Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
“Her şey bu kadar basit aslında” dedim kendi kendime;”dünya tozlanan bir yerdir.” Bütün insanlar toz almak için gelirler dünyaya.Kimisi bir ülkenin tozunu alır,kimisi bir sehpanın,kimisi bir ceketin. Ama bazen bir gözün tozunu almak gerekir dünyada, kabul etmek lazım en zoru budur.
"Ey Zaman! ne kadar alçaksın! İnsandan dostlarını alırsın! Evet, böylesin. Ama hiçbir şey senin elinde değildir. Biz, O'nun buyruğuna baş eğmişiz. Bizim için ne istiyorsa onu diliyoruz..."
"gitmek biraz ölmektir"
Biliyorum gideceksin.Bir eylül ayında ve günün herhangi bir vakti gideceksin.Ne eski bir şarkı engelleyebilecek gitmeni ne de yalnızca gözlerimde sakladığım aşkım.Usul usul ve ağır başlı adımlarla gideceksin.Her adımda gitmenin acısı yankılanacak sokakta.Bir törendeymişcesine göze batan bir yürüyüşle gideceksin ve ben çocuklar gibi bakacağım ardından.Sen geriye dönüp bakmayacaksın. Gideceksin...
Yalnızca gözlerimde sakladığım aşkımı sukuta kurban vereceğim.'keşke' diyeceğim sonra ve sonraları da ve her zaman 'keşke' diyeceğim.Söylenmemiş sözlerin ateşi yakacak tüm bedenimi.Engizasyonlarda kurban edileceğim her gün.Geç kalmış infazın korkusu kemirecek beynimi.Duvarlara bakıp hayıflanacağım.
Biliyorum gideceksin...
Puslu bir eylül ayında gideceksin.Gözlerinle birlikte,saçlarınla birlikte gideceksin.Geride seni hatırlatan bir tek kelebekler kalacaklar.Bir tek kelebeklerin kanatlarına bakacağım özlemle.İlan edilmemiş bir aşkın hüznünü bırakacaksın bir de.taşımayacak kadar yorgun olacğım sen yokken.Sonra yaşamak dediğimiz saltanatın soytarılığı kalacak üzerime.Sihirli sözlerin avutulucuğuna salacağım boyalı yüzümü.Kimse farketmeyecek seni.Seni en kuytu bakışlarımda saklayacağım.Seni uykusuz gece yarılarımda saklayacağım.Başlayıp da bitiremediğim yazılarımda.Bir radyo istasyonunda çalınan ortadoğu şarkısında.
Sen gideceksin...
Ve aslında gitmelisinde..
Hem de bir eylül ayında gitmelisin.
Şehrin gece lambalarında dans etmeli veda bakışların.
Korkularımla yüzüstü kalakalmalıyım öylece basık bir kenar mahalle kahvehanesinde.Aşkınla demlenmiş sıcak bir çay içmeliyim.öfkemi saçıp etrafa,belalara bulaştırmalıyım ağrılı başımı.
Yokluğuna alışmamalıyım. Alışmamalıyım...
tarık tufan(kraliçenin pireleri)
"19.yy boyunca bir çok cerrah,bir hayvan üzerinde operasyon yapmadan
önce alışılmış bir biçimde ses tellerini kestiler.Bunu,deney sırasında hayvanlar
ses çıkarmasınlar diye yaptılar.
Deneyi yapanlar ses tellerini keserek aynı zamanda bir gerçeği yadsıdılar-
sesiz bir hayvanın acı çekmediğini varsaydılar ve bunu kendileri doğruluğunu
kabul ettikleri bilgileriyle doğruladılar.
Hayvanın çığlıkları onlara zaten bildikleri bir şeyi,karşısındaki yaratığın bilinçli,
hisseden ve operasyon sırasında eziyet edilmiş bir varlık olduğunu anlatacaktı..."
-kelimelerden eski dil-
'susuyor olmam acı çekmediğim anlamına gelmez...'
Ve dörtte üçü su olduğundan mı vücudumuz okyanuslar gibi Ay'ın cazibesinin etkisindedir..?
Bu yüzden mi içimiz gelgit halindedir..?
Sular ve gökler arasında yapayalnızım.
Tut ki yeni yaratılmışım...
Bu yüzden mi sudan sebeplerle yitiririz su gibi aziz şeyleri çoğu zaman. Sular durulduğunda aydınlanır anlamlar ama sular durulmaz dalgalanmadan....