Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Kenz'ül İns

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
17 Ara 2005
Mesajlar
137
Aldığı Beğeniler
0
Allahın Tasarruflarındaki Kolaylığın Sırları

İnsan gafletle eşyaya baktığında bunları sebeplerden bilebilir. Hâlbuki her varlık ellibeş dille yüce yaratıcının varlığına ve birliğine ondan başka ilah ve Rab olmadığına şehadet eder. O dillerden biri şudur:
Eşyanın kendi kendine olması veya sebeplere verilmesi, aklı tatmin eden, ruhu rahatlatan bir durum değildir. Akıl ve ruhlar bu tür izahlardan ızdırap duyarlar. Bu durum, onları tek Allaha sığınmaya zorlar. Öyle Allah ki:

" Her problem ancak Onun kudretiyle çözülür.

" Her kapalı şey ancak Onun iradesiyle açılır.

" Kalpler ancak Onu anmakla mutmain olur.
Pek çok insan, tüm eşyayı bir yaratıcıya vermede pek çok külfet, akıldan uzaklık ve garabet tevehhüm eder. Hâlbuki, eşya Allaha verilmeyip sebeplere isnad edilirse, bu külfet, akıldan uzaklık ve garabet gerçek olur.
Eşyanın Allaha nisbet edilmesinde, sayısız eşyanın, mahiyeti o şeylerden farklı olan Allaha verilmesi vardır. Sebeplere verilmesinde ise, benzeri mahiyet taşıyan çok şeylere verilmesi söz konusudur. Mesela küçük bir arı, eğer tek Allahın eseri olarak görülmezse o arının âlemdeki çok şeylerle alakası olduğu cihetle göklerin ve yerin onun icadında iştiraki lazım gelir. Hâlbuki çok şeylerin bir zattan suduru, birbiriyle uyumsuz kör- sağır çok şeylerden bir tek şeyin sudurundan hadsiz mertebe daha kolaydır. Kaldı ki bu tür şeylerin birbiriyle iç içe olması, onların körlüğünü ve sağırlığını daha da arttırır.

Ayrıca, eşyayı Allaha vermede zerre gibi bir külfet olursa, sebeplere verildiğinde dağlar gibi olur. Çünkü bir tek zat çok şeylere hükmedip netice alırken, aynı neticeyi çok şeylerden beklediğimizde büyük zorluklar ortaya çıkar. Mesela bir komutan nice askere eğitim yaptırır. Ama çok komutana bir askerin eğitimi verilse, zavallı asker ne yapacağını, kimi dinleyeceğini şaşırır.
Öte yandan eşyayı sebeplere vermede müteselsil muhaller söz konusudur.

Mesela:

1- Her zerrede Allahın sıfatlarının kabulü gerekir. Çünkü sanattaki mükemmellik ve ince nakışlar, her şeyi kuşatan bir ilim, her şeyi gören bir göz, tam bir kudret ve şümullu bir irade gerektirir.

2- Ayrıca vücub ve ulûhiyette sonsuz ortakların kabulü gerekir. Hâlbuki bunlar ortaklığı asla kabul etmez. Eşya tek Allaha verilmediğinde her varlıkta ayrı bir ilah olması lazım gelir.

3- Keza her zerrenin diğer zerrelere hem hâkim hem de mahkûm olması gerekir. Muhteşem bir binanın ustası inkâr edilirse, her taşın bir usta, bir mühendis olması gerekmesi gibi. Çünkü nizam- intizam ve mükemmelik bunu gerektirir. Böyle bir eserde tesadüfe asla yer yoktur.

