Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Bir_Katre

RAHMETLE ANIYORUZ DEĞERLİ KARDEŞİM
 
Üyelik Tarihi
4 Ağu 2006
Mesajlar
5,632
Aldığı Beğeniler
50
Konum
Ağrı
Takım
Galatasaray
"Ben gizli bir hazine idim. Bilinmek için mahlûkatı yarattım" meâlindeki hadîs-i kudsînin işâretiyle, "yaratılış'ın asıl gayesi olan mârifetullah; "Ben cinleri ve insanları, ancak Bana ibâdet etsinler diye yarattım" meâlindeki âyette ifâdesini bulan "ibâdet'in hakkıyla edâ edilebilmesi için ilk ve en mühim şarttır.

Asırlar önce kelâm ilminin en büyük allâmelerinden olan Fahreddin-i Razî'ye bir mektup yazarak, "Allah'ı bilmek, varlığını bilmenin gayrıdır" diyen Muhyiddin-i Arabî'nin kast ettiği "mârifetullah" da, sadece "vücud" sıfatından ibâret değildir. Onun kast ettiği "Allah'ı bilme," bin bir Esmâ-i Hüsnâ'nın işâret ve delâletiyle Allah'ı tanımaktır.
Nitekim Haşir Sûresinin son âyetinde belirtilen, "En güzel isimler Allah'ındır" hükmü, "Allah'ı tanıma bilgisi" olan mârifetullahta "esmâ-i hüsnâ'nın büyük ehemmiyetini de ortaya koymaktadır.


"Allah" lâfzı, bütün esma-i hüsnâyı içinde toplayan ve daha çok Allah'ın zâtını hatıra getiren bir isimdir. Allah'ın 99 veya 1001 olarak belirtilen güzel isimleri ise, Rabbimizi daha çok tanımak ve bilmek için mühim bir yere sahiptirler.

Bu bakımdan Kur'ân'da ve hadislerde Allah'ın güzel isimlerine dikkat çekilerek, onlar vasıtasıyla yapılan duâların kabul olunacağı ifâde edilir. Nitekim, Peygamber Efendimizin (a.s.m.) en büyük duâlarından olan Cevşenü'l-Kebir'e en büyük meziyet ve fazileti kazandıran husus da, içerisinde açıkça veya dolayısıyla 1001 esmâya işaret edilmesidir.
Kur'ân'ı dikkatle okuduğumuzda, Allah'ın isimlerine büyük ölçüde yer verildiğini görürüz. Bilhassa âyet sonlarında, "Kadîr, Aziz, Hakîm, Rahmân, Rahîm, Tevvâb, Lâtîf, Raûf, Gafûr, Alîm, Azîm" gibi isimler sık sık tekrar edilir. Rabbimiz bu şekilde, Kendi isimlerine ne kadar ehemmiyet verdiğini göstermiştir.

Kur'ân'ın genelindeki bu ifâdelerden, Allah'ı tanımanın, ancak isimleriyle mümkün olabileceğini de anlamış oluyoruz. Bu, ayrıca Kur'ân'ın kendisini tefsir edecek kimselere verdiği bir mesajdır da.

Bu mesajı en güzel alan ve mükemmel bir şekilde uygulayan, hiç şüphesiz ki, Bedîüzzaman Hazretleridir. Risâle-i Nur'da bu prensibe o kadar dikkat etmiştir ki, bu şekilde Allah'ın bütün isimlerini öğrenmek ve tanımak mümkün olmaktadır.


Dikkat edilirse, bu eserlerde, Rabbimizden bahsedilirken, devamlı "Allah" lâfzını kullanmak gibi bir yol tâkip edilmemiştir. Onun yerine Kur'ânî bir metot olarak, sözü edilen husus neyse, Allah'ın o meseleyle ilgili isimleri kullanılmıştır. Söz gelişi, rızıktan bahsediliyorsa, Rezzak-ı Kerim; nimetler konusunda Mün'im-i Hakîkî; günah ve aftan bahsederken, Gafur-u Rahîm; kudret ve ilimden bahsederken, Kadîr-i Alîm gibi ifâdeler kullanılır. Yine mevzuya uygun olarak, Rahîm-i Mutlak, Sâni-i Kerîm, Halik-ı Külli Şey, Cemil-i Zülcelâl gibi Allah'ın isimleriyle meydana getirilen terkipler yer alır.

Bütün bunlar, mârifetullahın temininde çok büyük yeri olan esmâ-i hüsnânın öğretilmesi hedefine yöneliktir. Risâle-i Nur'da tâkip edilen metodun tek özelliği, Allah'ın isimlerini zikretmekten ibâret değildir. Bir başka husus, Allah'ın isimlerinin tefsir edilmesi, tecellîleri hakkında geniş açıklamalarda bulunulmasıdır.

