- Üyelik Tarihi
- 23 Haz 2010
- Mesajlar
- 5,705
- Aldığı Beğeniler
- 14,607
- Takım
- Galatasaray
Yaşlana yaşlana gözlerimizden nice perdeler kalkacak. Günün birinde nihayet kendi kendimizle tanışarak kıymetli bir dost kazanacağız.
...
Denebilir ki, manevi alemin maddi alemi bastırdığı o zamanlarda, daha maddiyatçılık dinin yerini kısmen olsun almadan evvel, yaşanan hayatın öz mayası imandı. Ve İslamiyet yahut din çokları için bir umde olmaktan ziyade bir iklimdi. Ruhları ve ömürleri dolduruyordu. Ve bu din, o zamanlar gönüllerde her pası temizleyen, her kapalı kilidi açan, her süründüğü şeyi kolaylaştıran, her geçen zamanı halavetleştiren bir büyü gibiydi. O zamanlarda hemen her şey dini nazariye, birer dini aletti. Her şey haram, mubah veya sevaptı.
...
Bazen bu eski zaman duvarlarının ortalarında tahtadan, babayani kapılar açılırdı. Ah! Yeşil, vişneçürüğü veya aşı boyası renklerine çalan ve ne kadar şefkatle açılmak istidanı gösteren ne iyi kalpli kapılar! Bu eski zaman duvarlarının ardında güzel, kibar, mutena ağaçlar vardı. Ah! En hafif rüzgarla, çarçabuk teessür duyan gönlümüzün tekmil hisleriyle ürperdiği gibi, bütün yapraklarıyla birden titreşen ne hisli ağaçlar!
...
Yavaş veya çabuk zamanlarla, nice yorgun ıstıraplar veya hummalı ihtiraslarla geçen bir hayattan, toprakta olduğu gibi, hafızalarda da ne kadar az bir şey kalıyor! Her ateşten arta kalan küller gibi, her vücut toprağa ancak bir kaç avuç toprak daha katıyor! Ve her ruh hafızalarda ancak bir tutam rüya mayası bırakıyor!
...
Asıl sözlerimiz söylenmemiş kalanlar, başkalarının duymadıkları ve eğer söyleyebilmiş olsak, hem onları, hem de kendimizi şaşırtacak olanlardır. Bunları hiçbir zaman söyleyemeyiz./Abdülhak Şinasi Hisar -Çamlıca'daki Eniştemiz
...
Denebilir ki, manevi alemin maddi alemi bastırdığı o zamanlarda, daha maddiyatçılık dinin yerini kısmen olsun almadan evvel, yaşanan hayatın öz mayası imandı. Ve İslamiyet yahut din çokları için bir umde olmaktan ziyade bir iklimdi. Ruhları ve ömürleri dolduruyordu. Ve bu din, o zamanlar gönüllerde her pası temizleyen, her kapalı kilidi açan, her süründüğü şeyi kolaylaştıran, her geçen zamanı halavetleştiren bir büyü gibiydi. O zamanlarda hemen her şey dini nazariye, birer dini aletti. Her şey haram, mubah veya sevaptı.
...
Bazen bu eski zaman duvarlarının ortalarında tahtadan, babayani kapılar açılırdı. Ah! Yeşil, vişneçürüğü veya aşı boyası renklerine çalan ve ne kadar şefkatle açılmak istidanı gösteren ne iyi kalpli kapılar! Bu eski zaman duvarlarının ardında güzel, kibar, mutena ağaçlar vardı. Ah! En hafif rüzgarla, çarçabuk teessür duyan gönlümüzün tekmil hisleriyle ürperdiği gibi, bütün yapraklarıyla birden titreşen ne hisli ağaçlar!
...
Yavaş veya çabuk zamanlarla, nice yorgun ıstıraplar veya hummalı ihtiraslarla geçen bir hayattan, toprakta olduğu gibi, hafızalarda da ne kadar az bir şey kalıyor! Her ateşten arta kalan küller gibi, her vücut toprağa ancak bir kaç avuç toprak daha katıyor! Ve her ruh hafızalarda ancak bir tutam rüya mayası bırakıyor!
...
Asıl sözlerimiz söylenmemiş kalanlar, başkalarının duymadıkları ve eğer söyleyebilmiş olsak, hem onları, hem de kendimizi şaşırtacak olanlardır. Bunları hiçbir zaman söyleyemeyiz./Abdülhak Şinasi Hisar -Çamlıca'daki Eniştemiz