4- Her zerre ve her sebepte her şeyi kuşatan bir şuur, tam bir ilim, mutlak bir göz kabulü gerekir. Çünkü eşya arasındaki denge, birbiriyle uyumlu olma ve birbiriyle dayanışma, muhit bir şuur ve mutlak bir göz gibi kuşatıcı sıfatları iktiza eder.
Eşya, şayet kendi nefislerine isnad edilirse, bu sıfatların onlarda bulunması; şayet sebeplere isnad edilirse bu sıfatların onların sebeplerinde, hatta zerrelerinden her bir zerrede olması gerekir.
İşte bütün bunlar, eşya Allaha verilmediğinde gereken aklen imkânsız müteselsil muhaller ve batıl şeylerden bazılarıdır. Akıl bunları kabul edemez. Bunlar, ancak vehimlerin kabul edeceği safsatalardır. Yüce Allah, vücub ve vahdet sahibidir. Yani Onun varlığı başka bir varlığa muhtaç olmayıp kendindendir ve O birdir. Eşyanın gerçek sahibi, yaratıcısı Odur. Her şey Onun icadına verildiğinde, bütün atomlar ve onlarla meydana gelen her şey tüm su damlalarının güneşin timsalini aynı anda göstermeleri gibi, iş kolaylaşır. Çünkü Cenab-ı Hakkın kudreti,

" nurani,

" mutlak,

" muhit,

" ezeli,

" sonsuz olup,

" sonsuz ilim ve iradeye dayanır, hatta sonsuz ilim ve iradeyi tazammun eder.

Allahın bu sonsuz kudretine bütün mahlûkat mucizeleri şahitlik yapar.
(Sözgelimi Allah insan yaratabilir mi? denilmez. Zaten yaratmıştır. Böyle olunca her varlık mucize gibidir.)

İlahi kudretin bir tek leması ve parıltısı, şu imkân âlemindeki imkân ve kesretin güneşinden daha haşmetlidir. Çünkü, imkân ve kesret canibinde bölünme ve dağılma vardır. Ama Allahın kudreti için böyle şeyler söz konusu olamaz. İlahi kudretin bir zerresi, sebeplerin dağlarından daha büyüktür. Çünkü nuraninin bir cüzü, tümünün özelliğine sahiptir. Böylece her biri sanki tümü hükmüne geçer. Bu durumu, yaratılmış olan nurani şeylerde bile görebiliriz. Güneşin tamamını küçük bir cam parçasında görmek gibi& Yaratılmış nuranilerde bile durum böyle olursa, Vacibul- vücud, Vahid-i Ehadin kudretinde bir bölünme olmadığı açıkça anlaşılır.

Eşyayı Allaha vermek bir su damlasında güneşin tüm hasiyetleriyle tecelli etmesi misali kolaydır. Sebeplere vermek ise o parlak su damlasında bir güneşin varlığını kabule benzer. Bunun imkânsız olduğu ise, son derece açıktır.

Tüm bunlarla beraber, Allahın bu ezeli ve meçhul kudretinin tasarrufunda herhangi bir külfet, bir zorluk yoktur. O kudrete nisbetle zerrelerle yıldızlar, parça ile bütün, ferd ile tür, az ile çok, küçük ile büyük arasında fark yoktur. Seni yaratmasıyla âlemi yaratması, bir çekirdeği veya koca ağacı yaratması birdir.

Bu ilahi kudret,

" Allahın Allah olmasının bir gereğidir.

" Dışardan olmayıp kendi Zatındandır.

" Zorunludur.

Zatından olduğu için, o kudretin zıddı olan acizliğin ona müdahalesi düşünülemez. (Elmasın ışığı kendinden olunca, o elmas için karanlığın arız olması söz konusu değildir.)

Allahın kudretine acz arız olmayınca, o kudrette mertebeler olmaz. Mertebeler olmayınca, ona nisbetle en küçük veya en büyük şey müsavi olur.

Bu derin hakikati şu imkân âleminden bazı örneklerle daha yakından görebiliriz. Şöyle ki:

Şeffafiyet sırrıyla, cam parçaları, arzın denizleri, semadaki gezegenler güneşin tecellisini almada eşittir.

