- Üyelik Tarihi
- 4 Eyl 2005
- Mesajlar
- 2,198
- Aldığı Beğeniler
- 6
''Allah'a dininizi ögretmeye mi kalkıyorsunuz?''
m.islamoglu
Bir mesele dinle ilgiliyse onun zamanı geçmez, yani demode olmaz. Çünkü din moda degildir.
Özel TV kanalı konuyu magazinleştirdigi için Kadından semazen olur mu?sorusunu merkeze oturtmuştu. Aslında asıl mesele bu de ildi. Bu sorunun eş degeri Kadından imam olur mu? sorusu degil, belki Kadından mevlüthan olur mu? sorusudur.
Çünkü sema bir ibadet degildir. Ali Rıza Demircan hocanın muhataplarına var gücüyle anlatmaya çalıştıgı da buydu işte. Peki muhataplar bunu anladılar mı? Ayırabildigim kısa zaman zarfında görebildigim kadarıyla hayır. İyi niyetliydiler, ama hocayı anlamadılar.
Muhataplar Mevlevi dergahına mensup iki çelebi. Hangisi postnişin hangisi mürit, tanımıyorum. Fakat mevcut dini birikimlerini dinin temel kaynaklarından daha çok meşreplerinin kaynaklarından elde ettikleri belli. Eger öyle olmasaydı semayı ibadet olarak nitelendirmeye, üstelik buna delil olarak da şu ayeti kullanmaya cüret edemezlerdi:
ki, işte onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzereyken Allahı zikrederler (Alu İmran, 191).
Önce semayı ibadet ilan edip, delil isteyince de bu ayeti öne sürmenin abesligini şöyle izah edelim:
Sık duydugunuz ayetlerden biridir şu ayet: Ben insanları ve cinleri sadece ve sadece bana ibadet etsinler diye yarattım. (Zariyat, 56)
Şimdi bu ayetteki ibadet kelimesinden neyi anlıyorsunuz? Bu kelimenin günlük dilde kullanımıyla Kurandaki kullanımları arasında hayli farklılık var. Bu ayetteki illâ li-yabudûn ibaresi, günlük dildeki yanlış kullanımla karıştırmamak için kulluk olarak çevrilmeli. Ayetteki başka her tür alternatifi mutlak dışlayıcı yapının amacı tevhide vurgudur. Yani yalnız bana kulluk etsinler, asla kula, eşyaya kul olmasınlar, benliklerine kul olmasınlar anlamlarını tazammun eder.
Eger ayetteki ibadeti, ıstılah anlamıyla alırsak namaz, oruç, hac gibi dinin emirleri akla gelir. Ama ayette insanın dünyadaki varlıgının tek nedeninin ibadet oldugu vurgulandıgına göre, biri çıkıp da Hayatı oluşturan her iş ibadettir dese ne olur? Mesela işten gelen biri nereden geldigi sorusuna İbadetten dese, lokantaya giderken İbadete gidiyorum dese, eşine yakın olurken Gel beraber ibadet edelim dese? Görüyorsunuz degil mi? Eger kavramlar konuldukları anlamın dışında kullanılmaya başlanırsa, iş nerelere kadar varıyor ve nasıl içinden çıkılmaz bir hal alıyor.
O halde sorumluluk sahibi her mümine düşen, kendi meşrebinin geleneksel motiflerini dine dahil etmek için ayetleri böyle uluorta kullanmamaktır. Bu tehlikeli bir yoldur. Yarın kuyru a Bektaşiler de girip sazlı sözlü meclislerini ayetteki ibadetler arasına dahil etmek için sıraya girerlerse ne olacak? Ya bu kuyruk böylece uzar giderse, o dine Allah benim dinim der mi? Böyle bir din İslâm olur mu? (Cevabı için bkz. Ali İmran, 85).
Bunun adı kitaba uymak degil, kitabına uydurmak olmaz mı? Ya da Hucurat 16da ifade edildigi gibi Allaha din ögretmek: Allaha dininizi ögretmeye mi kalkıyorsunuz? Oysa bu din Allahın dini. Ve haddini bilmek imanın en büyük şartı.
Ha, böyle degil de yukarıda mealini verdi imiz 3:191. ayete istinaden biz semaı ayette geçen ayakta zikir olarak anlıyoruz denilecekse, Kuranın buna cevabı hazır: Allahı, onun size ögrettigi gibi zikredin (2:239), kafanıza estigi gibi, keyfinize geldigi gibi degil. Ya da şu: Onu, onun gösterdigi yolla zikredin (2:152).
Yalnız Ona kullu a adanmış bir ömür zaten ömrün tamamını ibadet kılmak demektir. Bunun göstergesi ise zikrin gerçek anlamı olan Allah bilincini sürekli aktif ve diri tutma, haşa Allah yokmuş gibi yaşamama, konuşmama, düşünmeme, nefes almamadır.
