Lütuf ve kerem sahibi Allah-u Teâla’ya, varlıklar adedince hamd ederiz…
O, noksanlıklardan ve herhangi bir şeye benzemekten münezzehtir.
Rasulullah Efendimize, Ehl-i Beyt’ine ve Sahabe-i Kiram’a milyonlarca salât ve selâm olsun…
Merhaba Dostlar;
Allah-u Teâla’nın selamı, selameti, rahmeti üzerinize yağsın…
Siz dostlarımızın dergimize ve yazılarımıza teveccühü, bizi daha kararlı, daha azimli olmaya itiyor, moral oluyor. Bu yüzden, size ne kadar dualar etsek azdır: Allah sizden razı olsun…
İşte, bakınız, ne büyük bir ticaret, ne büyük bir kazanç!
Allah-u Teâla, bizi size hizmetkâr ediyor; sizi de bize duacı ve teşvikçi… Bu şekilde, hep beraber, hakiki kul olma yolunda uğraş veriyoruz. Bundan daha büyük bir nimet olabilir mi?...
Bu, gaflet dalgalarının boyu aştığı zamanda, kendi yolunun hizmeti ve derdi ile bizleri müptela kılan Rabb-i Teâla’ya ne kadar şükretsek, yine de az değil mi?
Derman arardım derdime,
Derdim bana derman imiş.
Diyen gönül, ne kadar da doğru söylemiş…
Kıymetli dostlar;
Öyle zamanlar olur ki insan, neyin dert neyin de derman olduğunu karıştırıverir…
Hoş, gafletle bakan göze, her şey derttir ya…
Etrafındaki her şey ona batar, canını yakar. İnsan bir kez sıkılmaya görsün. Tasa ve keder kaplar bütün ufkunu…
Bu hali sürekli yaşayan insanlar, artık kanıksamışlardır bu durumu. Onlar çoğu defa hiçbir zaman ferah bir gönle sahip olamadıklarından, her şey onlara kapkara görünür. Onlara bu hali çok görmeyiz de sözüm ona namaz niyaz ehline ne demeli?
Bakıyorsunuz, başına bir sıkıntı gelmiş; hemen, o işe sebebiyet veren insanlara düşman oluveriyor…
Bir başkası, sağlığına zarar gelse, malı kaybolsa gözü kararıyor, isyana düşüyor…
Daha başkaları da kendi hataları yüzünden düştükleri sıkıntıların ardında bile, birilerini aramaya, oraya buraya sataşmaya çalışıyor…
Bu tablo karşısında, şöyle bir durup kendimize sormamız gerekmez mi:
N’oluyor bize yahu?
Hani biz müslümandık!
Hani, hayrın da şerrin de Allah’tan geldiğine inanıyorduk!
Amentü’yü say deseler hemen sayarız…
Peki, şimdi niye bu isyan, neden bu tahammülsüzlük?
Hani her şeyi yapan eden Allah-u Teâla idi? …
İyi olunca “iyi” de kötü olunca mı birilerini suçluyoruz?
Öte yandan; madem her şeyi o yapıyor, aslında suçladığımız Rabbimiz değil mi?
Diyebilirsiniz ki kulların hiç mi suçu yok?
Evet, tabi ki kulların da suçu vardır. Ancak, onları yargılayacak olan bir Rableri de var. Bize düşen, kendi imtihanımızı bir an dahi olsa gözden kaçırmamaktır. Zira kullarda kabahat ararsak, asıl büyük resmi gözden kaçırmış oluruz. O büyük resim ise neresinden bakarsanız bakınız, Allah-u Teâla’nın bazen, doğrudan bazen de insanlar vasıtasıyla bizi imtihan ettiğidir.
Bize bizim hatalarımız sorulacak, başkalarınınkiler değil.
Elbette, kullara karşı hakkımızı da -meşru daire içerisinde- arayacağız. Ancak asla gözden kaçırmamamız gereken şey, insanların da diğer sebeplerinde bizim için birer imtihan vesilesi olduğudur.
