- Üyelik Tarihi
- 20 Ağu 2006
- Mesajlar
- 3,305
- Aldığı Beğeniler
- 26
- Takım
- Diğer
Dün gece Rabbimin huzurunda ağladım, sızladım. Ya Rabbi! Müslümanlar niçin böyle hor ve hakir oldular dedim. Rabbimden şu sözlerin içimde yankılandığını hissettim. Onların gönülleri var, ama sevgileri yok!
İslam ideali, insan idealidir. Çünkü din insan için vardır. Bu idealin gıdası kalbin hareketidir. Sevgisi olmayan insanların dindarlıkları, sadece bir dindarlık gösterisinden ibaret kalır.
Bir düşünürün ifadesiyle, Gerçek olan tek şey vardır, ölüm... Gerçek olan tek görev vardır öğrenmek... Gerçek olan tek duygu vardır, sevgi....
İslâmın özü sağlam ve gerçek iman. İmanın özü ise sevgi. İbadetlerin coşkusu, kulluğun zevki, gönül kazanmanın yoludur sevgi. Yaraların tedavisi, müşküllerin halli, buhranın defi, birlikteliğin tesisi, kardeşlik ve dostluğun yegâne teminatı, Allaha kulluğun temelidir sevgi. Zira Allah Teâlâ sevgiyi kalplerde özel olarak yarattığını beyan etmektedir: İman edip de iyi davranışlarda bulunanlara gelince, onlar için çok merhametli olan Allah, (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır.1
Yunusun ilahileri, Itrînin besteleri, İsmail Hakkı Bursevînin Dîvânı, Eşrefoğlu Rûmînin şiirleri, Mevlânânın Mesnevisi ve neyin sesi sevgi ve aşktır. Mimar Sinana Süleymaniyeyi yaptıran, Fatihe İstanbulu muştu haline getiren, Anadolu erenlerini terk-i diyar kılan, sevgi ve muhabbettir. Sevgilerin en güzeli, en mükemmeli ve ebedi olanı mutlak güzelliğe, Allaha duyulan sevgidir.
Eşrefoğlu Rûmînin ifadesiyle:
Ey Allahım beni Senden ayırma
Beni Senin Cemalinden ayırma,
Seni sevmek benim Dinim İmanım,
İlahî, Dîn ü îmândan ayırma
Balığın canı su içre diridir,
İlahî, balığı gölden ayırma.
Allah sevgisini bulamamış kişi, ham, kaba, kırıcı ve yıkıcı olurken, Allah aşkına koyulan kişi, merhametli, bağışlayıcı, gayretli ve coşkuludur. İslâmı yaşamanın ve yaymanın ana metodu, sevgi ve merhamettir. Zira Müslüman, sağlam iman sahibi, fedakâr, merhametli, sevgi ve saygı dolu, güleç yüzlü ve affedici insandır.
Yunusun diliyle söyleyecek olursak:
Ben gelmedim davi içün, benim işim sevi içün,
Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim.
İslam ideali, insan idealidir. Çünkü din insan için vardır. Bu idealin gıdası kalbin hareketidir. Sevgisi olmayan insanların dindarlıkları, sadece bir dindarlık gösterisinden ibaret kalır. Büyük mütefekkir ve şair Muhammed İkbal, sevgisizliğin meydana getirdiği felaketleri şu sözleriyle ifade etmiştir:
Dün gece Rabbimin huzurunda ağladım, sızladım. Ya Rabbi! Müslümanlar niçin böyle hor ve hakir oldular dedim. Rabbimden şu sözlerin içimde yankılandığını hissettim. Onların gönülleri var, ama sevgileri yok!2
Yunus Emrenin;
Gelin tanuşuk idelüm işi kolay tutalum
Sevelüm sevilelüm dünya kimseye kalmaz
mısraları, Allahın birliğini anlayan bir ruhun insanlığa birlik davetidir.
