İnsan Allah-u Zülcelal'e ne kadar yönelirse, O'na ne kadar ibadet yaparsa, Allah-u Zülcelâl de ona o derece mükâfat verir. Bir insan kendi kendine, acaba Allah-u Zülcelâl beni seviyor mu, sevmiyor mu? Allah-u Zülcelal'in yanında benim yerim nasıldır? Diye düşündüğü zaman, Maruf-i Kerhi'nin şu söylediğini hatırlamalıdır:
“Allah, bir kuluna hayır dilediği zaman, ona salih amel kapısını açar. İnsanlarla mücadele ve münakaşa etme kapısını kapatır. O kimse Allah-u Zülcelal'e daima salih amel yapar ve hiç kimseyle mücadele etmez. Ona kim ne derse, ‘Evet senin dediğin gibidir’ der ve onunla tartışmaya girmez. Ve Allah bir kimseye şer murad ederse, onu gazabına uğratmak ve cehennem ateşine atmak için amel kapısını ona kapatır ve amel yapmayı o kimseye nasip etmez. Münakaşa ve mücadele kapısını ona açar.”
İşte, Maruf-i Kerhi'nin bu sözlerinden herkes Allah-u Zülcelal'in kendisine ne şekilde davrandığını bilebilir.
Allah-u Zülcelâl ile aramızın kötü olduğu kanaatine varırsak, bilelim ki bu halimizin çaresi yine O'nun yanındadır. İnsanın kalbi, Allah-u Zülcelal'in kudreti altındadır. Dilerse o kalbi cennet tarafına, dilerse de cehennemin tarafına çevirebilir.
Yeter ki insan, O'na karşı biraz samimi olsun ve kendisini O'nun karşısında bir şey olarak görmesin. Kendine hiçbir varlık vermesin. “Ben şöyleyim, böyleyim” demesin. İnsan Allah-u Zülcelal'in huzurunda samimi olmalıdır. O'nun huzurunda bir dilenci gibi olmalıdır.
Allah-u Zülcelal'i sıfatları ile çağırmalıdır. Allah-u Zülcelâl Lâtiftir, Rahimdir, Kerimdir. Onun için: “Ya Lâtif! Ya Kerim!” diye O'nun sıfatları ile insan O'na yalvarmalıdır. İnsan bu şekilde yalvardığı zaman, Allah-u Zülcelâl mutlaka onun istediğini verir. Çünkü O çok cömerttir ve bütün bu nimetleri kullarına vermek için yaratmıştır. Merhameti kullarına vermek için yaratmıştır. O'nun merhametine, rahmetine müşteri olursak inşallah bize de verecektir.
Eğer biz iyi kimselerle oturup kalkıyorsak, demek ki bize Allah-u Zülcelâl hayır murad etmiştir. Ama kötü kimselerle oturup kalkıyorsak, Allah-u Zülcelâl bize şer murad etmiş demektir, neuzübillah!
O zaman Allah-u Zülcelal'e dönüp: “Ya Rabbi! Senden özür diliyorum. Bana kötü arkadaşlardan ayrılmayı ve iyi kimselerle beraber oturup kalkmayı nasip et!” diye yalvarmamız lazımdır.
İnsanların iyi kimselerle beraber olması, kalplerine hayat verir canlandırır. Kötü kimselerle beraber oldukları zaman da kalpleri Allah-u Zülcelal'e karşı ölür. Allah-u Zülcelal'in Evliyaları, O'nun katında öyle kıymetlidirler ki onların vefatından sonra kabirlerinin başına gitsek veya ervahlarından himmet istesek, onların o ölü kalpleri bizim kalbimizin ihya olmasına sebep olur.
Ama bazı hayatta olan insanları gördüğümüz zaman, kalbimiz onlarla birlikte ölür. Hakikaten de kötü insanlarla oturup kalktığımız zaman kalbimiz ölür. İyi insanlarla oturup kalktığımız zaman da Allah-u Zülcelâl kalbimizi onlarla ihya eder. Bu insanlar ister hayatta olsunlar, isterse vefat etmiş olsunlar fark etmez.
İyi kişilerle oturup kalktığımız zaman, herkese karşı daima hüsn-ü zan içinde oluruz. Ama kötü kişilerle oturup kalktığımız zaman, kimi görürsek onun hakkında kötü düşünürüz. İyi kimselerle beraber olduğumuz zaman, kötü kimseleri dahi iyi olarak görürüz.
