Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Necmeddin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Ocak 2006
Mesajlar
10,138
Aldığı Beğeniler
179
Konum
Batman
Takım
Diğer
ALLAH için sevgi ALLAh için buğz;imanin en sağlam kulpudur,imanın tekamulunde en büyük amildir.
Resuli ekrem S.A.V efendimiz hadasi şeriflerinde buyururlar ki
Amellerin en üstünü ALLAh için sevmek,ALLAh için buğz etmektir.(Ebu davud)
ALLAh için sevmek,ALLAh için fasıklara buğz etmek farzdır.(Buhari)

Şu üç haslet kimde bulunursa imanın tadını almış olur.
1- ALLAh ve RESUL unu herkesten ve herşeyden daha fazla sevmek
2- Sevdiğini ancak ALLAh için sevmek.
3- İman ettikten sonra,ateşe atılmaktan nefret eder gibi,küfre dönmekten nefret etmek.(Buhari)
ALLAh için sevgi,kişiyi kendi şahsi menfaati için değil de,ALLAh ü tealanın rızasını kazanmak,ahiret saadet ve selametine ermek için sevmektir.
Sevdiğini ALLAh için seven kimsenin,sevmediğini de ALLAH için sevmemesi lazımdır.Hatta ne kadar ibadet ederse etsin,bunu ayırt edemezse delalettedir.İbadetlerinden fayda görmez.Çok ince bir noktadir.ALLAh ü teala azze ve celle söyle buyuruyor.
İnkarcılara karşı çok çetin,birbirlerine karşı çok merhametlidirler.(Fetih 29)
ayeti kerimesi ile müminlerin vasıflarını beyan buyurmuştur.

Diger bir ayeti kerimede söyle buyurmustur.
ALLAH a ve ahiret gününe inanan bir milletin,babaları,ogulları,kardesleri,yahut akrabaları da olsa,ALLAh a ve PEYGAMBERİ ne dusman olan kimselerle dostluk ettiğini görmezsin..(Mucadele22)

Hazreti ALLAh ı RESUL İ ekrem S.A.V i seven,dostlarınıda sever,düşmanlarına düşman kesilir.

RABBİM bizleri ALLAH için seven ve ALLAH için buğz edip,imanın lezzetini tadan kullarından etsin..AMİN...
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
Müminlerin Birbirlerine Olan Sevgileri

Sevgi, Allah'ın insanlara verdiği en büyük nimetlerden biridir. Allah, insan fıtratını sevmekten ve sevilmekten zevk alacak, dostluktan ve yakınlıktan hoşlanacak şekilde yaratmıştır. Kuran ahlakını yaşayan insanlarla birarada olmak, onlarla dostluğu ve sevgiyi yaşamak ise, iman eden bir insana birçok nimetten çok daha fazla zevk verir. Bu nedenle Allah'ın sevdiği ve hoşnut olduğu kullarına vadettiği cennet, gerçek sevginin, dostluğun ve yakınlığın sonsuza kadar büyük bir coşku ile yaşanacağı olağanüstü güzellikte bir yerdir. Allah'ın Kuran'da cennet hayatına dair verdiği haberlerde hep neşe, arkadaşlık, sevgi, muhabbet, güzel söz ve huzurdan bahsedilmektedir. Sevgi ve dostluğu engelleyecek herşey cennetteki insanlardan uzak tutulmuştur. Örneğin Allah bir ayette, cennete girecek olan müminlerin kalplerinden kinden ne varsa alındığını bildirmiştir. (Araf Suresi, 43) Kıskançlık, düşmanlık, rekabet, öfke, darılma, alınma gibi sevgiyi ve dostluğu engelleyen bütün kötü özellikler cennetin dışında kalacaktır.

Cennetle müjdelenen Müslümanların önemli özelliklerinden biri, onların dünya hayatındayken de Allah'ın elçilerini, peygamberlerini ve Allah'ın rızasına uyan tüm Müslümanları çok sevmeleridir. Kuran'da müminler arasındaki bu sevgi ve dostluk bağı şöyle bildirilmektedir:

Sizin dostunuz (veliniz), ancak Allah, O'nun elçisi, rüku' ediciler olarak namaz kılan ve zekatı veren müminlerdir. (Maide Suresi, 55)
 

MuhacirEnsar

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
31 Eki 2005
Mesajlar
6,511
Aldığı Beğeniler
40
Konum
MEDİNE
Takım
Fenerbahçe



ALLAHI SEVER GİBİ SEVME VE ALLAH İÇİN SEVME
Bir şeyi, insanı yada bir varlığı sevdiğimizde ne yaparız? Onu gerçekten sevdiğimiz nasıl anlaşılır? Sevdiğimiz varlığın hal ve tavırlarımız üzerinde nasıl bir yansıması olur? Her şeyi, her insanı veya varlığı aynı şekilde mi severiz? Yoksa sevginin yansıması sevilenin ne olduğuna bağlı olarak değişir mi ?