Sevgili dostlarım, bütün bu açıklarımız, imani zaafımıza işaret ediyor. İman esaslarını bilmek başka, derinlemesine idrak etmek başka…
Öyle kuru kuruya bir iman ile bu hayatın ağır yüklerini taşımak mümkün değil. Ve olmadığını görüyorsunuz. Bu yüzden, ikide bir lastik patlıyor, başımıza gelenlerin ağır yükü altında kalıyoruz.
İman fidanının bakımını iyi yapmalıyız ki ufak bir sarsıntıda kökleri yerinden oynamasın. Ta derinlere kök salsın; yüce çınarlar gibi dal budak salsın. Öyle ki hiçbir bela fırtınası, ona zarar veremesin.
Peki, iman fidanı ne ile güçlenir?
İlimle, zikir ve fikir ile…
Bir müminin imanı ne derece sağlamsa, yakini ne kadar güçlü ise sıkıntı ve musibetler karşısında da o derece sabırlı ve metanetli olacaktır. Öyleyse biz de böyle sağlam bir iman ve iradeye sahip olmanın sebeplerine sarılalım…
İnşaallah, Allah-u Teâla bize de öyle sarsılmaz bir iman nasip edecektir.
İşte, o zaman, sevgili dostlarım, o zaman anlayacağız ki bütün bu dünya hayatından maksat; insanların kalitesini ortaya çıkarmaktır. Her şeyi Rabbinden bilip O’na teslim olanlar, sonsuz nimetlere kavuşacaklar…
Bu dünyayı kendi elleri ile şekillendirmeye çalışanlar, -haşa- kaderlerini kendileri oluşturmaya çalışanlar, sonsuz yoksunluklara ve Allah’a güvenmemenin katlanılması çok zor cezalarına çarptırılacaklardır…
Allah-u Teâla bizleri böyle bir akibete düçar olmaktan korusun. (Âmin)
SÜLEYMAN KARAKAŞ
O, noksanlıklardan ve herhangi bir şeye benzemekten münezzehtir.
Rasulullah Efendimize, Ehl-i Beyt’ine ve Sahabe-i Kiram’a milyonlarca salât ve selâm olsun…
Merhaba Dostlar;
Allah-u Teâla’nın selamı, selameti, rahmeti üzerinize yağsın…
Siz dostlarımızın dergimize ve yazılarımıza teveccühü, bizi daha kararlı, daha azimli olmaya itiyor, moral oluyor. Bu yüzden, size ne kadar dualar etsek azdır: Allah sizden razı olsun…
İşte, bakınız, ne büyük bir ticaret, ne büyük bir kazanç!
Allah-u Teâla, bizi size hizmetkâr ediyor; sizi de bize duacı ve teşvikçi… Bu şekilde, hep beraber, hakiki kul olma yolunda uğraş veriyoruz. Bundan daha büyük bir nimet olabilir mi?...
Bu, gaflet dalgalarının boyu aştığı zamanda, kendi yolunun hizmeti ve derdi ile bizleri müptela kılan Rabb-i Teâla’ya ne kadar şükretsek, yine de az değil mi?
Derman arardım derdime,
Derdim bana derman imiş.
Diyen gönül, ne kadar da doğru söylemiş…
Kıymetli dostlar;
Öyle zamanlar olur ki insan, neyin dert neyin de derman olduğunu karıştırıverir…
Hoş, gafletle bakan göze, her şey derttir ya…
Etrafındaki her şey ona batar, canını yakar. İnsan bir kez sıkılmaya görsün. Tasa ve keder kaplar bütün ufkunu…
Bu hali sürekli yaşayan insanlar, artık kanıksamışlardır bu durumu. Onlar çoğu defa hiçbir zaman ferah bir gönle sahip olamadıklarından, her şey onlara kapkara görünür. Onlara bu hali çok görmeyiz de sözüm ona namaz niyaz ehline ne demeli?
