Anne-Baba Hakkı ve Günleri
Ana gibi yâr olmaz... Ağlarsa anam ağlar, gayrisi yalan ağlar... gibi sözler, hakkını asla ödeyemeyeceğimiz tek varlık olan annelerimizi tanımlar. Ahlâken sukut etmemiş, insanlığını kaybetmemiş her kadın için en güçlü duygudur annelik. Çünkü "Rahim" olan Allah'dan (c.c) bahşedilmiş, anneye tahsis edilmiş özel bir armağandır o. Annelik, bencilliği olmayan, kendini tüketmek pahasına özünden, varlığından karşılıksız veriş, yavrusuna hayatını adayıştır. Yerine emsâli konulamayan, kıymetine değer biçilemeyen, kıyas kabul etmeyen bir fedakârlık, şefkat ve rahmetin zuhur yeri, tecelli makamı olduğu için kutsaldır annelik. Ana kucağı bebeğin sükûnet ve huzur bulduğu, mutluluk ve sevgiyi tattığı güvenli bir sığınaktır. Bu benzersiz duyguya, annelik sıfatını taşıyan diğer mahlukatta da hayret ve hayranlıkla tanık oluyoruz.
Nasıl ki annelik sorumluluğunu gereğince yerine getirmek, Rabbi'n rızasını kazanmak için güzel bir imkân ise, ana-baba hakkına riayet de ebedî hayat için yaradılmış insana, ahiret saadetine nail olmada gerekli ve önemli bir yoldur. Hepimiz varlığımızı pek çok sıkıntılara katlanarak bizi esirgeyen, yetiştiren anne ve babalarımıza borçluyuz.
Allah (c.c), biz insanlara anne ve babalara iyi davranmayı, onlara iyilik yapmayı emrediyor. Annesinin onu zorluğa uğrayarak karnında taşıdığını, iki yıla kadar sütü ile beslediğini hatırlatıyor. Rabbimizle birlikte ana babamıza da şükretmemizi tavsiye ediyor. (Lokman, 14, Ahkâf, 15) "Eğer ikisinden biri veya her ikisi, senin yanında iken ihtiyarlayacak olursa, onlara karşı "Öf" bile demeyesin, onları azarlamayasın! İkisine de hep tatlı söz söyleyesin! Onlara acıyarak, alçak gönüllülükle kanatlarını ger ve "Rabbim: Küçükken beni yetiştirdikleri için sen de onlara merhamet et!" de buyuruyor. (İsra, 23-24) İnanç dünyamızı düzenlemede, şahsiyetimizi oluşturmada rehberimiz olan Kur'ân-ı Kerîm'in bu emirleri, ana babamıza karşı duruşumuzu ve tavırlarımızı belirlemede bizleri eğitiyor, onlara olan görev ve sorumluluklarımızı açık bir şekilde öğretiyor.
Anne baba hakkını ve onlara saygının gereğini bir de Peygamber (s.a) Efendimiz'in mübarek sözlerinden öğrenelim:
Bürade (r.a)'den:
Adamın biri Peygamber Efendimiz (s.a.v)'e: "Ya Rasûlallah! Ben annemi bir sıcak günde omuzuma alıp iki fersah yol yürüdüm. Hava o kadar sıcaktı ki, eğer bir et parçası yere atılsa hemen pişerdi. Acaba onun hakkını ödemiş oldum mu?" diye sordu.
Peygamber Efendimiz (s.a.v): "Senin bu hizmetin onun bir doğum sancısını belki karşılamıştır." diye cevap verdi. (x)
Âişe (r.anha)'dan:
Bir gün Peygamber Efendimiz'in yanına bir adam geldi. Adamın beraberinde bir ihtiyar vardı. Peygamber Efendimiz (s.a.v) adama:
- "Bu ihtiyar kimdir?" diye sordu.