Sözlüklerde sevgi, genel olarak insanı bir şeye veya bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu diye tanımlanırken, aşk, aşırı sevgi ve bağlılık duygusu diye nitelendirilmektedir.

Arapça''da sevgiyi ifade eden birçok kelime bulunmaktadır. Âdeta sevginin her bir derecesi ve şekli için ayrı bir kelime kullanılmıştır.Söz konusu kelimelerin hepsinin üzerinde ayrı ayrı durmak bu yazının kapsamını aşar. Ancak Allah ve Rasulünün gerçekte nasıl sevilmesi gerektiğini anlamak için Kur''ân-ı Kerim ''de bu sevgiyi ifadede en sık kullanılan muhabbet (el-me-habbe) kelimesi üzerinde biraz durmakta fayda var.

Bu kelimenin sözlük anlamı, saflık ve beyazlık, yükselmek ve açığa çıkmak, sebat ve kararlılık, öz ve çekirdek, korumak ve tutmak gibi her biri muhabbetin bir yönüne işaret etmektedir. Zira muhabbet katıksız bir sevgidir. Sevgiliye yönelik kalbî isteklerin coşup taşmasıdır. Kalbin mahbûba âdeta bağlanması ve hiç ayrılmamasıdır. Hatta sevdiğine canını (özünü) bile verebilmesidir.

Kur''ân, kalbî bir yöneliş ve arzuyu ifade eden muhabbetin hakikatte yalnız Allah Teâlâ''ya yöneltilmesi gerektiği üzerinde ısrarla durur. Nitekim Hz. İbrahim''in dilinden "Ben batanları sevmem" buyrularak fânî varlıkların gerçek anlamda sevgiye layık olmadıkları vurgulanırken, Allah''tan başka canlı ve cansız her nevi varlığı "Allah''ı sever gibi sevmenin" yanlışlığına da şöyle dikkat çekilir: "İnsanlardan bazıları Allah''tan başkasını Allah''a denk tanrılar edinir de onları Allah''ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah''a karşı sevgileri ise her şeyden daha sağlam ve kuvvetlidir. "

Bu âyet bize gösteriyor ki en çok sevgiye layık olan Allahtır. Ondan çok sevilen her ne olursa olsun, Ona denk tutulmuş ve ilah edinilmiş olur. Ondan çok sevilenlere peygamberleri ve velileri de dahil etmek mümkündür. Tabiki Allahı sevmek, ancak peygamberlerine tabi olmakla mümkün olabilir. Ancak, Peygamberleri ve Allah''ın veli kullarını severken âyetin muhtevasını göz önünde bulundurmalı ve onların muhabbetini, Allah muhabbeti derecesine vardırmaktan sakınmalıdır. Zira Allah için sevmekle, Allahı sever gibi sevmek arasındaki farkı iyi anlamak gerekmektedir. Allah''ı sevenler elbette Allah''ın yolunda giden sevgili kullarını da severler, fakat Allah gibi değil, Allah için severler ve bu sevgi ile Allah yolunda onlara tabi olurlar. Binaenaleyh, Allah''ın sevdiği kullarını sevmek ve onlara tabi olup görüşlerine itibar etmek günah ve şirk değildir. Aksine bu gibi sevgiler Allah sevgisinin birer tezahürüdürler.

Hz. Peygamberin "iman nedir?" sorusuna, kelime-i şehâdeti zikrettikten sonra, "Allah ve Resulünün bu ikisi dışında kişiye her şeyden daha sevimli olmasıdır." sözleriyle karşılık vermesi de sevgi ile iman ilişkisinin boyutunu göstermesi bakımından dikkat çekicidir.

Sevgi, kalbî bir duygu olması itibariyle soyut, tezahürleri bakımından da somut bir manzara arzetmektedir. Bu bakımdan gereği yerine getirilmeyen bir sevgi iddiası, sadece bir sözden ibarettir. Nitekim Allah''ı sevdiklerini söyleyen fakat Allah Resulüne tâbi olmayan kimselerin sevgi iddialarında gerçekçi olmadıkları Kur''ân tarafından şöyle beyân edilir: "(Resulüm!) De ki: Eğer Allah''ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın."

