Amr b. As (ra) ölüm döşeğinde niçin ağlıyordu?
Kainatta, en küçük zerreden, en büyük yıldızlara kadar bütün mevcudat var olma ve yok olmaya tabidir. Bu, Rabbimizin yarattığı bir kanundur. Her şey doğar, büyür ve ölür. Nasıl ki insan doğar, büyür ve neticede kuru bir yaprak gibi uçar giderse, Kainattaki her şey de aynıdır. Şu çalkalanıp durduğumuz dünya bir gün sona erecek, yer en şiddetli sarsıntıları geçirecek, bütün yıldızlar, sistemler, galaksiler birbirine girecek, feza bütün dehşetiyle, korkunç seslerle, gürültülerle ve çatlamalarla dolacaktır. Sonra da insanlar yerlerinden kalkıp dünyadaki hayatlarının hesabını verecektir.
O gün kaybetmemek, Allahın hoşnutluğunu kazanmak, cennette meleklerin bizi selamlamasını istiyorsak burada kulluğumuzu yerine getirmek mecburiyetindeyiz. Bu sebeple daima Rabbimize yakın bir hayat yaşamalı, Onun rızasına uygun olmayan hallerden kaçmalı, hiç özür ve bahane bulmadan en hayati kulluk borcumuz olan namazımıza devam etmeli ve devamlı muhasebe yörüngeli bir hayat yaşamalıyız.
Sende burcu burcu Hz. Muhammed (sas) kokuyor
Muhasebemizin nasıl olması gerektiğiyle alakalı Asr-ı Saadetten bir misal verelim. Kainatın rehberi, tercümanı Efendimizin rahle-i tedrisinin önünde diz çöken, her birisi Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) kokusuna bürünen, gittikleri her yerde, kendisine bakan nazarlara Sende burcu burcu Hz. Muhammed kokuyor dedirten, beşerin yıldızları olan Ashab-ı Kiramın her biri o kadar muhasebeli bir hayat yaşıyorlardı ki, hep Allah korkusundan gözyaşları döküyorlardı. Allahın azabını tasvir eden bir ayet duydukları zaman bayılıp kendilerinden geçiyorlardı. Onların azığı-yemeği âdeta gözyaşlarıydı. Onlar, cennetle müjdelenmiş dahi olsalar, ağlarlar ve gözyaşı dökerlerdi. İşte o kutlulardan birisi Hz. Amr bin As. Mısır fatihi.. Afrikayı yarısına kadar fethetmiş, her gittiği yere üzerinde Rasûlüllahın adı bulunan sancağı dikmiş, karşısına çıkan bütün güçler, kuvvetler erimiş büyük fatih.. nihayet ölüm gelip yakaya yapışınca o da onun karşısında erimiş ve yatağa düşmüştü. Ölüm döşeğinde uzanıyordu. Sanki o, büyük fatih Amr bin As değildi.. sanki ülkeler fetheden o değildi.. upuzun yatmış, yatakta son dakikalarını yaşıyordu.. dudağı teessürden acı acı burkuluyor, gözleri başka başka ufuklara bakıyordu... Mevlanın huzurunda nasıl hesap vereceğini düşünüyordu. Acaba Allah Rasûlünün şefaati imdada yetişip kurtulacak mıyım? Yoksa baş aşağı mı düşeceğim? İşte o, bunları düşünüyor, yer yer ağlıyor ve teessür duyuyordu. Bir aralık başında bulunan oğluna şöyle dedi:
- Oğlum ölüm çok zor. Şu anda dağlar üzerime binmiş, gök yere inmiş gibi.. yer yukarı doğru çıkmış ve ikisinin arasında eziliyor gibi bir haldeyim. Biraz sonra da Allahın huzuruna çıkacak, hesap vereceğim.
Hayatımda mühim iki devre var!
Amr bin As devam ediyor:
- Evladım! Hayatımda mühim iki devre vardır. Birinci devrede, Rasûlü Ekrem can düşmanımdı. Onu öldürmek, varlığını ortadan kaldırmak için uğraşıyordum. O gün ölseydim cehennemliktim. Allah bana acıdı ve beni o gün öldürmedi. Sonra Halidle el ele, Medine yolunu tutup Allah Rasûlünün huzuruna vardık. Herkes merak ediyordu. Sıra bana gelince elini sıktım, bırakmadım.
Kelime-i şehadet getirdikten sonra Allah Rasûlüne şöyle dedim:
- Ya Rasûlallah! Ben günahkar bir insanım. Benim günahım pek çoktur. Allaha dua eder misin günahlarımı bağışlasın. Bunun üzerine Allah Rasûlü şöyle buyurdu:
- Ey Amr! Sen bilmiyorsun, insan iman ettikten, Müslüman olduktan sonra Allah, geçmişteki bütün günahlarını affeder, onların yerine hasenat yazar.
İşte oğlum, keşke o dakikada ölseydim. Öylesine coşkun öylesine sevinçliydim ki, keşke o dakikada ölseydim. Ölseydim belki cennete girerdim.. ama ondan sonra dünyaya karıştık.. makam-mevki sahibi olduk.. koltuklara oturduk.. kumandan olduk.. bilir bilmez meselelere hüküm verdik... Şimdi akıbetimden çok endişe ediyorum...
Kısa bir zaman sonra da Hz. Amr, ruhunu Allaha teslim eder. İşte sahabe efendilerimiz böylesine korku-ümit arası muhasebeli bir hayat yaşıyorlar, bir gülerlerse, bin ağlıyorlar ve akıbetlerinden ciddi endişe ediyorlardı.
Kainatta, en küçük zerreden, en büyük yıldızlara kadar bütün mevcudat var olma ve yok olmaya tabidir. Bu, Rabbimizin yarattığı bir kanundur. Her şey doğar, büyür ve ölür. Nasıl ki insan doğar, büyür ve neticede kuru bir yaprak gibi uçar giderse, Kainattaki her şey de aynıdır. Şu çalkalanıp durduğumuz dünya bir gün sona erecek, yer en şiddetli sarsıntıları geçirecek, bütün yıldızlar, sistemler, galaksiler birbirine girecek, feza bütün dehşetiyle, korkunç seslerle, gürültülerle ve çatlamalarla dolacaktır. Sonra da insanlar yerlerinden kalkıp dünyadaki hayatlarının hesabını verecektir.
O gün kaybetmemek, Allahın hoşnutluğunu kazanmak, cennette meleklerin bizi selamlamasını istiyorsak burada kulluğumuzu yerine getirmek mecburiyetindeyiz. Bu sebeple daima Rabbimize yakın bir hayat yaşamalı, Onun rızasına uygun olmayan hallerden kaçmalı, hiç özür ve bahane bulmadan en hayati kulluk borcumuz olan namazımıza devam etmeli ve devamlı muhasebe yörüngeli bir hayat yaşamalıyız.
Sende burcu burcu Hz. Muhammed (sas) kokuyor
Muhasebemizin nasıl olması gerektiğiyle alakalı Asr-ı Saadetten bir misal verelim. Kainatın rehberi, tercümanı Efendimizin rahle-i tedrisinin önünde diz çöken, her birisi Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) kokusuna bürünen, gittikleri her yerde, kendisine bakan nazarlara Sende burcu burcu Hz. Muhammed kokuyor dedirten, beşerin yıldızları olan Ashab-ı Kiramın her biri o kadar muhasebeli bir hayat yaşıyorlardı ki, hep Allah korkusundan gözyaşları döküyorlardı. Allahın azabını tasvir eden bir ayet duydukları zaman bayılıp kendilerinden geçiyorlardı. Onların azığı-yemeği âdeta gözyaşlarıydı. Onlar, cennetle müjdelenmiş dahi olsalar, ağlarlar ve gözyaşı dökerlerdi. İşte o kutlulardan birisi Hz. Amr bin As. Mısır fatihi.. Afrikayı yarısına kadar fethetmiş, her gittiği yere üzerinde Rasûlüllahın adı bulunan sancağı dikmiş, karşısına çıkan bütün güçler, kuvvetler erimiş büyük fatih.. nihayet ölüm gelip yakaya yapışınca o da onun karşısında erimiş ve yatağa düşmüştü. Ölüm döşeğinde uzanıyordu. Sanki o, büyük fatih Amr bin As değildi.. sanki ülkeler fetheden o değildi.. upuzun yatmış, yatakta son dakikalarını yaşıyordu.. dudağı teessürden acı acı burkuluyor, gözleri başka başka ufuklara bakıyordu... Mevlanın huzurunda nasıl hesap vereceğini düşünüyordu. Acaba Allah Rasûlünün şefaati imdada yetişip kurtulacak mıyım? Yoksa baş aşağı mı düşeceğim? İşte o, bunları düşünüyor, yer yer ağlıyor ve teessür duyuyordu. Bir aralık başında bulunan oğluna şöyle dedi:
- Oğlum ölüm çok zor. Şu anda dağlar üzerime binmiş, gök yere inmiş gibi.. yer yukarı doğru çıkmış ve ikisinin arasında eziliyor gibi bir haldeyim. Biraz sonra da Allahın huzuruna çıkacak, hesap vereceğim.
Hayatımda mühim iki devre var!
Amr bin As devam ediyor:
- Evladım! Hayatımda mühim iki devre vardır. Birinci devrede, Rasûlü Ekrem can düşmanımdı. Onu öldürmek, varlığını ortadan kaldırmak için uğraşıyordum. O gün ölseydim cehennemliktim. Allah bana acıdı ve beni o gün öldürmedi. Sonra Halidle el ele, Medine yolunu tutup Allah Rasûlünün huzuruna vardık. Herkes merak ediyordu. Sıra bana gelince elini sıktım, bırakmadım.
Kelime-i şehadet getirdikten sonra Allah Rasûlüne şöyle dedim:
- Ya Rasûlallah! Ben günahkar bir insanım. Benim günahım pek çoktur. Allaha dua eder misin günahlarımı bağışlasın. Bunun üzerine Allah Rasûlü şöyle buyurdu:
- Ey Amr! Sen bilmiyorsun, insan iman ettikten, Müslüman olduktan sonra Allah, geçmişteki bütün günahlarını affeder, onların yerine hasenat yazar.
İşte oğlum, keşke o dakikada ölseydim. Öylesine coşkun öylesine sevinçliydim ki, keşke o dakikada ölseydim. Ölseydim belki cennete girerdim.. ama ondan sonra dünyaya karıştık.. makam-mevki sahibi olduk.. koltuklara oturduk.. kumandan olduk.. bilir bilmez meselelere hüküm verdik... Şimdi akıbetimden çok endişe ediyorum...
Kısa bir zaman sonra da Hz. Amr, ruhunu Allaha teslim eder. İşte sahabe efendilerimiz böylesine korku-ümit arası muhasebeli bir hayat yaşıyorlar, bir gülerlerse, bin ağlıyorlar ve akıbetlerinden ciddi endişe ediyorlardı.