Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

*perwerder*

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
2,975
Aldığı Beğeniler
2
Eshâb-ı kirâm hangi mezhebde idi?

Ehli sünnet dışı bozuk fırkalar ve onların kitâblarını okuyanlar, Mezhebler ikinci asırda meydâna çıktı. Eshâb ve Tâbiin, hangi mezhebde idi? Mezheplere lüzum yok. Arapça bilen herkes Kuran-ı kerimi okuyup buna göre amel edebilir. Arapça bilmeyen de mealinden okuyup öğrenir gibi sözlerle işin aslını bilmeyen cahilleri etki altına alarak kafalarını karıştırmak istiyorlar. Mezhebin ne olduğunu bilen bunlara güler geçer. Bunların art niyyetli olduklarını anlar.

Mezheb imâmı demek, Kurân-ı kerîm ve hadîs-i şerîflerde açıkca bildirilmiş olan din bilgilerini, Eshâb-ı kirâmdan işiterek toplıyan, kitâba geçiren büyük âlim demekdir. Açıkca bildirilmemiş olan bilgileri de, açık bildirilmiş olanlara benzeterek meydâna çıkarmışdır. Hadîki kitâbında diyor ki; Bilinen dört imâm zamanında, başka mezheb imâmları da vardı. Bunların da mezhebleri vardı. Fakat, bunların mezheblerinde olanlar azala azala bugün hiç kalmadı.

Eshâb-ı kirâmın herbiri müctehid idi. Hepsi de, derin âlim, mezheb imâmı idi. Herbiri kendi mezhebinde idi. Hepsi de, mezheb imâmlarımızdan dahâ üstün, dahâ çok bilgili idi. Mezhebleri dahâ doğru, dahâ kıymetli idi. Fakat, bunların kitâbları olmadığı için, mezhebleri unutuldu. Dört mezhebden başkasına uymak imkânı kalmadı.

Eshâb-ı kirâm hangi mezhebde idi demek, alay kumandanı, hangi bölüktendir? Yâhud, fizik öğretmeni, okulun hangi sınıfı öğrencisidir demeğe benzemektedir.

Kurân-ı kerîmi ve hadîs-i şerîfleri anlamak için arabî bilmek lâzım ise de, yalnız arabî bilmek kâfî değildir. Kâfî olsaydı, Beyrutdaki arab hıristiyanların herbirinin, birer İslâm âlimi olması lâzım gelirdi. Çünkü onların içinde Mısırdaki dinde reformculardan daha kuvvetli arabîsi olanlar, arab lisânının mütehassısları, Müncid isimli meşhur arapça lügat kitâbları yazanlar var. Bunların hiçbiri, Kurân-ı kerîmi anlıyamamış, îmân etmek şerefine bile kavuşamamıştır.

Kurân-ı kerîm, Eshâb-ı kirâma hitâb ediyor. Onların nûrlu kalblerine ve selîm akllarına hitâb ediyor. Kureyş lisânı ile davet ediyor. Eshâb-ı kirâm, Resûlullahın sohbetinde yetiştikleri ve bütün ümmetin üstünde kemâl sâhibi oldukları hâlde, Kurân-ı kerîmi anlayışları ayrı ayrı oldu. Anlıyamadıkları yerler de oldu. O büyükler böyle âciz kalınca, bizim gibi, argo dili ile arabî anlıyanların hâli nice olur?
 

Rumeysa

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
17 Eki 2005
Mesajlar
3,942
Aldığı Beğeniler
2,483
Konum
İstanbul
Takım
Galatasaray
bu konuda gerçekten bilgilenmiş oldum Allah razı olsun...

bu yazınında okunmasını kesillikle tavsiye ediyorum...

selam ve dua ile kalın...
 

sündüse

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
9 Kas 2006
Mesajlar
172
Aldığı Beğeniler
2
ALLAH razı olsun ....
bizleri bilgilendirdiğin için ....
 