Allahın veli kullarından olan Sehl b.Abdullah et-Tüsterî şöyle demektedir: Allahı sevmenin alameti, Kuranı sevip anlamaktır. Kuranı sevmenin alameti, Rasulullah Efendimizi sevmektir. Rasulullahı sevmenin alameti, Onun sünnetini severek yerine getirmektir.

Allahı, Kuranı, Peygamberi ve Sünnetini sevmenin alameti ise, ahireti sevmek ve ona hazırlanmaktır. Ahireti sevmenin alameti, kendini bilip sevmektir. Kendini sevmenin alameti, dünyanın aldatıcı, oyalayıcı yanlarını sevmemektir. Bunun da alameti, insanı amaca ulaştıracak kadar rızkı helâl yoldan elde etmektir.

Bu durumda sevginin dışa yansıyan birçok tezahüründen bahsetmek mümkündür. Sevdiğini her şeye tercih etmek, onun isteklerini öncelikle yerine getirmek, ona ait olan ve onunla yakın ilgisi olan her şeye muhabbet beslemek, ona benzemeye çalışmak, itaatte kusur etmemeye gayret etmek, onu çokça zikretmek ve âdeta unutmamak, onun sevdiklerini sevmek ve sevmediklerini ise sevmemek ve hatta onun uğrunda tüm varlığını fedâ edebilmek gibi hususlar, bu tezahürlerden bazılarıdır.

Sevginin ve muhabbetin ne olduğunu ve nasıl olması gerektiğine ilişkin kaynak bilgilerinden sonra, günümüz insanının ve tüm insanlara kendisine ulaştırılan İslamı ve gerçek sevgiyi ulaştırma sorumluluğu altında bulunan Müslümanların, pratik hayatlarında sevgilerini hasrettikleri şeylere batkımızda ne yazık ki korkunç bir manzara ile karşılaşmaktayız.

Müslümanların önemli bir bölümü Allah ve Peygamber sevgisini pratik hayatlarının dışına atmak suretiyle, güya yüceltip göklere çıkararak ayrı bir alana hapsetmektedirler. Zamanlarının ve gündemlerinin önemli bir bölümünü ise Allah sevgisi ve rızasıyla hiçbir şekilde bağlantı kurulamayacak oyun, eylence, para, kadın, makam, mevki, şan ve şöhretin işgaline bırakmaktadır.

Bunların her birinin ayrı ayrı değerlendirmesini yapmak mümkün, ancak örneğin futbol çılgınlığını ele alacak olursak; insanlık tarihinde, son asırlardaki kadar dünyanın her tarafındaki, her milletten insanı bu kadar peşinden sürükleyen başka bir oyun herhalde bulunamamıştır. Bu oyunu sevenlerin bir ucunda, gerçekte ilgi duymadığı halde insanlarla iletişim kurmanın bir vasıtası olarak değerlendirenler yer alırken, diğer ucunda tuttuğu takımın maçına gidebilmek için sırtındaki ceketi, kolundaki saati satan hatta canını feda edenler vardır.

Futbol taraftarlarının bu iki uç arasındaki çeşitli derecelerde sevenleri, bu sevgilerini nasıl ortaya koyuyorlar ? Bir defa müsabakalar gündemlerinin önemli bir bölümünü meşgul ediyor. Maç saatlerini, takımlarının, karşı takımların oyuncularını, yöneticilerini, yakından takip ediyorlar. Özellikle çocuklar sevdikleri futbolcuların isimlerinin yazılı olduğu formaları giyip birbirlerine onların isimleriyle hitap ediyorlar. Birileri sevdikleri futbolculara veya takıma bir laf söylese, bütün enerjilerini ve ikna kabiliyetlerini kullanarak savunmaya geçiyorlar.

Futbola tamamen ilgisiz kalmak buna ilgi duyan çok sayıdaki insanla iletişimde bir kısım sorunlar çıkarabilir. Temel kulluk vazifelerini yerine getirip İslami duyarlılıklarını canlı tutabilen insanların iletişim gayesiyle veya dinlenme aracı olarak ilgilenmeleri bir ölçüde makul karşılanabilir. Ancak temel kulluk vazifelerini yerine getirmeyen, İslami duyarlılıklarını artırmak için kitap okumaya, sohbet dinlemeye zaman bulamadıklarını söyleyen insanların futbola olan bu düşkünlükleri kesinlikle büyük bir faciadır.

