Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Necmeddin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Ocak 2006
Mesajlar
10,138
Aldığı Beğeniler
179
Konum
Batman
Takım
Diğer
Lütuf ve kerem sahibi Yüce Allah’a hamd;

O’nun Sevgili Resulü’ne, Ehl-i Beyt’ine ve Sahabe-i Kiram’a harfler adedince salât ve selâm…



Merhaba Dostlar;

Gerçek bir müminin en önemli özelliği nedir? Diye sorulsa şöyle bir cevap vermek yerinde olurdu herhalde; Rabbinin rızasını her şeyin üzerinde tutan insan…



Evet, sevgili dostlar. O’nun rızası, değil dünyevi hevesler, uhrevi gayelerin dahi üzerindedir. Cennet sevdası veya cehennem korkusu, O’nun rızası karşısında pek de üzerinde durulacak meseleler değildir, hakikat ehlince.



Şahıs olarak Rabbin rızasını kazanmak bu kadar önemli. Peki, bu hedefe ulaşmak için; mümin kimsenin iç âlemini, ahlakını ve şahsi hayatını Allah rızasına uygun olarak düzenlemesi yeterli mi?



Elbette yeterli değil. Zira İslam sadece şahsi/ferdi bir din olmadığı için, bir başka deyişle, Allah-u Teâlâ’nın emir ve tavsiyeleri, sadece ferdi alanla sınırlı olmadığı için Allah’ın rızası da ancak, mümin cemaatinin ortak tavır ve fiilleri neticesinde kazanılabilir.



O halde, şahsi gayretimizin yanında, toplumun ıslahı ve Rabbimizin rızasına uygun hale gelmesi için çalışmak da her müslümanın üzerine bir vazife olarak ortaya çıkıyor. Yani, Müslüman bir toplum olarak asıl makro hedefimiz; Rabbimizin rızasını kazanabilmek…



Müslümanlar topyekûn bir cemaat olarak, birlikte hareket ettiklerinde, Rabbin emirlerindeki nice hikmetler de ortaya çıkacaktır. Düşünsenize, siz bir yetimin, bir fakirin elinden tuttuğunuzda, aslında içinde bulunduğunuz Müslümanlar topluluğunun, Allah’ın rızasını kazanmasına katkıda bulunmuş oluyorsunuz…



Aksine “gemisini kurtaran kaptan” egoist mantığıyla hareket ettiğinizde ise Müslüman topluluğunun üzerine farz-ı kifaye olan “zayıfları gözetme” görevini aksatmış oluyorsunuz. Ve eğer bir Müslüman toplumda; açın, garibin hali sorulmuyorsa oradaki bütün Müslümanlar büyük bir vebal altında kalırlar.



Yine, aynen bunun gibi bir Müslüman toplumda, insanlar dinlerini doğru bir şekilde öğrenemiyorlarsa o toplumdaki her Müslüman sorumluluk altında kalır. Aksatılan toplumsal görevlerin faturası, bütün Müslümanlara çıkar.



Demek ki “Eh… namazımı kılıyorum. Hacca da gittim, zekâtımı ve sadakamı veriyorum. Ben kendimi kurtarırım” deyip, “benim tuzum kuru” diye düşünüp yan gelip yatmak, bir müslümanı toplumsal görevlerden kurtarmıyor.



Sevgili dostlar, etrafımıza şöyle bir baktığımızda, ibadetlerini yerine getirmeye çalışan nice insanın bu zihniyette olduğunu, üzülerek görüyoruz. Bu koyu gafletin, daha doğrusu vurdumduymazlığın sebebi, açıktır ki İslam’ı iyi bilmemek. Bu da bize gösteriyor ki ilim ve irşad ehlinin bu konulara ağırlık vermesi ve toplumumuzu bu konularda aydınlatması gerekiyor.



Elbette Müslüman toplumun görevleri bu saydıklarımızla sınırlı değil. Aksine çok geniş bir alana yayılıyor sorumluluklarımız.



Batı dünyasında, “Allah rızası” bir hedef olmadığı için daha doğrusu bu hedeften koparıldıkları için yerine, “Kamu yararı” denilen kuralı koymuşlar. Yani, bir kimse trafik kuralını ihlal ettiğinde, onu bir başka vatandaş uyarabiliyor, şikâyet edebiliyor. Neden? Çünkü biliyor ki yolda hız yapan, alkollü iken araba kullanan kişi, yarın şikâyet edene de doğrudan zarar verebilir.



Ne kadar benmerkezci de olsa “kamu yararı” orada birçok işin düzenlenmesine ve doğru işlemesine yardımcı oluyor. Bizde ise öyle mi?...



Sevgili dostlar, bizde bir kimse bir kuralı ihlal ettiğinde, hemen diğerleri şöyle düşünüyor: “Bir ben mi bu kurallara uyacağım, boş ver canım. Ben de uymayayım oluversin…”



Neden Batıda öyle iken bizde durum tersine. Çünkü biz, vatandaşlarımıza ne “kamu yararı” denen bir bilinç aşıladık ne de “Allah korkusu”… Böyle olunca da “iki cami arasında beynamaz” bir toplum haline geldik. Ne laik, insan-merkezli bilince sahibiz ne İslami şuura.



Öyle görünüyor ki biz bu iki dünya görüşü arasında bocaladıkça toplumsal bilincimiz de bocalayıp duracak. Demek ki her şeyden önce ne olduğumuza tam bir karar vermemiz gerekiyor: Ya tam Müslüman olacağız yahut tümden ‘hümanist’…



Ancak bu ana kararı verdikten sonradır ki, bu dünya görüşlerine ait referanslardan biri ile bilinçlenebilir ve sağlıklı bir toplum kurabiliriz. Şu anda hiçbir dünya görüşünü, toplum olarak benimsemişe benzemiyoruz. Af edersiniz ama meselenin başka bir yönüyle bakınca, ne Allah’tan korkuyoruz ne kanundan…



Ne diyelim sevgili dostlar, Müslümanlıktan vazgeçemeyeceğimize göre, bari İslam’ı doğru dürüst öğrenelim, anlayalım ve her açıdan hayata yansıtalım.



Allah’ın razı olduğu bir toplum olmak için önce bir karar vermek gerekiyor…



SÜLEYMAN KARAKAŞ

Gülistan Dergisi 134. Sayı

Şubat 2012​
 
Son düzenleme:

samanyolu

“Ya Bâki ente’l-Bâki”
 
Üyelik Tarihi
13 Eki 2010
Mesajlar
598
Aldığı Beğeniler
19
Takım
Diğer
Allah razı olsun.
 

uhibbu

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
4 Eki 2007
Mesajlar
18,383
Aldığı Beğeniler
39,770
Konum
istanbul
Takım
Galatasaray
Allah’ın razı olduğu bir toplum olmak için önce bir karar vermek gerekiyor…

Allahım sen bize bi karar verme şevki ver.

Rabbim nur eylesin abi.
 

Geceler

Sükut_u Sonbahar
 
Üyelik Tarihi
11 Nis 2007
Mesajlar
24,205
Aldığı Beğeniler
22,175
Takım
Fenerbahçe
Cenab-i Hak razi olsun insaAllah agbi emegine rahmet ömrüne bereket tesekkürler
Selam ve Dualarimla........
 

loreS

"ALLAH dE KaLBiM"
 
Üyelik Tarihi
18 Ağu 2010
Mesajlar
4,445
Aldığı Beğeniler
51
Konum
09
Takım
Galatasaray
Allah razı olsun emeğine sağlık ..
 
Üst Alt