Bu noktadan Risâle-i Nur'a baktığımızda, göze çarpan bir başka özellik de, Allah'ın isimlerini izah ederken görülmemiş bir derinliğe inmektir. Bedîüzzaman Hazretleri, hemen bütün eserlerinde Allah'ın isimlerini zikretmiş, kâinat üzerindeki tecellîlerini anlatmış, hakîkatlerinin ispatını yapmıştır. Hattâ sadece Onun isimlerini anlatmak için yazdığı risâleler vardır. Ama bu eserleri asıl farklı, cazip ve benzersiz yapan, "derinlik'tir.
Derinlik, "teferruat'la yakından ilgiliyse de, ondan farklıdır. Onda aynı zamanda "câmiiyyet" de vardır. Câmiiyyet, o kadar açık görülmektedir ki, konuyla ilgili her husus kameti nisbetince ele alınmış, âdetâ "efrâdını câmi, ağyârını mâni" prensibi hakkıyla uygulanmıştır.

Söz gelişi, 30. Lem'ada ele alınan "Ferd, Hayy, Kayyum, Hakem, Adl, Kuddüs" isimleri o kadar hârika ve derinliğine izah edilmiştir ki, anlayarak okuyan kişi, sanki bu isimlerin hakîkatlerine, görür gibi inanır. Numûne olarak sadece Hayy isminin açıklandığı bölümdeki, "hayat'ın târifine bakan kimse, konuya ne kadar hâkim olunduğunu hemen fark eder. Yine aynı eserdeki "Kayyum" isminin izahında yer alan, kâinattaki "faaliyet-i dâime'nin hikmetlerini anlatan bölüm bir şaheserdir.

20. Mektub'un 2. Makamının 10. Kelimesi olan "Ve hüve alâ külli şey'in kadîr" bahsindeki kudret sıfatı ve "Kadîr" isminin izahı ve isbatı, hususan 29. Söz'e havâle edilen bölümler, kudret-i İlâhiyeyi güneşin ışığı derecesinde açık ve parlak bir şekilde akla kabul ettirmektedir. Burayı okurken, Allah'ın sonsuz kudretiyle gerçekleştirdiği sonsuz fiilleri ve bilhassa her şeyi "Ol" emriyle yaratmasını aklına sığıştıramayan insan, bu gerçeğin ne kadar mâkul olduğunu görmekte, âdetâ müşahhas bir şekilde îmanının kuvvetlendiğini hissetmektedir.

Derinliği gösteren bir başka gerçek de, Allah'ın isimlerinin bütün îman hakîkatleriyle olan ilişkisidir. Bu bakımdan 10. Söz'de haşir gerçeğinin Allah'ın isimleriyle anlatılması, "îman ve İslâm hakîkatlerinin Allah'ın isimleriyle ne kadar sıkı bir ilişki içinde olduğu'nu göstermektedir. Böylece kâinattaki bütün varlıkların birbiriyle kopmaz bağlarla bağlı ve girift ilişkiler içinde olduğu gerçeğinin îmânî konular arasında da olduğu, kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

Risâle-i Nur'daki esmâ-i İlâhiyenin zikredilişi, işlenişi, o kadar leziz, o kadar nefistir ki, âdetâ bir çağlayan gibi coşmakta, bir selsebil gibi akmakta, gülistanın mis kokuları gibi kalbe, akla ve ruha râyihalar sunmaktadır. Bunun için insan ruhuna bir inşirah, kalbine bir huzur, aklına bir rahatlık gelmektedir. Rabbimizin, Kur'ân'da, "Dikkat ediniz, kalpler ancak Allah'ın zikriyle mutmain olur" buyurması gibi, bu eserleri okurken insan tatmin olmakta, kendisini İlâhî zikrin neşvesine kaptırmaktadır. Esmâ noktasından baktığımızda, Risâle-i Nur'un eşsiz bir fikir kitabı olduğu kadar, harika bir zikir kitabı olduğunu da görürüz.

Bunun için, risâleleri okumak, insana hem mârifetullah kazandırır, hem de engin bir zikir ve fikir zenginliği verir. Onunla meşguliyetin ziyadesi nisbetinde, istifâde de ziyâdeleşir.

Risâle-i Nur'u okurken, mutlaka derinliğini kavramak ve hakkıyla anlamaya çalışmak gerekir. Risâlelerin üstünkörü bir şekilde okunması, hususan yeterince anlamadan geçilmesi, beklenen neticeyi doğurmaz. Ondan hakkıyla istifade edebilmek için yeterince zaman ayırarak, derinliğine anlamak ve kavramak gerekir. İmam-ı Rabbânî'nin (r.a.), "Mütekellimînden bir adam gelecek, bütün îman hakîkatlerini ispat edecek" müjdesine mazhar olan şahsı tanımak ve eserlerini okumak, sıradan bir nimet değildir. Bu nimetin büyüklüğü nisbetinde ondan istifade etmek ve şükrünü yerine getirmek gerekir. İstifade etmek, anlayarak çok okumakla mümkündür. Şükrü ise, muhtaçlara ulaştırılarak edâ edilebilir. Aksi takdirde şükür görmeyen nimetin eksilmesi gibi, nurlardan istifade de azalabilir.

Cemil TOKPINAR
 

Geceler

Sükut_u Sonbahar
 
Üyelik Tarihi
11 Nis 2007
Mesajlar
24,205
Aldığı Beğeniler
22,175
Takım
Fenerbahçe
Allah(c.c)razi olsun kardesim emegine saglik
Selam ve Dua ile.....
 
Üst Alt