- "Babamdır" diye cevap verdi. Peygamber Efendimiz (s.a.v):
-"Öyle ise önüne geçme, o oturmadan sen oturma, onu adı ile çağırma ve ona kimseyi küfrettirme." buyurdu. (x)
Ebu Hüreyre (r.a). Ebu Gassân Ed-Dabbi'ye ayni mahiyette ve şu öğütte bulundu:
"Babanın önünden yürüme, onun arkasından veya yanından yürü, ona vermeden gözü önünde birşey yeme. Zira onun canı da o şeyi isteyebilir." dedi. (x)
Enes (r.a)'den:
Adamın biri Peygamber Efendimize (s.a.v) gelerek:
- "Ben cihâda çıkmak istiyorum. Fakat gücüm yetmiyor" dedi. Peygamber Efenimiz (s.a.v):
- "Anne ve babandan hayatta kalan var mı?" diye sordu. Adam:
- "Evet, annem sağdır" dedi. Peygamber Efendimiz (s.a.v):
- "Git annene hizmet et ve onun gönlünü al. Böyle yaparsan, hem hac, hem umre, hem de cihâd sevabını kazanmış olursun." buyurdu. (x)
Muhammed b. Sîrîn'den:
"Osman (r.a) hilâfeti devrinde bir hurma ağacının fiyatı bin dirheme yükselmişti. Bununla beraber Üsame b. Zeyd, annesine yedirmek üzere kendisine ait olan bir hurma ağacını delerek özünü çıkarttı. Ona:
- "Niçin böyle yaptın? Yazık değil mi? Görüyorsun ki, bugün bir hurma ağacı bin dirhemdir." dediler. Üsame (r.a):
- "Annem benden hurma ağacının özünü istemişti. Onun her istediğini yerine getirmeyi de, gücüm yeterse kendim için yapılması gerekli bir ödev bilirim." dedi
Bütün aşınma ve çözülmelere rağmen, millet olarak köklü bir aile geleneğine sahibiz. Cenneti ayakları altında bildiğimiz anne sevgimiz içten, sözü ve hatırı baş tacımız olan babalarımıza hürmet ve muhabbetimiz gönülden. Onlara ilgi ve sevgimizi göstermek için yabancı ve sahte günlere ihtiyacımız yok. Anneler, babalar, yılbaşı günleri, sevgililer günü, durmadan yenileri pompalanan, her biri sahtelik ve iğreti ilgilerle dolu nice günler, ama hiçbiri bizden değil. Bizim, büyüklerimizin mübarek ellerini öptüğümüz bayramlarımız, kandillerimiz, kutsal günlerimiz ve gecelerimiz var.
Rabbimiz anne ve babalarımızı başımızdan eksik etmesin onlara layık birer evlat olmayı cümlemize nasip etsin. AMİN ............
Ana gibi yâr olmaz... Ağlarsa anam ağlar, gayrisi yalan ağlar... gibi sözler, hakkını asla ödeyemeyeceğimiz tek varlık olan annelerimizi tanımlar. Ahlâken sukut etmemiş, insanlığını kaybetmemiş her kadın için en güçlü duygudur annelik. Çünkü "Rahim" olan Allah'dan (c.c) bahşedilmiş, anneye tahsis edilmiş özel bir armağandır o. Annelik, bencilliği olmayan, kendini tüketmek pahasına özünden, varlığından karşılıksız veriş, yavrusuna hayatını adayıştır. Yerine emsâli konulamayan, kıymetine değer biçilemeyen, kıyas kabul etmeyen bir fedakârlık, şefkat ve rahmetin zuhur yeri, tecelli makamı olduğu için kutsaldır annelik. Ana kucağı bebeğin sükûnet ve huzur bulduğu, mutluluk ve sevgiyi tattığı güvenli bir sığınaktır. Bu benzersiz duyguya, annelik sıfatını taşıyan diğer mahlukatta da hayret ve hayranlıkla tanık oluyoruz.
Nasıl ki annelik sorumluluğunu gereğince yerine getirmek, Rabbi'n rızasını kazanmak için güzel bir imkân ise, ana-baba hakkına riayet de ebedî hayat için yaradılmış insana, ahiret saadetine nail olmada gerekli ve önemli bir yoldur. Hepimiz varlığımızı pek çok sıkıntılara katlanarak bizi esirgeyen, yetiştiren anne ve babalarımıza borçluyuz.