Her dönemde olduğu gibi, günümüzde de yalnız inanan ve inandığına içtenlikle inananlar, sonu gelmez arzu ve isteklerin estirdiği fırtınadan yara almadan kurtulabilirler. İnsanları eşi görülmedik bir biçimde güçlü ve diri kılan kaynak sevgiyle bağlanmaktır.
Akan hayat içinde sevgi ve bağlanmanın nihaî hedefi, Allahın sevgisini kazanmaktır. Çünkü Allahı sevenlere bağlanma aslında Allaha bağlanmadır. Allahın sevgisi, Onun peygamberine ve peygamberleri sevenlere bağlanmakla kazanılır.3
İlk asır zahidleri, Allahı, kendisine boyun eğilmesi ve korkulması gereken bir mabud şeklinde tefekkür ederken; sonraki zahidler Onu, kulun sevdiği, kendisiyle münacatta bulunduğu, kendini O na yakın hissedip huzur bulduğu, hem kendinde ve hem de kainatta var olan eserlerinde kendisini müşahede ettiği bir mahbub/sevgili olarak görmektedirler.4
Hayatın özünü teşkil eden ve ilâhî bir iksir olan aşk ve muhabbet; sevgi ve dostluğun samimi ve katıksız hâlidir. Muhabbet, sevgiliye kavuşma ve onun güzelliğini görme heyecan ve susuzluğu içinde bulunan kalbin, ihtizâza gelip coşmasıdır. İnsanda muhabbet merkezi kalpdir. Allah Teâlâ, kulunda iki değil, sâdece tek kalp yaratmış5 ve onu da kendisine mahsûs kılmıştır. Kalbin muhabbet duyacağı hakîkî mâşûk ise, ancak Allah Teâlâdır. Fakat kalp, muhabbetin bu zirve noktasına bir anda yükselemez. Muhabbetullâh sarayına çıkmak için, sevilen diğer varlıklar birer merdiven basamakları mesâbesindedir. Bunlara duyulan meşrû muhabbetler, kalbin hakîkî sevgiye hazırlanması istikâmetinde, birer alıştırma hükmünde olacaktır. Sevgili Peygamberimiz, duâlarında Allah Teâlânın muhabbetini talep ve niyaz ederek:
Allahım! Senden sevgini, Seni sevenlerin sevgisini ve Senin sevgine beni ulaştıracak ameli talep ediyorum. Allahım! Senin sevgini bana nefsimden, âilemden, malımdan ve soğuk sudan daha sevgili kıl! buyururdu6 Kurân-ı Kerîm, müminlerin Allaha olan muhabbetlerinin, diğer bütün muhabbetlere hâkim olacak ve onları etkileyecek kuvvette olması gerektiğini şu şekilde ifâde etmiştir:
Müminlerde Allah muhabbeti, diğer muhabbetlerden daha şiddetlidir.7
Muhabbetin sembolü Mecnûndur. Mecnûna muhabbet neşesi düşünce halk arasından ayrıldı, yalnızlığı seçti. Vahşî hayvanlara karıştı. Ümrandan vazgeçti, hârâbatı tercih etti. Halkın medhine de zemmine de aldırmadı. Onların konuşması da susması da onun indinde müsâvî oldu. Ondan razı olmaları da hoşnut olmamaları da bir oldu. Bâzan ona: Sen kimsin? denildi. Dedi ki: Leylâ. Nereden geldin? Leylâ. Nereye gidersin? Leylâ, Mecnûnun gözü Leylâdan başka hiçbir şeyi görmüyor, kulağı ondan başka bir şey işitmiyordu.
Allahı seven kişi onun yanında konuktur. Konuk ise yemede, içmede, giyinmede ve diğer bütün ahvâlinde ev sahibine karşı bir tercihte bulunmaz. Daima onun ikramlarına razı olur.
