Adem (aleyhisselam) cennetten çıkarılmasına sebep olan hatasından dolayı, çok uzun süre şiddetle ağladı. Nihayet, Allah (cc) onu affedince; Cebrail, İsrafil ve Mikail (asm) onun yanına geldiler. Onu tebrik ettiler:
- Ya Adem! Seni tebrik ediyoruz, Allah seni aff-u mağfiret etti, dediler.
- Evet, beni tebrik ediyorsunuz fakat, Allah kıyamet gününde, bu hatayı benim yüzüme vuracak mı; yüzüme vurursa benim halim ne olacak? Dedi.
Allah’tan o kadar haya etti. Biz de bu günahlarımızla, peygamberlerin meclislerinden; denizden bir damla kadar da olsa, Allah-u Zülcelal’e karşı haya etmeliyiz. Adem (as) böyle deyince, Allah (cc) vahiy nazil ederek şöyle buyurdu: “Ya Adem! Sen ve zürriyetin, ne kadar günah yapsanız da; bana doğru gelirseniz, ben size ‘Geliniz’ diyeceğim. Size karşı şefkatli ve merhametli davranacağım.”
İşte, Allah-u Zülcelal kullarına karşı böyle merhamet ve şefkat sahibidir. Biz de, O’nun bu nimetini değerlendirmemiz lazımdır. Elimizdeki bu fırsatı kaçırmayalım. Dünya bir taraftan, nefis bir taraftan, şeytan bir taraftan, insanlar bir taraftan, insanı mahvediyor, helak ediyor. Babalarımızın, ecdatlarımızın, akrabalarımızın, komşularımızın öldüğünü gözümüzle görüyoruz, cenazelerine gidiyoruz. Onları kefenleyip kaldırıyorlar, toprak altına koyuyorlar.
Biz de bir gün onlar gibi olacağız. Aklımızla; onlar gibi olduktan sonra, nasıl bir pişmanlık içine gireceğimizi idrak etmemiz lazımdır. Ahiretteki geçimimize zarar verecek bir hata, bir davranış içine girdiğimiz zaman, hemen kendimize şöyle söylemeliyiz: ‘Ey Nefsim! Sen ne yapıyorsun? Vaktini hep boşa geçiriyorsun, bu nedir böyle? Bu benim için büyük bir hatadır!’ diye, kendi kendimize söylemek ve bundan dolayı da mahzun ve üzüntülü olmak lazımdır.
Nasıl bir insanın başına bir musibet, bir bela gelince, sanki bütün dünya onun başına çökmüş gibi düşünüyor, dünya için böyle üzülüyorsa; ahiret için de bundan milyonlarca derece daha fazla üzülmemiz lazımdır. Böyle yapmadığımız zaman ise en azından daima böyle yapmak gayretinde olmalıyız. Yapmadığımız zaman, kendi nefsimizi ikrah etmemiz, onu zorlamamız lazımdır.
Çünkü, Hz. Peygamber (sav) bir hadisinde: “Amellerin en efdali; insanın nefsine, amel konusunda ikrah etmesidir (zorlamasıdır).” Buyurmaktadır.
Nefsim zikretmek istemiyor; ona zorla yaptıracaksın; sabahleyin uykusuzsun, namaz kılmak istemiyor, kalkıp kılacaksın; dini sohbete gitmek istemiyor, oysa orada Allah’ın rahmeti gelecek. Hasta olmuş gidemiyor, götüreceksin onu zorla! Bu şekilde amel yapmak, Allah katında en hayırlı, en efdal ameldir.
Allah-u Zülcelal, hepimize istediği şekilde salih amel nasip etsin. (Amin)
- Ya Adem! Seni tebrik ediyoruz, Allah seni aff-u mağfiret etti, dediler.
- Evet, beni tebrik ediyorsunuz fakat, Allah kıyamet gününde, bu hatayı benim yüzüme vuracak mı; yüzüme vurursa benim halim ne olacak? Dedi.
Allah’tan o kadar haya etti. Biz de bu günahlarımızla, peygamberlerin meclislerinden; denizden bir damla kadar da olsa, Allah-u Zülcelal’e karşı haya etmeliyiz. Adem (as) böyle deyince, Allah (cc) vahiy nazil ederek şöyle buyurdu: “Ya Adem! Sen ve zürriyetin, ne kadar günah yapsanız da; bana doğru gelirseniz, ben size ‘Geliniz’ diyeceğim. Size karşı şefkatli ve merhametli davranacağım.”
İşte, Allah-u Zülcelal kullarına karşı böyle merhamet ve şefkat sahibidir. Biz de, O’nun bu nimetini değerlendirmemiz lazımdır. Elimizdeki bu fırsatı kaçırmayalım. Dünya bir taraftan, nefis bir taraftan, şeytan bir taraftan, insanlar bir taraftan, insanı mahvediyor, helak ediyor. Babalarımızın, ecdatlarımızın, akrabalarımızın, komşularımızın öldüğünü gözümüzle görüyoruz, cenazelerine gidiyoruz. Onları kefenleyip kaldırıyorlar, toprak altına koyuyorlar.
Biz de bir gün onlar gibi olacağız. Aklımızla; onlar gibi olduktan sonra, nasıl bir pişmanlık içine gireceğimizi idrak etmemiz lazımdır. Ahiretteki geçimimize zarar verecek bir hata, bir davranış içine girdiğimiz zaman, hemen kendimize şöyle söylemeliyiz: ‘Ey Nefsim! Sen ne yapıyorsun? Vaktini hep boşa geçiriyorsun, bu nedir böyle? Bu benim için büyük bir hatadır!’ diye, kendi kendimize söylemek ve bundan dolayı da mahzun ve üzüntülü olmak lazımdır.
Nasıl bir insanın başına bir musibet, bir bela gelince, sanki bütün dünya onun başına çökmüş gibi düşünüyor, dünya için böyle üzülüyorsa; ahiret için de bundan milyonlarca derece daha fazla üzülmemiz lazımdır. Böyle yapmadığımız zaman ise en azından daima böyle yapmak gayretinde olmalıyız. Yapmadığımız zaman, kendi nefsimizi ikrah etmemiz, onu zorlamamız lazımdır.
Çünkü, Hz. Peygamber (sav) bir hadisinde: “Amellerin en efdali; insanın nefsine, amel konusunda ikrah etmesidir (zorlamasıdır).” Buyurmaktadır.
Nefsim zikretmek istemiyor; ona zorla yaptıracaksın; sabahleyin uykusuzsun, namaz kılmak istemiyor, kalkıp kılacaksın; dini sohbete gitmek istemiyor, oysa orada Allah’ın rahmeti gelecek. Hasta olmuş gidemiyor, götüreceksin onu zorla! Bu şekilde amel yapmak, Allah katında en hayırlı, en efdal ameldir.
Allah-u Zülcelal, hepimize istediği şekilde salih amel nasip etsin. (Amin)
Son düzenleme: