başkomutan da padişahtan alır. Peki, padişah kimden emir alıyor, diye sorulmaz, zira o emir alan değil emir veren konumundadır. Eğer birinden emir alacak olursa, o da emredilenler sınıfına girer ona emir veren kimse padişah olur.

Buraya kadar yapılan açıklamalardan açıkça anlaşılıyor ki, bu kainatın varlığı, zatı, isimleri ve sıfatlarıyla ezelî olan bir yaratıcıya dayanmaktadır. Böyle bir zatı kimin yarattığı sormak aklen mümkün değildir.


(Mehmet Kırkıncı)
 
Üst Alt