Yukarıda zikrettiğimiz ayette Allahı sever gibi sevmeden bahsederken, Allahı sever gibi sevmekle Allah için sevmek arasındaki dengenin iyi kurulamaması halinde Allahın veli kullarını sevmenin bile zaman zaman tehlikeli olabileceğinden söz etmiştik. Durum bu iken, örneğin namaz kılmaya zaman ayıramayan, günler haftalar, aylar geçmesine rağmen Allahın rızasını kazanabilecek bir iş yapmayı aklınına getiremeyen Müslümanların zamanlarının ve ilgilerinin büyük çoğunluğunu futbola ayırmaları, onu Allahı sever gibi sevmelerini bırakalım, Ondan daha çok sevdikleri anlamına gelmez mi? Bu durumdaki Müslümanların Allah ve Rasul sevgileri, kuru bir iddiadan öteye geçmeyen boş laftan ibaret kalmaz mı ? Rasulün sünnetini ve yaşayışını pratik hayatından çıkarıp, hakaret yapıldı diye, kesinlikle onun tasvip etmeyeceği yöntemlerle taşkınlık yapıp, etrafı yakıp yıkmak gerçek bir sevgiyi ortaya koyabilir mi ?

Elbette Ona cahilce ve bilinçsizce yapılan hakaretlere verilebilecek en büyük ve en etkili cevap, Onu daha çok örnek almak ve pratik hayatımızda Onun yaşayışına daha çok yer vermektir. Ve sık sık Onu ifadeleriyle Allahım! Senden, Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıracak amelleri sevmeyi dilerim. Allahım! Senin sevgini bana canımdan, ailemden ve soğuk sudan daha ileri kıl! şeklinde dua etmektir.

Semi HAFIZOĞLU
Not:



20 21 01 02 03 2005 2004



Abdullah ÇAKIR
SEVGİ SIRADAĞLARI
Semi HAFIZOĞLU
ALLAHI SEVER GİBİ SEVME VE ALLAH İÇİN SEVME
Bilim Uzm. Özkan KILBAŞ
EFENDİMİZİ (S.A.V.) SAHİPLENMEK VE KARİKATÜR EDEPSİZLİĞİ
Yard. Doç. Dr. Nihat YATKIN
PEYGAMBER SEVGİSİ
Yrd.Doç.Dr.Necati TETİK
KURANI NASIL OKUMALI
Nebahat OKUMUŞ
Peygamber Efendimizin Çocuk Sevgisi
Doç. Dr. Mustafa AĞIRMAN
PEYGAMBER DÜŞMANLARI
MEKTUBAT''TAN
BU PARÇA ALTIN VE ELMAS İLE YAZILSA LİYAKATI VAR
İsmail İMAMOĞLU
ZÜBEYR BİN AVVAM(Radıyallahu Anh)
Prof. Dr. İbrahim BAYRAKTAR
HAZRET-İ PEYGAMBERİN CÖMERTLİĞİ



 

mabed

Bir_Katre
 
Üyelik Tarihi
24 Eki 2005
Mesajlar
2,864
Aldığı Beğeniler
20
İman bağlarının en sağlamı Allah için dostluk, Allah için düşmanlık, Allah için sevgi, Allah için nefrettir..
Bütün güzelliklerin temelinde sevgi vardır. Birbirine sevgi ile bağlanmış insanlardan oluşan toplum, güçlü bir toplumdur. Güçlü bir toplumun oluşturulması herkesin yararına olur. Birbirini seven toplumları, Allâh da sever ve onlardan razı olur.
paylaşımlarınız için sağolun.
 

Rumeysa

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
17 Eki 2005
Mesajlar
3,942
Aldığı Beğeniler
2,483
Konum
İstanbul
Takım
Galatasaray
Sevdiğini ancak ALLAH için sevmek.

Evet O''nun için Sevmek ne mutlu o sevgiyi öyle yaşayana..
 

kardelenn

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ocak 2006
Mesajlar
180
Aldığı Beğeniler
0
SEV KURTAR

Allah için sev Allah’ı, durmadan
RABBİM bizleri ALLAH için seven ve ALLAH için buğz edip,imanın lezzetini tadan kullarından etsin..AMİN



Allah için, sev insanı, bakmadan,
Allah için insan kurtar hep insan,
Hiçbirini, kendinden ayırmadan

İnsan için ağla, acı gönülden,
Can kurtar can, yorulmadan bıkmadan
Sev Allah’ı, bağlan ta özcandan
Kurtar, bir can kurtar, bu can çıkmadan.

İnsandır, sebebi bütün hilkâtin
İftiharı, bütün bir kâinatın
Özdür insan, âlem içre kıymette
Hep kıymeti kalbindedir âdemin.

Yan acı, kalk şahlan ey kalpli insan!
Atıl kurtar, insan kurtar, yılmadan
Bir cevherdir, yere düşmüş, çırpınır.
Sarıl kurtar, adını hiç sormadan.
 