Mukabele sırrıyla, merkezdeki lambanın karşısındaki tüm aynalar aynıdır, hem en küçük dairede olan, hem en büyük dairede olan aynı anda o lambaya muhatap olur.

Nuraniyet sırrıyla, aydınlanma ve feyiz almada bir ile bin arasında fark yoktur. Kelimede olan bir nevi nuraniyet sebebiyle, onu duymada bir ile bin eşittir.

Muvazene sırrıyla, bir zerreyi bile hisseden, hassas bir terazinin iki kefesinde iki güneş veya iki ceviz olsa, bir kefesini yere, diğerini göğe çıkarmada bir başka ceviz yeterli olur. Koca güneş ve küçük ceviz, muvazene halinde birdirler.

İntizam sırrıyla, küçük bir çocuk, bir oyuncak gemiyi kolayca hareket ettirmesi misali, en büyük bir gemiyi de hareket ettirebilir.
İmtisal sırrıyla bir kumandanın arş emri karşısında bir askerle bir ordu fark etmez. Aynı emirle bir asker harekete geçtiği gibi, koca ordu da harekete geçer.

Tecerrüd sırrıyla en küçük bir fertle en büyük fert arasında fark olmaz. Küçük bir saat ile büyük bir saatin işçiliği gibi& Çünkü o küçük, büyüğün aynı mahiyetini gösterir. Tüm bunlar bir şeye nisbetle az ile çok, küçük ve büyük farkı olmadığına delalet eden misallerdir.
Bu misalleri Allahın tasarrufu noktasında şöyle değerlendirebiliriz:

-Her şeyin içyüzü (melekutiyeti) şeffaftır.

-Her şeyin yüzü Allahın kudretine mukabildir.

-Allahın kudreti nuraniyete mazhardır.

-Her şeyin yaratılma ve yaratılmama cihetleri terazinin iki kefesi gibi denge halindedir.

-Her şey kaza ve kader kanunlarıyla tam bir intizam halindedir. (Her şeyi iyi planlamış koca bir fabrikanın, tuşlarla idare edilmesi gibi.)
-Kainatı meydana getiren zerrelerden her biri, Cenab-ı Hakkın ol  emrinden gelen tekvini emirlere tam bir şevk ve lezzetle imtisal eder.
-Ve Vacibu-l Vücud olan Allah, maddiyattan mücerrettir.

Bu altı sır ile, Allahın kudreti açısından bir sivrisineği ihya etmekle, koca dünyaya hayat vermek, bir arıyı yaratmakla gökleri ve yeri yaratmak, bir zerreyi icad etmek ile güneşi icad etmek fark etmez. Hatta bunların eşit olduğu, aralarında fark olmadığı hads-i kati yani süratli bir intikalle ve müşahede ile sabittir. Çünkü mahiyetiyle meçhul, mucizeleriyle malum olan bu kudret, ince ip gibi bir salkımda hurma, üzüm ve benzeri meyveleri yaratır. Birer hayat harikası olan bu şeylerin yapılması sebeplere havale edilse, sebepler sayısız zorluklara maruz kalırlardı.

Keza bu kudret, ayna misal şeffaf şeylerde iğne deliği gibi küçücük bir yerde çok büyük şeyleri sığdırır. (Koca göğün bir su damlasında görülmesi, mercimek tanesi kadar hafızada dünyanın bilgisi toplanması gibi). Şayet bunlar sebeplere havale edilse asla mümkün olmazdı veya sayısız şeylere ihtiyaç hasıl olurdu.
 

Kenz'ül İns

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
17 Ara 2005
Mesajlar
137
Aldığı Beğeniler
0
Elhasıl: Kudretin hayat- vücut ve nuru yaratmasında üç şey açıkça görülür:

1- Vasıtalar ve zahiri sebepler zayıf perdelerdir. Bunlar kudretin izzetini, eşyanın hasis- kesif- mülk cihetinde zahiri mübaşeretten korumak için vaz edilmişlerdir. (Bir padişahın icraatlarını adamları vasıtasıyla yapması gibi.)