Hakkın konukluğuna mazhar olanlar arasında sûfıler de vardır. Çünkü sûfîler, Hakka konuk olmayı tercih edip, bu emellerini gerçekleştirmeye çalıştıkları için akıllı insanlardır. Onlar derler ki: Biz, nasiplerimizi ne yolda, ne de evlerimizde tenâvül ederiz. Biz nasiplerimizi ancak, onun indinde yeriz.8
Tasavvuf sahasının büyükleri İslâmın îman esası olan tevhîdi aşk anlayışı içinde de dile getirmişlerdir.
Aşk ateşi insanın gönlüne düşünce her şeyi, benlik ve ikilik fikrini yakıp yok eder. Hakkı tanımak ve Onun vahdetini idrak için aşk lazımdır.
Hallâcın kuramında, Allaha kayıtsız şartsız aşk sunmanın ödülü, araya giren bir Ben olmaksızın Onun müşahedesidir.9
Ashram Oshos: Aşk birliğin tecrübe edilmesidir. Duvarların yıkılması, iki enerjinin birbirinin içinde eriyip kaynaşmasıdır; aşk tecrübesi budur işte. Çiftin duvarları yerle bir olduğunda, yaşamlar aynı noktada birleştiğinde yaşanan coşkudur aşk. İki insan arasında böyle bir ahenk yakalandığında ortaya çıkan şeye aşk derim ben&10
Aşk âşığın sıfatları içinde hiçleşmesidir ve maşuğun, Allahın zâtında teyididir. Maşuğun nitelikleri, âşığın niteliklerinin yerini alır.
Eğer insanlar aşka bir şans verseler tüm önyargıları ister dini, ırksal ya da toplumsal olsun yıkar. Aşk hastalıklı dünyamızı onarabilir ve bizi Allaha yakınlaştırır.11
Aşk öze yönelmenin en önemli vasıtasıdır. Hakka uyarak âh u zâr edip göz yaşı dökmektir. Çöller gezip şaşkın, garip kalmak, öze duyulan uzaklık hissinin şiddetinden kaynaklanan hâllerdir. Âşık olan kişi, sahralarda bir takım sebeplerden kurtulma, sevdiği Hak ile baş başa olma ve Onunla teselli bulma yoluna girer. Allahı verdiği nimetler sebebiyle sevmek, nisbeten daha noksan bir sevgidir. Kâşânînin de ifade ettiği gibi, Allahı sırf zâtı için garazsız bedelsiz olarak sevmektir asıl gaye. Bu, diğer bütün sevgilerin kaynağıdır. Zâtî sevgiye ulaşanlar, ya toplum içinde Allah ile manevî ıssızlık çöllerinde baş başadır veya maddeten toplumdan ayrılıp, yalnızlık ve garipliği içten duyduğu bâdiyelerde gezinti yapmaktadır. Bâdiyelerde ekmek, su, insan, hayvan hatta çoğu zaman bitki bile bulunmaz; işte kul, ancak burada her türlü maddî sebeplerden kurtulmuş Allah ile arada bir vasıta bulunmadan baş başa kalmıştır. Böylesi bir anlamı ifade eden İskât-ı Vesâil orada tam olarak gerçekleşir.12
Tüm büyük âşıklar Allah sevgisini uyandıran şeyin her şeyden önce Allahın insanlara karşı duyduğu sevgi olduğunu kabul etmişlerdir. Eğer Allah insanları zaten sevmemiş olsaydı, onların Onu sevmeleri mümkün olmazdı. Gizli Hazine Hadisi bu hususu vurgular. Allahın insanlara olan sevgisi, onları asla gözden ırak tutmayacağı anlamına gelir.