Onur

Geliştirici
 
Üyelik Tarihi
1 Eki 2005
Mesajlar
7,571
Aldığı Beğeniler
4,846
Konum
Karaman
Takım
Galatasaray
Ne mutlu allah için sevenlere..Bilgiler için tşk..
 

Bayram

LA İLAHE İLALLAH
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
7,283
Aldığı Beğeniler
51
Konum
Ankara
Takım
Galatasaray
Rabbim allah için seven ,sevilen kullarıdan etsin.Amin
 

MuhacirEnsar

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
31 Eki 2005
Mesajlar
6,511
Aldığı Beğeniler
40
Konum
MEDİNE
Takım
Fenerbahçe
Allah İçin Sevmek

İşte Allah, iman edip salih amellerde bulunan kullarına böyle müjde vermektedir. De ki: "Ben buna karşı yakınlıkta sevgi dışında sizden hiçbir ücret istemiyorum." Kim bir iyilik kazanırsa, Biz ondaki iyiliği artırırız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, şükredene karşılığını verendir. (Şura Suresi, 23)

Müminin hayatının tümü Allah'a adanmıştır. Allah için yaşar, Allah için çalışır ve Allah için sever.

"Allah için sevme"nin ne olduğu, İslam'ı gerçek anlamıyla tanımayan biri için ilk başta pek anlaşılamayabilir. Hayatı boyunca Allah'a yabancı olmuş, O'nu tanımamış bir insan, sevgisini Allah'a yöneltmeyi de bilmeyecektir.

Ama Allah'ı tanıyan ve O'nun, kendisi üzerindeki büyük rahmetini gören, O'nun sayesinde var olduğunu, Allah'ın rahmeti sayesinde yaşadığını ve sevip-hoşlandığı herşeyin Allah'tan geldiğini fark eden mümin, elbette Allah sevgisinin ve Allah için sevmenin üstünlüğüne ulaşır. Kuran'da, müminler ile diğer insanlar arasında sevgi yönünde oluşan büyük farkı Allah şöyle bildirmiştir:

İnsanlar içinde, Allah'tan başkasını 'eş ve ortak' tutanlar vardır ki, onlar (bunları), Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin ise Allah'a olan sevgileri daha güçlüdür... (Bakara Suresi, 165)

Ayette görüldüğü üzere, Allah'a ortak koşup, tümü O'na ait olan özellikleri kendi zihinlerinde başka varlıklara verenler, bu varlıkları Allah'ı severcesine sevmektedirler. Bu sevgi, Allah'a ortak koşma (şirk) üzerine kurulu bir sevgidir.

Var olan herşeyin Allah'a ait olduğunu ve O'ndan geldiğini bilen müminler ise en çok Allah'ı severler. Müminlerin, Allah'ı bir ve tek olarak tanımalarından doğan bu büyük fark, onların sevgi anlayışını diğer insanlardan tümüyle farklı kılar. Kuran'da ortak koşanların, Allah'ın "bir ve tek" olarak anılmasına dayanamadıklarını Rabbimiz şöyle bildirir:

...Sen Kuran'da sadece Rabbini "bir ve tek" (ilah olarak) andığın zaman, 'nefretle kaçar vaziyette' gerisin geriye giderler. (İsra Suresi, 46)

Ancak şunu da belirtmeliyiz ki, ortak koşanlar, Allah'ın, yanında kendi putları varken anılmasından rahatsız olmayabilirler. Örneğin "Hem Müslümanız, hem de hayatımızı yaşarız" mantığını severek kabul ederler. Müminin farkına vardığı gerçek ise şudur:

-Hiçbir şey (insan, madde, olay vs.) kendine ait bir güzelliğe sahip değildir. Bütün herşeyi yaratan Allah'tır ve onlara sahip oldukları özellikleri veren de O'dur. Bir insan, örneğin kendi yüzünü kendisi tasarlayıp meydana getirmediğine göre, o yüzdeki güzellik Allah'a ait bir güzelliktir.

-Allah bu güzelliği, yoktan var ettiği insana geçici bir süre için (çünkü o insan kısa sürede yaşlanacak ve ölecektir) vermiştir. Ahirette bu güzelliği yeniden ve daha da mükemmel bir biçimde yaratma gücüne de yalnızca Allah sahiptir.

-Aynı insan gibi, sevilecek tüm varlıklar da Allah'ın yarattığı ve "sevimli" kıldığı canlılardır. Rabbimiz, güzelliğin gerçek sahibinin Kendisi olduğunu hatırlatmak için de, bu varlıkları, ölüm ve kıyametle yok edecektir. Yeniden yaratılış ise ahirettedir.

