Allâh’ın Yasak Arazisi
Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“Ey îmân edenler! Size verdiğimiz rızıkların helâl olanlarından yeyin.” ( Bakara, 172 )
Rasûlullah (sav) buyurdular:
“Şüphesiz helâl bellidir. Haram da bellidir. Fakat bu ikisi arasında (helâl veya haram olduğu açıkça belli olmayan) birtakım şüpheli şeyler vardır ki, pek çok kimse onları bilemez. Şüpheli şeylerden kaçınan bir kimse, dînini ve haysiyetini korumuş olur. Şüpheli şeylerden sakınmayan bir kimse ise, zamanla harama düşer. Tıpkı sürüsünü başkasına âit bir arazinin etrafında otlatan çoban gibi ki, sürünün bu araziye girme tehlikesi vardır. Dikkat edin! Her padişahın girilmesi yasak bir arazisi vardır. Unutmayın ki, Allâh’ın yasak arazisi de haram kıldığı şeylerdir.” (Buhârî, Îmân, 39 )
Hızır (as)’ın, meşhûr Hak dostlarından Abdülhâlık Gucdevânî (ks)’u ziyâreti esnasında aralarında geçen şu konuşma da pek ibretlidir. Hızır (as), Gucdevânî Hazretleri’nin ikrâm ettiği yemekleri yemez ve sofradan kendisini geriye çeker. Abdülhâlık Gucdevânî (ks) hayretle:
“– Bunlar helâl lokmalardır; niçin yemiyorsunuz?” der.
Hızır (as) ise şu cevâbı verir:
“– Evet, helâl lokmalardır; lâkin pişiren, öfke ve gafletle pişirmiştir.”
Görüldüğü üzere yenilen bir yemeğin helâl olup-olmamasının da ötesinde, hangi hâlet-i rûhiye içinde pişirildiğinin dahî, insanın hâl, hareket, muâmelât ve ibâdetlerinin rûhâniyetine tesir ettiği anlaşılmaktadır. Bu durum, gıdâlar karşısında takınılması gereken tavrın ehemmiyet ve nezâketini ortaya koymaktadır. (Osman Nûri Topbaş, İmandan İhsana Tasavvuf, Erkam Yay.)
Her Güne Bir Esma-ül Hüsna (Allah’ın En Güzel İsimleri)
el-Kâbız: İmtihan için sıkan, rızkı belli bir ölçüde tutan ve o ölçüyle veren, ölüm anında kullarının can emanetini geri alan demektir.
İbrâhim Desûkî (ks): “Ey kardeşlerim! Haram yediğiniz sürece, hikmet ve mârifet hakkında bir şey elde edeceğinizi zannetmeyin.”
DİKKATLİ OL ! ! !
Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“Ey îmân edenler! Size verdiğimiz rızıkların helâl olanlarından yeyin.” ( Bakara, 172 )
Rasûlullah (sav) buyurdular:
“Şüphesiz helâl bellidir. Haram da bellidir. Fakat bu ikisi arasında (helâl veya haram olduğu açıkça belli olmayan) birtakım şüpheli şeyler vardır ki, pek çok kimse onları bilemez. Şüpheli şeylerden kaçınan bir kimse, dînini ve haysiyetini korumuş olur. Şüpheli şeylerden sakınmayan bir kimse ise, zamanla harama düşer. Tıpkı sürüsünü başkasına âit bir arazinin etrafında otlatan çoban gibi ki, sürünün bu araziye girme tehlikesi vardır. Dikkat edin! Her padişahın girilmesi yasak bir arazisi vardır. Unutmayın ki, Allâh’ın yasak arazisi de haram kıldığı şeylerdir.” (Buhârî, Îmân, 39 )
Hızır (as)’ın, meşhûr Hak dostlarından Abdülhâlık Gucdevânî (ks)’u ziyâreti esnasında aralarında geçen şu konuşma da pek ibretlidir. Hızır (as), Gucdevânî Hazretleri’nin ikrâm ettiği yemekleri yemez ve sofradan kendisini geriye çeker. Abdülhâlık Gucdevânî (ks) hayretle:
“– Bunlar helâl lokmalardır; niçin yemiyorsunuz?” der.
Hızır (as) ise şu cevâbı verir:
“– Evet, helâl lokmalardır; lâkin pişiren, öfke ve gafletle pişirmiştir.”
Görüldüğü üzere yenilen bir yemeğin helâl olup-olmamasının da ötesinde, hangi hâlet-i rûhiye içinde pişirildiğinin dahî, insanın hâl, hareket, muâmelât ve ibâdetlerinin rûhâniyetine tesir ettiği anlaşılmaktadır. Bu durum, gıdâlar karşısında takınılması gereken tavrın ehemmiyet ve nezâketini ortaya koymaktadır. (Osman Nûri Topbaş, İmandan İhsana Tasavvuf, Erkam Yay.)
Her Güne Bir Esma-ül Hüsna (Allah’ın En Güzel İsimleri)
el-Kâbız: İmtihan için sıkan, rızkı belli bir ölçüde tutan ve o ölçüyle veren, ölüm anında kullarının can emanetini geri alan demektir.
İbrâhim Desûkî (ks): “Ey kardeşlerim! Haram yediğiniz sürece, hikmet ve mârifet hakkında bir şey elde edeceğinizi zannetmeyin.”
DİKKATLİ OL ! ! !