Ü
üsame
Guest
(Nahl Suresi, 12-13)
Bazı detaylar insan hafızasında önemli yer tutarlar ve hiç de işmezler. Örne in en tanıdık cisimler olan a açlardan başlayalım. A açların rengi hep yeşil ve tonlarıdır. Sonbahar gelince bu renklerin de işti i herkes tarafından bilinir. Gökyüzünün rengi de ya mavinin ya da grinin tonlarındadır. Meyvelerin renkleri de hiç de işmez, örne in kayısının rengiyle, kirazın rengi hep bellidir, tanıdıktır. Kısacası ışık altında bulunan her canlının, her cismin bir rengi vardır. Etrafınızdaki şeylere dikkatli bir şekilde bakın. Neler görüyorsunuz? Masa, sandalyeler, pencerenizden gözüken a açlar, gökyüzü, evinizin duvarları, çevrenizdeki insanların yüzleri ya da yedi iniz meyveler... Bunların hepsi ayrı birer renge sahiptir. Bütün bu renklerin neye göre belirlendi ini, nasıl düzenlendi ini ve nasıl oluştu unu hiç düşünmüş müydünüz?
Tek bir rengin, örne in sadece kırmızının ya da sadece yeşilin oluşması için aşa ıda maddelendirilmiş olan işlemlerin her birinin bu sıralamaya göre gerçekleşmesi gerekmektedir.
1-Rengin oluşması için gerekli olan ilk koşul ışı ın varlı ıdır. Bu nedenle öncelikle güneşten gelen ışınların nasıl bir özelli e sahip olması gerekti ini inceleyerek başlamakta fayda vardır. Renklerin oluşabilmesi için güneşten yeryüzüne gelen ışı ın, renkleri meydana getirebilecek şekilde, belirli bir dalga boyuna sahip olması gerekmektedir. Güneşin yaydı ı bütün ışınların içinden sadece "görünür ışık" olarak adlandırılan bu ışı ın yeryüzüne gelme ihtimali 1025'te bir ihtimaldir. Bu inanılması güç ihtimal gerçekleşir ve renklerin oluşması için gerekli olan ışınlar güneşten dünyaya ulaşır.
2-Güneşten gelip uzaya yayılan ışık gerçekte göze zarar verecek özelliklere sahiptir. Bu yüzden dünyaya ulaşan ışı ın gözün rahatlıkla algılayabilece i ve zarar vermeyece i duruma gelmesi gereklidir. Bunun için ışınların bir süzgeçten geçmesi gereklidir. Bu dev süzgeç dünyayı çevreleyen "atmosfer"dir.
3-Atmosferden geçen ışık yeryüzüne da ılır ve rastladı ı maddelerin hepsine çarparak yansır. Işı ın çarptı ı maddelerin, ışı ı yutmayıp yansıtacak özelliklerde olması gereklidir. Görüldü ü gibi maddelerin yapısal özelli inin de yeryüzüne ulaşan bu ışıkla renkleri oluşturacak şekilde uyumlu olması gereklidir. Bu şart da gerçekleşir ve güneşten gelen ışı ın çarptı ı maddelerden kolaylıkla yeni bir ışık dalgası yayılır
4-Renklerin oluşumundaki di er bir aşama da ışık dalgalarını algılayabilecek bir algılayıcıya, yani göze ihtiyaç olmasıdır. Işık dalgalarının görme organlarıyla da uyum içinde olması zorunludur.
5-Güneşten gelen ışınlar gözümüzün tabakalarından geçip retina bölgesinde elektrik sinyaline dönüştürülmelidir. Daha sonra bu elektrik sinyalleri insan beyninde görüntüyü algılamakla sorumlu olan görüntü merkezine ulaştırılmalıdır.
6-Bizim herhangi bir rengi gördü ümüzü ifade edebilmemiz için gerçekleşmesi gereken son bir aşama daha vardır. Renklerin oluşmasındaki son aşama görme merkezine gelen elektrik sinyallerinin, burada bulunan sinir hücreleri tarafından "renk" olarak algılanabilmesidir
Görüldü ü gibi tek bir rengin oluşması için oldukça detaylı ve birbirine ba lı bir sıralama izleyen işlemler gereklidir.
Renkle ilgili olarak edinilen tüm bilgiler rengin meydana gelmesi sırasında oluşan her işlemin çok hassas dengeler üzerine kurulmuş oldu unu gösterir. Bu hassas dengeler olmadı ı takdirde renkli bir dünya yerine bulanık ve karanlık bir dünya içinde kalmamız hatta görme yetene imizi kaybetmemiz kaçınılmazdır. Yukarıda sayılan maddelerden sadece retina bölgesindeki elektrik sinyallerini algılayacak olan hücrelerin bulunmadı ını düşünelim. Ne gelen güneş ışı ının yeterli özelliklere sahip olması, ne gözün di er parçalarının tam olması, ne de atmosferin varlı ı yeterli olmayacaktır.
Görme İşleminde Retinanın Rolü
Retinayı daha yakından inceleyerek biraz daha detaya inelim. Retinada görev alan "rodopsin" adlı pigment maddesinin olmadı ını varsayalım. Rodopsin yo un ışıkta özelli ini yitiren, karanlıkta tekrar oluşan bir maddedir. Gözde yeteri kadar rodopsin oluşana kadar göz karanlıkta net göremez. Rodopsinin özelli i ışıktan alınan verimin yükseltilmesidir. Bu madde tam gerekti i anda ihtiyaç duydu u kadar üretilir. Rodopsin dengesi kuruldu unda ise şekiller belirginleşmeye başlar. Görme işleminde son derece önemli bir madde olan rodopsin olmasaydı ne olurdu? Bu durumda insan yalnızca aydınlıkta gören bir canlı olurdu. Görüldü ü gibi gözde en ince detayına kadar düşünülmüş kusursuz bir sistem vardır.
Peki bizi karanlıklardan kurtarıp, bize renkli bir dünya sunan bu sistem kimin eseridir?
Buraya kadar sıraladı ımız her aşama bir akıl, irade ve güç gerektiren işlemlerdir. Böyle bir sıralamanın ve uyumun tesadüfen oluşma ihtimalinin olmadı ı ise çok açık bir gerçektir. Böyle bir sistemin zaman içinde oluşması da imkansızdır. Bu işlemlerin tesadüfen oluşması için milyonlarca hatta milyarlarca yıl beklense de sonuç hiçbir şekilde de işmeyecektir. Bekleyerek ya da tesadüflerle renkli bir dünyayı oluşturacak sistemler asla oluşamaz. Bu mükemmel sistem ancak özel bir tasarımın sonucunda ortaya çıkabilir ki bunun anlamı da yaratılmış oldu udur. Allah bütün evreni kaplayan sonsuz bir gücün ve aklın sahibidir. Evrendeki düzenin tümünde Allah'ın benzersiz yaratma sanatının örnekleri vardır. Renklerin oluşumundaki eşsiz sanat da Allah'ın benzersiz yaratmasıyla ortaya çıkmıştır. Allah her şeye güç yetirendir.
Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "Ol" der, o da hemen oluverir. (Bakara Suresi, 117)
-harunyahya-