2- Hayat- vücud ve nur, melekutiyet cihetleri gibi mülk cihetleri de şeffaf olduğundan kudret eli için bunlarda kesif perdeler konulmamıştır. Onlarda vasıtalar son derece incedir. (Mesela, hayatın insanlarca bilinen bir formülü yoktur. Bizim gördüğümüz şeyler maddedir, onlardaki hayat ise, madde ötesi bir özelliktir.)

3- Bu kudretin tesirinde tekellüf, zorlanma yoktur. Çünkü, küçük bir çekirdekle koca incir ağacını yapan, incecik bir ipe üzüm salkımlarını asan, her tohuma bitki veya ağacı yerleştiren Zata hiçbir şey zor gelmez& Ve hiç şüphesiz bu ezeli kudret sahibinin zuhuru, hakikat noktasında kâinatın zuhurundan çok daha aşikârdır. Çünkü her sanatlı eser, kendine görülen birkaç cihetle delalet ederken, ustasına görülen ve akılla anlaşılan ve daha başka çok şekillerde delalet eder. Hangi masnu olursa olsun şayet sebeplere havale edilirse, göğün ve yerin sebepleri onu yapmak için toplansa ve birbirlerine yardımcı da olsalar yapamazlar. Çünkü incir meyvesindeki incir çekirdeği, incir ağacından, insan şu koca arzdan daha az sanatlı değildir. Öyleyse o çekirdeği ve insanı yaratan Zata, ağacı ve âlemi ortaya koymak hiç de zor gelmez.

Ey eşyayı Cenab-ı Hakka vermekte akıldan uzak görerek zorlanan, istiğrap ve hayretle bakan insan! Bu tahkikat ile işittin ki, sonsuz derecede akıldan uzaklık, sınırsız istiğrap ve hayret, onları kendilerine veya sebeplere vermede bulunmaktadır.

İşte, Allahı bulamamaktan kaynaklanan ruhların ve akılların ızdırapları, kalpleri Vacibü-l vücud, Vahid-i Ehad olan Allaha firara zorlar. Onun kudretine nisbet edilmeksizin hiçbir şeyin izahı mümkün değildir. Kapalı şeylerin açılması ancak Onun iradesiyle ittisal halinde gerçekleşir. Her bir meselede meydana gelen yakin ve kalbin itminan hali ancak ve ancak o meselenin Onunla ve isimleriyle rabtedilmesiyle meydana gelir.
 

FurkanCan

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
30 Mar 2006
Mesajlar
1,775
Aldığı Beğeniler
6
O Allah ki O'ndan başka ilah yoktur. Gaybı da, müşahede edebileni de bilendir. Rahman, Rahim olan O'dur. O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur. Melik'tir; Kuddus'tür; Selam'dır; Mümin'dir; Müheymin'dir; Aziz'dir; Cebbar'dır; Mütekebbir'dir. Allah (müşriklerin) şirk koştuklarından çok yücedir. O Allah ki, yaratandır, (en güzel biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret' verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir.
(Haşr Suresi, 22-24)
 

Onur

Geliştirici
 
Üyelik Tarihi
1 Eki 2005
Mesajlar
7,571
Aldığı Beğeniler
4,846
Konum
Karaman
Takım
Galatasaray
Maşallah..allah razı olsun..
 

Bir_Katre

RAHMETLE ANIYORUZ DEĞERLİ KARDEŞİM
 
Üyelik Tarihi
4 Ağu 2006
Mesajlar
5,632
Aldığı Beğeniler
50
Konum
Ağrı
Takım
Galatasaray
" Her problem ancak Onun kudretiyle çözülür.

" Her kapalı şey ancak O'nun iradesiyle açılır.


Allah (cc) razı olsun güzel paylaşımdı...
 
Üst Alt