Durum böyleyken mümin, karşılaştığı tüm güzellikleri, bunların Allah'a ait olduğunu ve "aslı"nın ahirette bulunduğunu bilerek sever. Dolayısıyla asıl sevgisi, sevdiği herşeyi ona veren ve onların gerçek sahibi olan Allah'a yöneliktir.

Müminin sahip olduğu ve Allah'a iman üzerine kurulu olan bu sevginin tam tersine, mümin olmayanlar sahiptir. Onların sevgisi, Allah'a ortak koşma (şirk) temeli üzerine kuruludur. Allah Kuran'da Hz. İbrahim'in söylediğini haber verdiği şu sözlerle bu tür sevgiyi anlatır:

(İbrahim) Dedi ki: "Siz gerçekten, Allah'ı bırakıp dünya hayatında aranızda bir sevgi-bağı olarak putları (ilahlar) edindiniz. Sonra kıyamet günü, kiminiz kiminizi inkar edip-tanımayacak ve kiminiz kiminize lanet edeceksiniz. Sizin barınma yeriniz ateştir ve hiçbir yardımcınız yoktur." (Ankebut Suresi, 25)

Bediüzzaman Said Nursi de bu tür bir sevgiye sahip olanları güzel bir örnekle anlatır. Buna göre bu kişiler, elindeki aynalar yardımıyla güneşe bakan bir adama benzer. Elindeki ayna kırılıp da, güneşten yansıttığı ışık kesilince, adam ışığı kaybetmenin korkusuyla kendini "yer bitirir". Ama akılsızlık yapmaktadır: Aynadaki ışık, aynaya ait değildir ki o kırılınca ışık da yok olsun. Işık güneşe aittir, aynalar onu yalnızca yansıtır.

Mümin de bütün sevgisini Allah'a yöneltecektir. Allah'ı sevmek ise -nasıl güneşe aynalarla bakılıyorsa-, Allah'ın sıfatlarının yansıdığı varlıkları, bu isimlerin O'na ait olduğunu bilerek sevmektir.

Dolayısıyla mümin, Allah'a olan sevgisini, Allah'ın sıfatlarını üzerlerinde "tecelli" ettiren ve Allah'ın beğendiği ahlak ile ahlaklanmış müminleri severek gösterecektir. Bu sevgi, soy, ırk gibi yakınlıklara ya da herhangi bir çıkara dayalı değildir. Yalnızca Allah'ı sevmenin sonucunda, Allah'ı sevenleri sevmekten kaynaklanır. Kuran'da, tüm müminler arasında yaşandığı gibi, Peygamberimiz (sav) döneminde de sahabeler arasında yaşanan bu sevgiyi Rabbimiz şöyle tarif eder:

Kendilerinden önce o yurdu (Medine'yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, hicret eden (mümin)leri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin 'cimri ve bencil tutkularından' korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır. (Haşr Suresi, 9)

Allah, müminlerin arasındaki bu sevgiyi, onlara özel olarak verdiğini de ayetlerde şöyle haber vermiştir:

İman edenler ve salih amellerde bulunanlar ise, Rahman (olan Allah), onlar için bir sevgi kılacaktır. (Meryem Suresi, 96)

(
 

MuhacirEnsar

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
31 Eki 2005
Mesajlar
6,511
Aldığı Beğeniler
40
Konum
MEDİNE
Takım
Fenerbahçe
Çocuğun doğup büyümesinden sonra ona dedik ki:) "Ey Yahya, Kitabı kuvvetle tut." Daha çocuk iken ona hikmet verdik. Katımız'dan ona bir sevgi duyarlılığı ve temizlik (de verdik). O, çok takva sahibi biriydi. (Meryem Suresi, 12-13)

Müminler, ancak Allah'ı ve Allah'a iman edenleri severler. Bu nedenle Allah'a karşı başkaldıranlara karşı hiçbir sevgi duymazlar. Allah Kuran ayetlerinde bu konuyu şöyle hatırlatır:

Ey iman edenler, Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları veliler (dostlar) edinmeyin. Siz onlara karşı sevgi yöneltiyorsunuz; oysa onlar haktan size geleni inkar etmişler, Rabbiniz olan Allah'a inanmanızdan dolayı elçiyi de, sizi de (yurtlarınızdan) sürüp-çıkarmışlardır. Eğer siz, Benim yolumda cehd etmek (çaba harcamak) ve Benim rızamı aramak amacıyla çıkmışsanız (nasıl) onlara karşı hala sevgi gizliyorsunuz? Ben, sizin gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı bilirim. Kim sizden bunu yaparsa, artık o, elbette yolun ortasından şaşırıp-sapmış olur...