FurkanCan

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
30 Mar 2006
Mesajlar
1,775
Aldığı Beğeniler
6
Din imâmlarımız, doğrudan Kurân-ı kerîmden manâ çıkarmağa kalkışmadılar. Kendilerini bundan âciz gördüler. Resûlullahın sallallahü aleyhi ve sellem Kur ân-ı kerîme nasıl manâ verdiğini Eshâb-ı kirâmdan sorup araştırdılar. Eshab-ı kirâmın anladıklarını da, kendi anlayışlarına tercîh etdiler. İmâm-ı azam Ebû Hanîfe herhangi bir Sahâbînin sözünü kendi anladığına tercîh ederdi.

Resûlullahdan ve Sahâbeden bir haber bulamayınca, ictihâd etmek zorunda kalırdı. Her asrıda gelen islâm âlimleri, dahâ önce gelenlerin, büyüklükleri, üstünlükleri, vera ve takvâları karşısında titrerler. Onların sözlerine sened, delîl olarak sarılırlardı.

Bu din, edeb dînidir. Tevâzu dînidir. Câhil olan, cesûr olur. Kendini âlim sanır. Hâlbuki, âlim olan tevâdu gösterir. Tevâzu göstereni Allahü teâlâ yükseltir. Resûlullahın Cehenneme gideceklerini haber verdiği yetmişiki bidat fırkasının reîsleri de derin âlim idiler.

Fakat onlar, ilmlerine güvenerek, Kitâbdan, Sünnetden manâ çıkarmağa kalkıştılar. Böylece, Eshâb-ı kirâma tâbi olmak şerefine kavuşamadılar. Onların doğru yollarından saptılar. Yüzbinlerle Müslümanın da Cehenneme gitmelerine sebeb oldular.

Dört mezhebin âlimleri, derin ilmlerini Kur ân-ı kerîmden ahkâm çıkarmakta kullanmadılar. Buna cesâret edemediler. Resûlullahın ve Eshâb-ı kirâmın bildirdiklerini anlamakta kullandılar.

Allahü teâlâ, insanlara Kurân-ı kerîmden hüküm çıkarınız diye emretmiyor. Resûlümün ve Eshâbının çıkardığı hükmlere uyunuz, bunları kabûl ediniz diyor. Bidat sâhiblerinin, yanî mezhebsizlerin, bu inceliği anlıyamamaları, kendilerini felâkete sürüklemişdir.

Bir âyet-i kerîmede meâlen, Resûlüme itâat ediniz!, Resûlüme tâbi olunuz! buyuruldu. Bu âyet-i kerîme ve Resûlullahın Eshâbımın yoluna sarılınız! emri, bu sözümüzün vesîkasıdır.

Mezheb imâmlarına uymak, Allahı ve Resûlü bırakıp, kula kul olmak değildir, böyle olsaydı, Eshâb-ı kirâma uymak da böyle olurdu. Böyle olmadığı için, Resûlullah , bunu emir etmiştir.

Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, insanların kısaca îmân etmelerini ve gördükleri gibi ibâdet yapmalarını emir ederdi. Bunların delîllerini bilmeği hiç teklîf etmezdi. Bunu imâm-ı Gazâlî Kimyâ-ı seâdet kitâbında uzun bildiriyor.

Cenâb-ı Hak, kâfirlerin analarını, babalarını taklîd etmelerini yasaklıyor, küfrü bırakıp îmân etmelerini emir ediyor. Müslümanlara ise Peygamberini ve onun varisi olan Ehli sünnet âlimlerini taklîd etmelerini emir ediyor.
 

Bir_Katre

RAHMETLE ANIYORUZ DEĞERLİ KARDEŞİM
 
Üyelik Tarihi
4 Ağu 2006
Mesajlar
5,632
Aldığı Beğeniler
50
Konum
Ağrı
Takım
Galatasaray
Allah razı olsun çok değerli bilgilerdi yüreğine sağlık...
 
Üst Alt