Kaygısı Allah olan, ilahi gözetime mazhar olur.
m.islamoglu
Bir mesele dinle ilgiliyse onun zamanı geçmez, yani demode olmaz. Çünkü din moda degildir.
Özel TV kanalı konuyu magazinleştirdigi için Kadından semazen olur mu?sorusunu merkeze oturtmuştu. Aslında asıl mesele bu de ildi. Bu sorunun eş degeri Kadından imam olur mu? sorusu degil, belki Kadından mevlüthan olur mu? sorusudur.
Çünkü sema bir ibadet degildir. Ali Rıza Demircan hocanın muhataplarına var gücüyle anlatmaya çalıştıgı da buydu işte. Peki muhataplar bunu anladılar mı? Ayırabildigim kısa zaman zarfında görebildigim kadarıyla hayır. İyi niyetliydiler, ama hocayı anlamadılar.
Muhataplar Mevlevi dergahına mensup iki çelebi. Hangisi postnişin hangisi mürit, tanımıyorum. Fakat mevcut dini birikimlerini dinin temel kaynaklarından daha çok meşreplerinin kaynaklarından elde ettikleri belli. Eger öyle olmasaydı semayı ibadet olarak nitelendirmeye, üstelik buna delil olarak da şu ayeti kullanmaya cüret edemezlerdi:
ki, işte onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzereyken Allahı zikrederler (Alu İmran, 191).
Önce semayı ibadet ilan edip, delil isteyince de bu ayeti öne sürmenin abesligini şöyle izah edelim:
Sık duydugunuz ayetlerden biridir şu ayet: Ben insanları ve cinleri sadece ve sadece bana ibadet etsinler diye yarattım. (Zariyat, 56)
Şimdi bu ayetteki ibadet kelimesinden neyi anlıyorsunuz? Bu kelimenin günlük dilde kullanımıyla Kurandaki kullanımları arasında hayli farklılık var. Bu ayetteki illâ li-yabudûn ibaresi, günlük dildeki yanlış kullanımla karıştırmamak için kulluk olarak çevrilmeli. Ayetteki başka her tür alternatifi mutlak dışlayıcı yapının amacı tevhide vurgudur. Yani yalnız bana kulluk etsinler, asla kula, eşyaya kul olmasınlar, benliklerine kul olmasınlar anlamlarını tazammun eder.
Eger ayetteki ibadeti, ıstılah anlamıyla alırsak namaz, oruç, hac gibi dinin emirleri akla gelir. Ama ayette insanın dünyadaki varlıgının tek nedeninin ibadet oldugu vurgulandıgına göre, biri çıkıp da Hayatı oluşturan her iş ibadettir dese ne olur? Mesela işten gelen biri nereden geldigi sorusuna İbadetten dese, lokantaya giderken İbadete gidiyorum dese, eşine yakın olurken Gel beraber ibadet edelim dese? Görüyorsunuz degil mi? Eger kavramlar konuldukları anlamın dışında kullanılmaya başlanırsa, iş nerelere kadar varıyor ve nasıl içinden çıkılmaz bir hal alıyor.
O halde sorumluluk sahibi her mümine düşen, kendi meşrebinin geleneksel motiflerini dine dahil etmek için ayetleri böyle uluorta kullanmamaktır. Bu tehlikeli bir yoldur. Yarın kuyru a Bektaşiler de girip sazlı sözlü meclislerini ayetteki ibadetler arasına dahil etmek için sıraya girerlerse ne olacak? Ya bu kuyruk böylece uzar giderse, o dine Allah benim dinim der mi? Böyle bir din İslâm olur mu? (Cevabı için bkz. Ali İmran, 85).
Bunun adı kitaba uymak degil, kitabına uydurmak olmaz mı? Ya da Hucurat 16da ifade edildigi gibi Allaha din ögretmek: Allaha dininizi ögretmeye mi kalkıyorsunuz? Oysa bu din Allahın dini. Ve haddini bilmek imanın en büyük şartı.
Ha, böyle degil de yukarıda mealini verdi imiz 3:191. ayete istinaden biz semaı ayette geçen ayakta zikir olarak anlıyoruz denilecekse, Kuranın buna cevabı hazır: Allahı, onun size ögrettigi gibi zikredin (2:239), kafanıza estigi gibi, keyfinize geldigi gibi degil. Ya da şu: Onu, onun gösterdigi yolla zikredin (2:152).
Yalnız Ona kullu a adanmış bir ömür zaten ömrün tamamını ibadet kılmak demektir. Bunun göstergesi ise zikrin gerçek anlamı olan Allah bilincini sürekli aktif ve diri tutma, haşa Allah yokmuş gibi yaşamama, konuşmama, düşünmeme, nefes almamadır.
Kaygısı Allah olan, ilahi gözetime mazhar olur.