...İbrahim ve onunla birlikte olanlarda size güzel bir örnek vardır. Hani kendi kavimlerine demişlerdi ki: "Biz, sizlerden ve Allah'ın dışında taptıklarınızdan gerçekten uzağız. Sizi (artık) tanımayıp-inkar ettik. Sizinle aramızda, siz Allah'a bir olarak iman edinceye kadar ebedi bir düşmanlık ve bir kin baş göstermiştir." (Mümtehine Suresi, 1-4)

Ey iman edenler, eğer imana karşı inkarı sevip-tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi veliler edinmeyin. Sizden kim onları veli edinirse, işte bunlar zulmeden kimselerdir. (Tevbe Suresi, 23)

Allah'a ve ahiret gününe iman eden hiçbir kavim (topluluk) bulamazsın ki, Allah'a ve elçisine başkaldıran kimselerle bir sevgi (ve dostluk) bağı kurmuş olsunlar; bunlar, ister babaları, ister çocukları, ister kardeşleri, isterse kendi aşiretleri (soyları) olsun... (Mücadele Suresi, 22)

Ayetlerden de anlaşıldığı gibi müminin sevgisi "Allah için sevmek" dışında hiçbir kıstasa bağlı değildir. Sevgisi, soy yakınlığı, maddi zenginlik gibi kıstaslara değil, imana, ahlak güzelliğine bağlıdır. Para, makam, şöhret gibi sözde değerlerin sahiplerini değil, katıksız iman sahiplerini, yani müminleri sever.

Sevgisini Allah sevgisi dışındaki kıstaslardan arındırdığına göre, en çok seveceği kişi de Allah'ın rızasını en çok arayan, en "takva" (Allah'tan korkup-sakınma) sahibi olan insandır. Kim mümin özelliklerini üzerinde daha çok taşıyorsa, en çok onu sevecektir. Kuran'a baktığımızda, müminlerin en çok, Allah'a en yakın ve en "takva" sahibi olan Peygamberi (sav) sevdiklerini, onu herşeyden üstün tuttuklarını görürüz:

Peygamber, mü'minler için kendi nefislerinden daha evladır& (Ahzab Suresi, 6)

Müminin sevgi anlayışı iman temeline dayalı olduğuna göre, evliliğini de aynı temel üzerine kuracaktır. Bu noktada da müminler ile Allah'ı inkar edenler arasında önemli bir farklılık ortaya çıkar.

Mümin olmayanlar, evliliklerini genelde maddi çıkarlar üzerine kurarlar;

Özellikle kadınların evlilikten beklediği, çoğu zaman kendisini rahat ettirecek "zengin bir koca" bulmaktır. Çoğu genç kız, karakterinden hiç hoşlanmadığı halde sırf parası ve şöhreti için bir adamla evlenebilir. Bu, aslında para için yapılan bir nevi ticaret anlaşması gibidir. Tek fark bu "anlaşma"nın ömür boyu sürecek şekilde yapılmasıdır.

Bu tür evlilik örneklerine sıklıkla rastlanmaktadır. Sadece mal, mülk ve şöhret sahibi olduğu için yaşlı bir zenginle veya kötü ahlaklı bir insanla evlenen çok sayıda genç insan bulunmaktadır.

Mümin olmayanların evliliği her zaman sadece para üzerine kurulu değildir. Sadece fiziksel özellikler ve cinselliği kıstas alan çok sayıda genç de vardır. Bunlar, "beyaz atlı prens" sandıkları ve fiziki çekiciliğinin dışında hiçbir özellik taşımayan erkeklerle evlenirler.

Oysa bu fiziki özelliklerin tamamı kısa sürede yok olacaktır. Evlendiği insan bir süre sonra yaşlanacak, sağlığını, gücünü ve güzelliğini yitirecektir. Mutlaka yaşlanmasına da gerek yoktur: Herhangi bir zamanda kaza geçirebilir, sakat kalabilir, felç olabilir, ölümcül bir hastalığa yakalanabilir. Bu durumda evlilik ne olacaktır?

Evlendiği erkekle bu tür kıstaslar uğruna, sözgelimi "gözünün güzelliği" için, evlenmiş olan bir kadın, kocası bunları kaybederse, örneğin kör olursa ne yapacaktır? Hayatının en önemli kararlarından birini bir göz için vermiş olmasının çarpıklığını belki ancak o zaman anlayacaktır.