Bakıyorsunuz, başına bir sıkıntı gelmiş; hemen, o işe sebebiyet veren insanlara düşman oluveriyor…
Bir başkası, sağlığına zarar gelse, malı kaybolsa gözü kararıyor, isyana düşüyor…
Daha başkaları da kendi hataları yüzünden düştükleri sıkıntıların ardında bile, birilerini aramaya, oraya buraya sataşmaya çalışıyor…
Bu tablo karşısında, şöyle bir durup kendimize sormamız gerekmez mi:
N’oluyor bize yahu?
Hani biz müslümandık!
Hani, hayrın da şerrin de Allah’tan geldiğine inanıyorduk!
Amentü’yü say deseler hemen sayarız…
Peki, şimdi niye bu isyan, neden bu tahammülsüzlük?
Hani her şeyi yapan eden Allah-u Teâla idi? …
İyi olunca “iyi” de kötü olunca mı birilerini suçluyoruz?
Öte yandan; madem her şeyi o yapıyor, aslında suçladığımız Rabbimiz değil mi?
Diyebilirsiniz ki kulların hiç mi suçu yok?
Evet, tabi ki kulların da suçu vardır. Ancak, onları yargılayacak olan bir Rableri de var. Bize düşen, kendi imtihanımızı bir an dahi olsa gözden kaçırmamaktır. Zira kullarda kabahat ararsak, asıl büyük resmi gözden kaçırmış oluruz. O büyük resim ise neresinden bakarsanız bakınız, Allah-u Teâla’nın bazen, doğrudan bazen de insanlar vasıtasıyla bizi imtihan ettiğidir.
Bize bizim hatalarımız sorulacak, başkalarınınkiler değil.
Elbette, kullara karşı hakkımızı da -meşru daire içerisinde- arayacağız. Ancak asla gözden kaçırmamamız gereken şey, insanların da diğer sebeplerinde bizim için birer imtihan vesilesi olduğudur.
Sevgili dostlarım, bütün bu açıklarımız, imani zaafımıza işaret ediyor. İman esaslarını bilmek başka, derinlemesine idrak etmek başka…
Öyle kuru kuruya bir iman ile bu hayatın ağır yüklerini taşımak mümkün değil. Ve olmadığını görüyorsunuz. Bu yüzden, ikide bir lastik patlıyor, başımıza gelenlerin ağır yükü altında kalıyoruz.
İman fidanının bakımını iyi yapmalıyız ki ufak bir sarsıntıda kökleri yerinden oynamasın. Ta derinlere kök salsın; yüce çınarlar gibi dal budak salsın. Öyle ki hiçbir bela fırtınası, ona zarar veremesin.
Peki, iman fidanı ne ile güçlenir?
İlimle, zikir ve fikir ile…
Bir müminin imanı ne derece sağlamsa, yakini ne kadar güçlü ise sıkıntı ve musibetler karşısında da o derece sabırlı ve metanetli olacaktır. Öyleyse biz de böyle sağlam bir iman ve iradeye sahip olmanın sebeplerine sarılalım…
İnşaallah, Allah-u Teâla bize de öyle sarsılmaz bir iman nasip edecektir.
İşte, o zaman, sevgili dostlarım, o zaman anlayacağız ki bütün bu dünya hayatından maksat; insanların kalitesini ortaya çıkarmaktır. Her şeyi Rabbinden bilip O’na teslim olanlar, sonsuz nimetlere kavuşacaklar…
Bu dünyayı kendi elleri ile şekillendirmeye çalışanlar, -haşa- kaderlerini kendileri oluşturmaya çalışanlar, sonsuz yoksunluklara ve Allah’a güvenmemenin katlanılması çok zor cezalarına çarptırılacaklardır…
Allah-u Teâla bizleri böyle bir akibete düçar olmaktan korusun. (Âmin)
SÜLEYMAN KARAKAŞ
Son düzenleme:
abi