Hem Allah-u Zülcelal kıyamet gününde, ister iyi olsun isterse kötü olsun, hiç kimse hakkında niçin iyi düşündüğümüzün hesabını sormaz. Onun için daima iyi kimselerle beraber olmamız lazımdır. Bu bizim için yegâne çare ve kurtuluştur. Diğer taraf ise şeytanın yoludur ve bizi cehenneme götürür.
“Allah, bir kuluna hayır dilediği zaman, ona salih amel kapısını açar. İnsanlarla mücadele ve münakaşa etme kapısını kapatır. O kimse Allah-u Zülcelal'e daima salih amel yapar ve hiç kimseyle mücadele etmez. Ona kim ne derse, ‘Evet senin dediğin gibidir’ der ve onunla tartışmaya girmez. Ve Allah bir kimseye şer murad ederse, onu gazabına uğratmak ve cehennem ateşine atmak için amel kapısını ona kapatır ve amel yapmayı o kimseye nasip etmez. Münakaşa ve mücadele kapısını ona açar.”
İşte, Maruf-i Kerhi'nin bu sözlerinden herkes Allah-u Zülcelal'in kendisine ne şekilde davrandığını bilebilir.
Allah-u Zülcelâl ile aramızın kötü olduğu kanaatine varırsak, bilelim ki bu halimizin çaresi yine O'nun yanındadır. İnsanın kalbi, Allah-u Zülcelal'in kudreti altındadır. Dilerse o kalbi cennet tarafına, dilerse de cehennemin tarafına çevirebilir.
Yeter ki insan, O'na karşı biraz samimi olsun ve kendisini O'nun karşısında bir şey olarak görmesin. Kendine hiçbir varlık vermesin. “Ben şöyleyim, böyleyim” demesin. İnsan Allah-u Zülcelal'in huzurunda samimi olmalıdır. O'nun huzurunda bir dilenci gibi olmalıdır.
Allah-u Zülcelal'i sıfatları ile çağırmalıdır. Allah-u Zülcelâl Lâtiftir, Rahimdir, Kerimdir. Onun için: “Ya Lâtif! Ya Kerim!” diye O'nun sıfatları ile insan O'na yalvarmalıdır. İnsan bu şekilde yalvardığı zaman, Allah-u Zülcelâl mutlaka onun istediğini verir. Çünkü O çok cömerttir ve bütün bu nimetleri kullarına vermek için yaratmıştır. Merhameti kullarına vermek için yaratmıştır. O'nun merhametine, rahmetine müşteri olursak inşallah bize de verecektir.
Eğer biz iyi kimselerle oturup kalkıyorsak, demek ki bize Allah-u Zülcelâl hayır murad etmiştir. Ama kötü kimselerle oturup kalkıyorsak, Allah-u Zülcelâl bize şer murad etmiş demektir, neuzübillah!
O zaman Allah-u Zülcelal'e dönüp: “Ya Rabbi! Senden özür diliyorum. Bana kötü arkadaşlardan ayrılmayı ve iyi kimselerle beraber oturup kalkmayı nasip et!” diye yalvarmamız lazımdır.
İnsanların iyi kimselerle beraber olması, kalplerine hayat verir canlandırır. Kötü kimselerle beraber oldukları zaman da kalpleri Allah-u Zülcelal'e karşı ölür. Allah-u Zülcelal'in Evliyaları, O'nun katında öyle kıymetlidirler ki onların vefatından sonra kabirlerinin başına gitsek veya ervahlarından himmet istesek, onların o ölü kalpleri bizim kalbimizin ihya olmasına sebep olur.
Ama bazı hayatta olan insanları gördüğümüz zaman, kalbimiz onlarla birlikte ölür. Hakikaten de kötü insanlarla oturup kalktığımız zaman kalbimiz ölür. İyi insanlarla oturup kalktığımız zaman da Allah-u Zülcelâl kalbimizi onlarla ihya eder. Bu insanlar ister hayatta olsunlar, isterse vefat etmiş olsunlar fark etmez.
İyi kişilerle oturup kalktığımız zaman, herkese karşı daima hüsn-ü zan içinde oluruz. Ama kötü kişilerle oturup kalktığımız zaman, kimi görürsek onun hakkında kötü düşünürüz. İyi kimselerle beraber olduğumuz zaman, kötü kimseleri dahi iyi olarak görürüz.
Hem Allah-u Zülcelal kıyamet gününde, ister iyi olsun isterse kötü olsun, hiç kimse hakkında niçin iyi düşündüğümüzün hesabını sormaz. Onun için daima iyi kimselerle beraber olmamız lazımdır. Bu bizim için yegâne çare ve kurtuluştur. Diğer taraf ise şeytanın yoludur ve bizi cehenneme götürür.
Son düzenleme: