- Üyelik Tarihi
- 30 Ara 2007
- Mesajlar
- 8,908
- Aldığı Beğeniler
- 128
- Takım
- Fenerbahçe
An Ve Hüzün...
Bir beyaz kağıda yazmaya başlamak ne kadar zor, tüketmek ve tükenmek “an” kadar basit. Bir an'ı tüketmek kişiye ne kadar zorsa, beyaz kağıda başlaması ona o kadar basit. An'ı yaşamakta zorlanandır yazarken yaşayan kişi.
Hayat basittir ve an'lar geçer gider bir damla 'gerçek' göz yaşından mahrum. Hayat basittir ve durmadan akar iç titremesi nedir habersiz. Hayat basittir ona bakan gözün basitliğince. An'dır hayat, ne dakika ne saniye... An'dan habersizdir hüzünsüz bakan kişi...
Bir an ki; yürekten kopan bir şey çıkıyor göğüsten yukarı doğru, an içinde tek bir 'şey' var beş duyu organında, beden kaskatı ve ruh büklüm büklüm o şey'in haşyetine gebe: Hüzün... Anlar üstü an'ın maşuku, efendisi, sahibi hüzün...
Hüznün de bir sahibi var; insan. Boş kağıdı doldururken dolar, onunla dolar boşalmamacasına ama bir de gözyaşı vardır beklenmedik zamanda çıkagelen. Gelince fark etmiştir ancak onu hüznün sahibi. İşte yine gözyaşıyla terk etmektedir hüzün bedeni. Yakın bir zamanda tekrar ruhtan çıkışını yapacağı an yine gelecektir. An gelecek ve hüzün de gelecektir. Ruhun bir köşesinden, en güzel köşesinden yaşamı tattırmak için çıkıp gelecektir.
Hüzünde an, an da hüzün gizli. Ve her ikisi de ruhun mayasında gizli. Birbirlerini kollar, paslaşarak yaşarlar. Çünkü beraber yoğrulmuşlardır, birbirleriyle bütündürler. Biri mekan, diğeri zamandır, biri somut, diğeri soyuttur. Kimi zaman hüzün çöl, an sudur. Kimi zaman hüzün nâr, an odundur. Bazen hüznün geldiği an ruh rahatlar, bazen daha çok özlemi artar, yanar. İnsan bu, dünya gibi döner durur. Uzaktan belli olmasa da üstünde yaşayanlar bilir; mevsimler değişmektedir.
Kimi insanlar da vardır ay gibidir, döner, sadece döner, uzaktan bakınca da yaşam yoktur, yanına varınca da... Ne için döner, ne için yorulur bilmez. Ay olmak onun için yeterlidir, sadece dönmek kafidir. Ama en azından geceleri dünyayı aydınlatmaya yardımcı olur, ya diğer gezegenler, ya uzak yıldızlar, peki ya meteorlar...
Mustafa ÇOLAK
Bir beyaz kağıda yazmaya başlamak ne kadar zor, tüketmek ve tükenmek “an” kadar basit. Bir an'ı tüketmek kişiye ne kadar zorsa, beyaz kağıda başlaması ona o kadar basit. An'ı yaşamakta zorlanandır yazarken yaşayan kişi.
Hayat basittir ve an'lar geçer gider bir damla 'gerçek' göz yaşından mahrum. Hayat basittir ve durmadan akar iç titremesi nedir habersiz. Hayat basittir ona bakan gözün basitliğince. An'dır hayat, ne dakika ne saniye... An'dan habersizdir hüzünsüz bakan kişi...
Bir an ki; yürekten kopan bir şey çıkıyor göğüsten yukarı doğru, an içinde tek bir 'şey' var beş duyu organında, beden kaskatı ve ruh büklüm büklüm o şey'in haşyetine gebe: Hüzün... Anlar üstü an'ın maşuku, efendisi, sahibi hüzün...
Hüznün de bir sahibi var; insan. Boş kağıdı doldururken dolar, onunla dolar boşalmamacasına ama bir de gözyaşı vardır beklenmedik zamanda çıkagelen. Gelince fark etmiştir ancak onu hüznün sahibi. İşte yine gözyaşıyla terk etmektedir hüzün bedeni. Yakın bir zamanda tekrar ruhtan çıkışını yapacağı an yine gelecektir. An gelecek ve hüzün de gelecektir. Ruhun bir köşesinden, en güzel köşesinden yaşamı tattırmak için çıkıp gelecektir.
Hüzünde an, an da hüzün gizli. Ve her ikisi de ruhun mayasında gizli. Birbirlerini kollar, paslaşarak yaşarlar. Çünkü beraber yoğrulmuşlardır, birbirleriyle bütündürler. Biri mekan, diğeri zamandır, biri somut, diğeri soyuttur. Kimi zaman hüzün çöl, an sudur. Kimi zaman hüzün nâr, an odundur. Bazen hüznün geldiği an ruh rahatlar, bazen daha çok özlemi artar, yanar. İnsan bu, dünya gibi döner durur. Uzaktan belli olmasa da üstünde yaşayanlar bilir; mevsimler değişmektedir.
Kimi insanlar da vardır ay gibidir, döner, sadece döner, uzaktan bakınca da yaşam yoktur, yanına varınca da... Ne için döner, ne için yorulur bilmez. Ay olmak onun için yeterlidir, sadece dönmek kafidir. Ama en azından geceleri dünyayı aydınlatmaya yardımcı olur, ya diğer gezegenler, ya uzak yıldızlar, peki ya meteorlar...
Mustafa ÇOLAK