- Üyelik Tarihi
- 12 Haz 2007
- Mesajlar
- 492
- Aldığı Beğeniler
- 3
Rabıtayı, belirli bir vakitte kâmil mürşidi hayal etmek, ondaki ilâhi ahlâkı ve tecellileri düşünmek, kalbini onun kalbine bağlayarak oraya inen ilahi nurdan nasiplenmek ve böylece kalbi zikre geçirerek feyizlenmek şeklinde tarif etmek, onun tek tarifi değildir. Rabıtanın bir şekli de böyledir. Fakat bu, bütün rabıta şekillerini içine almaz. Rabıta bütün hayatı içine alan bir meseledir.
Rabıtanın ortak tarifi, kalbin sevgiliye derin muhabbet beslemesi ve bu muhabbet içinde sevdiğinin sıfatlarına bürünmesidir. Her devirde uygulanan rabıta şekli budur. Manevi terbiyede bu rabıta şarttır. Sır ve fayda onda gizlidir. Dostluğun tadı ondadır. Aşığın feyzi rabıtası kadardır. Allah için olan rabıta Allahıın sevdiklerine olur. Bu sevgililerin başında Hz. Muhammed s.a.v. Efendimiz bulunur. Kalbe ilaç olan ve nefsin sıfatlarını değiştiren rabıta, ya bizzat Hz. Peygamber s.a.v.ıe veya onun gerçek vârislerine yapılan rabıtadır. Hedef kula değil, Yüce Allahıa dostluktur.
Bu rabıta her halde yapılabilir, belli bir vakti yoktur. Ona muhabbet rabıtası denir. O, bütün geceyi gündüzü kaplar. Yürürken, otururken, konuşurken, yerken içerken, çalışırken, dinlenirken, gezerken, eğlenirken, hatta uyurken ve rüya görürken bile bu rabıta devam edebilir. Kim her söz, iş ve halinde sünnet edebi üzere hareket ederse, o kimse bu esnada kalbini Hz. Muhammed s.a.v. Efendimizıe bağlamış, onu hatırlamış, böylece Yüce Allahıı zikretmiş ve Oına dostluğunu ispat etmiş olur.
Arifler der ki, muhabbet rabıtası kalbi Yüce Allahıın şahidine bağlar. Bundan sonra iki gönül arasında alış veriş başlar. Yüce Allah ile huzur bulmuş ve olgunlaşmış olan kâmil mürşidin kalbi, kendisine yönelen zayıf kalpleri feyzi ile besler, sevgisi ile destekler. Sonuçta onları kendine benzetir, ihlâs, edep ve güzel kulluğa yöneltir. Kendisinin ulaştığı ilâhi nimet ve rahmetlerden Allahıın izniyle onları da hissedar eder. Bu, iyilik ve takvada yardımlaşmanın en güzel bir şeklidir. Yüce Allah bu yolda yardımlaşmayı hepimizden istemektedir. (Maide, 2)
Bu anlamda rabıta, bütün hak dinlerde vardır. O, her peygamberin ümmetine öğrettiği bir vazifedir. Bütün hak yolcuları onu elde etmek için çalışır. Aslında her müminin birinci vazifesi, Allah dostlarıyla gönülde, halde ve hak yolda bir olmaktır. İşte hak yolunun imamı olan Allah dostlarını sevme, onlara tabi olma, özenme ve benzeme gibi vazifeler, bu muhabbet rabıtası ile mümkün olmaktadır.
Dr. Dilaver Selvi
Rabıtanın ortak tarifi, kalbin sevgiliye derin muhabbet beslemesi ve bu muhabbet içinde sevdiğinin sıfatlarına bürünmesidir. Her devirde uygulanan rabıta şekli budur. Manevi terbiyede bu rabıta şarttır. Sır ve fayda onda gizlidir. Dostluğun tadı ondadır. Aşığın feyzi rabıtası kadardır. Allah için olan rabıta Allahıın sevdiklerine olur. Bu sevgililerin başında Hz. Muhammed s.a.v. Efendimiz bulunur. Kalbe ilaç olan ve nefsin sıfatlarını değiştiren rabıta, ya bizzat Hz. Peygamber s.a.v.ıe veya onun gerçek vârislerine yapılan rabıtadır. Hedef kula değil, Yüce Allahıa dostluktur.
Bu rabıta her halde yapılabilir, belli bir vakti yoktur. Ona muhabbet rabıtası denir. O, bütün geceyi gündüzü kaplar. Yürürken, otururken, konuşurken, yerken içerken, çalışırken, dinlenirken, gezerken, eğlenirken, hatta uyurken ve rüya görürken bile bu rabıta devam edebilir. Kim her söz, iş ve halinde sünnet edebi üzere hareket ederse, o kimse bu esnada kalbini Hz. Muhammed s.a.v. Efendimizıe bağlamış, onu hatırlamış, böylece Yüce Allahıı zikretmiş ve Oına dostluğunu ispat etmiş olur.
Arifler der ki, muhabbet rabıtası kalbi Yüce Allahıın şahidine bağlar. Bundan sonra iki gönül arasında alış veriş başlar. Yüce Allah ile huzur bulmuş ve olgunlaşmış olan kâmil mürşidin kalbi, kendisine yönelen zayıf kalpleri feyzi ile besler, sevgisi ile destekler. Sonuçta onları kendine benzetir, ihlâs, edep ve güzel kulluğa yöneltir. Kendisinin ulaştığı ilâhi nimet ve rahmetlerden Allahıın izniyle onları da hissedar eder. Bu, iyilik ve takvada yardımlaşmanın en güzel bir şeklidir. Yüce Allah bu yolda yardımlaşmayı hepimizden istemektedir. (Maide, 2)
Bu anlamda rabıta, bütün hak dinlerde vardır. O, her peygamberin ümmetine öğrettiği bir vazifedir. Bütün hak yolcuları onu elde etmek için çalışır. Aslında her müminin birinci vazifesi, Allah dostlarıyla gönülde, halde ve hak yolda bir olmaktır. İşte hak yolunun imamı olan Allah dostlarını sevme, onlara tabi olma, özenme ve benzeme gibi vazifeler, bu muhabbet rabıtası ile mümkün olmaktadır.
Dr. Dilaver Selvi