Mümin ahiretteki sonsuz cennet hayatını hedefler. Tüm hayatı Allah'ın rızasını ve bu büyük "kurtuluş ve mutluluk"u elde etmek üzerine kuruludur. "Namazı, ibadetleri, hayatı ve ölümü" bunlar üzerine kurulu olduğuna göre, elbette sevgisini ve sevginin en açık göstergesi olan evliliğini de bu temel üzerine kuracaktır.

Allah rızası için evlilik, "şirk" üzerine kurulan evlilikten elbette tümüyle farklıdır. Allah için yapılan evliliğin kıstası ise, elbette mal, şöhret, fizik gibi geçici kıstaslar olamaz. Evliliğini de Allah'ın rızasını arayarak yapacaktır. Evlilik için talip olacağı insan da Allah rızasını en çok kazanmasına vesile olacak olan insandır. Yani mümin özelliklerine en çok sahip olan, iman ve takvaca en üstün olduğuna karar verdiği insan...

Bundan dolayıdır ki, Asr-ı Saadet döneminde Allah'ın rızasını arayan mümin kadınlar, hep Peygamberimiz (sav) ile evlenmeye talip olmuşlardır. Aksini tercih edenleri, Allah ayetlerinde "dünya hayatının süslü-çekiciliğini isteyenler" olarak şöyle tanımlamıştır:
Ey peygamber, eşlerine söyle: "Eğer siz dünya hayatını ve onun süslü-çekiciliğini istiyorsanız, gelin sizi yararlandırayım ve güzel bir salma tarzıyla sizi salıvereyim. Eğer siz Allah'ı, Resulü'nü ve ahiret yurdunu istiyorsanız artık hiç şüphesiz Allah, içinizden güzellikte bulunanlar için büyük bir ecir hazırlamıştır." (Ahzab Suresi, 28-29)

Mümin Özellikleri

Kuran'a göre yaşayan bir insan, sevgisini de Kuran'a göre yaşayanlara, yani müminlere yöneltecektir. Müminlerin, onları sevilmeye layık kılan ve Allah'a iman etmelerinden doğan bazı özellikleri vardır. Mümin, diğer müminlerde bu özellikleri arayacak, bunları gördüğü için onları sevecektir. Bu özellikler bir kişide ne kadar çok ortaya çıkarsa, ona olan sevgisi de o kadar artacaktır.

Allah'ın Kuran'da bildirdiği mümin özelliklerinin belli başlılarını şöyle maddeleştirebiliriz:

" Müminler ancak Allah'a kulluk ederler. O'ndan başka zihinlerinde ilahlaştırdıkları hiçbir varlık yoktur. (Fatiha Suresi, 1-7; Nisa Suresi, 36)

" Allah'tan korkup-sakınırlar. Allah'ın yasakladığı veya rızasına aykırı olan bir şeyi yapmaktan çok çekinirler. (Al-i İmran Suresi, 102; Yasin Suresi, 11; Tegabün Suresi, 15-16; Zümer Suresi, 23)

" Yalnızca Allah'a güvenirler. (Bakara Suresi, 249; Tevbe Suresi, 25-26)

" Allah'tan başka hiç kimseden korkmazlar. (Ahzab Suresi, 39)

" Allah'a şükrederler. Bu nedenle ekonomik yönden darlıkta ya da bollukta olmaları onlara herhangi bir üzüntü ya da böbürlenme vermez. (Bakara Suresi, 172; İsra Suresi, 3; İbrahim Suresi, 7)

" Kesin bilgiyle iman etmişlerdir. Allah'ın rızasını kazanmaktan dönmek gibi bir düşünceye asla kapılmazlar. Her gün daha şevkli ve heyecanlı biçimde hizmetlerini sürdürürler. (Hucurat Suresi, 15; Bakara Suresi, 4)

" Kuran'a kuvvetle bağlıdırlar. Tüm hareketlerini Kuran'a göre düzenlerler. Kuran'a göre yanlış olduğunu gördükleri bir tavırdan hemen vazgeçerler. (Araf Suresi, 170; Maide Suresi, 49; Bakara Suresi, 121)

" Sürekli Allah'ı anarlar. Allah'ın herşeyi gören ve işiten olduğunu bilir, sürekli Allah'ın sonsuz kudretini hatırda tutarlar. (Al-i İmran Suresi, 191; Rad Suresi, 28; Nur Suresi, 37; Araf Suresi, 205; Ankebut Suresi, 45)

" Allah karşısında acizliklerini bilirler. Mütevazidirler. (Ancak bu, insanlara karşı aciz görünmek ve ezik tavırlar sergilemek demek değildir.) (Bakara Suresi, 286; Araf Suresi, 188)
 
Üst Alt