Allah (c.c), biz insanlara anne ve babalara iyi davranmayı, onlara iyilik yapmayı emrediyor. Annesinin onu zorluğa uğrayarak karnında taşıdığını, iki yıla kadar sütü ile beslediğini hatırlatıyor. Rabbimizle birlikte ana babamıza da şükretmemizi tavsiye ediyor. (Lokman, 14, Ahkâf, 15) "Eğer ikisinden biri veya her ikisi, senin yanında iken ihtiyarlayacak olursa, onlara karşı "Öf" bile demeyesin, onları azarlamayasın! İkisine de hep tatlı söz söyleyesin! Onlara acıyarak, alçak gönüllülükle kanatlarını ger ve "Rabbim: Küçükken beni yetiştirdikleri için sen de onlara merhamet et!" de buyuruyor. (İsra, 23-24) İnanç dünyamızı düzenlemede, şahsiyetimizi oluşturmada rehberimiz olan Kur'ân-ı Kerîm'in bu emirleri, ana babamıza karşı duruşumuzu ve tavırlarımızı belirlemede bizleri eğitiyor, onlara olan görev ve sorumluluklarımızı açık bir şekilde öğretiyor.
Anne baba hakkını ve onlara saygının gereğini bir de Peygamber (s.a) Efendimiz'in mübarek sözlerinden öğrenelim:
Bürade (r.a)'den:
Adamın biri Peygamber Efendimiz (s.a.v)'e: "Ya Rasûlallah! Ben annemi bir sıcak günde omuzuma alıp iki fersah yol yürüdüm. Hava o kadar sıcaktı ki, eğer bir et parçası yere atılsa hemen pişerdi. Acaba onun hakkını ödemiş oldum mu?" diye sordu.
Peygamber Efendimiz (s.a.v): "Senin bu hizmetin onun bir doğum sancısını belki karşılamıştır." diye cevap verdi. (x)
Âişe (r.anha)'dan:
Bir gün Peygamber Efendimiz'in yanına bir adam geldi. Adamın beraberinde bir ihtiyar vardı. Peygamber Efendimiz (s.a.v) adama:
- "Bu ihtiyar kimdir?" diye sordu.
- "Babamdır" diye cevap verdi. Peygamber Efendimiz (s.a.v):
-"Öyle ise önüne geçme, o oturmadan sen oturma, onu adı ile çağırma ve ona kimseyi küfrettirme." buyurdu. (x)
Ebu Hüreyre (r.a). Ebu Gassân Ed-Dabbi'ye ayni mahiyette ve şu öğütte bulundu:
"Babanın önünden yürüme, onun arkasından veya yanından yürü, ona vermeden gözü önünde birşey yeme. Zira onun canı da o şeyi isteyebilir." dedi. (x)
Enes (r.a)'den:
Adamın biri Peygamber Efendimize (s.a.v) gelerek:
- "Ben cihâda çıkmak istiyorum. Fakat gücüm yetmiyor" dedi. Peygamber Efenimiz (s.a.v):
- "Anne ve babandan hayatta kalan var mı?" diye sordu. Adam:
- "Evet, annem sağdır" dedi. Peygamber Efendimiz (s.a.v):
- "Git annene hizmet et ve onun gönlünü al. Böyle yaparsan, hem hac, hem umre, hem de cihâd sevabını kazanmış olursun." buyurdu. (x)
Muhammed b. Sîrîn'den:
"Osman (r.a) hilâfeti devrinde bir hurma ağacının fiyatı bin dirheme yükselmişti. Bununla beraber Üsame b. Zeyd, annesine yedirmek üzere kendisine ait olan bir hurma ağacını delerek özünü çıkarttı. Ona:
- "Niçin böyle yaptın? Yazık değil mi? Görüyorsun ki, bugün bir hurma ağacı bin dirhemdir." dediler. Üsame (r.a):
- "Annem benden hurma ağacının özünü istemişti. Onun her istediğini yerine getirmeyi de, gücüm yeterse kendim için yapılması gerekli bir ödev bilirim." dedi
Bütün aşınma ve çözülmelere rağmen, millet olarak köklü bir aile geleneğine sahibiz. Cenneti ayakları altında bildiğimiz anne sevgimiz içten, sözü ve hatırı baş tacımız olan babalarımıza hürmet ve muhabbetimiz gönülden. Onlara ilgi ve sevgimizi göstermek için yabancı ve sahte günlere ihtiyacımız yok. Anneler, babalar, yılbaşı günleri, sevgililer günü, durmadan yenileri pompalanan, her biri sahtelik ve iğreti ilgilerle dolu nice günler, ama hiçbiri bizden değil. Bizim, büyüklerimizin mübarek ellerini öptüğümüz bayramlarımız, kandillerimiz, kutsal günlerimiz ve gecelerimiz var.
Rabbimiz anne ve babalarımızı başımızdan eksik etmesin onlara layık birer evlat olmayı cümlemize nasip etsin. AMİN ............