Âşık çilelerin adamı ve ölüme hazır bir erdir. Allahın aşkına düşen kişi bütün çile ve dertlere tahammül edebilir, hâle gelmiştir. Aşkın hayatında dikenler yoktur. Güller, güzellikler, hayırlar, iyilikler ve kemâller vardır. Âşık, cennetteki kalbî huzûr ve itminânı, ihsân boyutunda olmak üzere ölmeden önce bulmuştur. Yani ölmeden önce ölerek spiritüel dünyasındaki cennetin mânevî meyvelerini devşirmek ve onlarla gıdalaşmakla meşguldür.13
Hallâc hapisteyken:
Aşk nedir? diye soruldu. Cevapladı:
Bugün de, yarın da, öbür gün de göreceksiniz ne olduğunu.
O gün ellerini ve ayaklarını kestiler. Ertesi gün onu darağacına çektiler. Üçüncü günse küllerini rüzgâra savurdular.14
Tasavvufta, Hallâc bir aşk eri sembolü olarak kullanılır. Onun Allah aşkı uğruna canını verdiği dârağacı, dâr-ı mansûr olarak, bütün sûfîlerin cânından geçmelerinin sembolik ifade biçimidir.15
Gece yaptığı duada Dâvud Tâî: İlâhî, senin derdin beni dünyevî dertlerden azât kılıyor ve uykumla arama giriyor derdi.16
Kime râz-ı derûnum söyledimse isteyip derman
Kamûsun derd-i bîdermana amma mübtelâ gördüm
Bu beytinde, Osman Şems Efendi,
İçimin derdini, derman aramak kasdıyla her kime söyledimse; meğer cümlesini, dermanı olmayan bir derde mübtela gördüm, demektedir.
Denilir ki, aşk, acı ve keder ölçüsünde ihtişam kazanır. En büyük acıları, yine en büyük âşıklar çeker. Şair, tasavvuf yolunda kime baş vurdu, kimin eteğini tuttuysa onu kendisinden daha beter dertler ile memlû görmüştür ki, bu yine Ziya Paşanın Meydana düşen kurtulamaz seng-i kazadan dizesinin karşılığıdır.17
İnsani varoluşun özü, Allahın insanlara ve insanın Allaha karşı duyduğu sevgidir. Allah, başka şeyleri Güçlü olması bakımından yaratmıştır; ama sizi Dost olması bakımından yaratmıştır.
Kelime-i Şehadetin ilk yarımını oluşturan la kılıcı âşığı öldürmekte, geriye yalnızca Allah kalmaktaydı. Aşk uğruna can verenlerin ödülü başka her şeyden daha değerliydi.
Bu düşünceler mutasavvıfların, her türlü mihnete seve seve katlanmalarına yol açmıştır; dahası bu mihnetler Allahın özel lütfunun belirtileri olarak görülmüştür: Dostunun okşamasından haz duymayan, aşkında samimi değildir.18
Aşıkların alameti özlemdir. (himmet). Onlar yalnız Sevgiliyi arzularlar. Ona kavuşmak için, yaratılmış alemdeki her şeyden, hatta cennetten bile, gözlerini çevirmek durumundadırlar. 19
Aşk derken, hayatı bir bütün olarak kuşatan, insanları arayışın peşinden koşturan, hayatın idamesini sağlayan bir tür enerjiden bahsediyoruz. Allahın insanlara, eşyaya, canlı ve cansız bütün mahlukata bahşettiği büyük nimetten. Aşk herkese eşit olarak dağıtılmamıştır. Aşk dağıtılmaz. Aşk Oradadır. Dileyen, dilediği kadar nasiplenebilir. Aşk ile yapılan işlerde aşkın rayihası vardır. Aşk ile yapılan işler daha güzel, daha bereketlidir.
Bediüzzamanın sayini böylesine bereketli kılan şey, risalelerindeki hikmet ve marifetten önce, aşktır. Üstad Necip Fazılın yazdıkları, konuştukları bize hâlâ şevk verebiliyorsa, aşk sebebiyledir. Serdengeçtiyi herhangi bir Allameden daha çok anıyorsak, o da aşk.
Diriliş, 30 yılı aşkın bir süredir Sezai Karakoçun, aşk ile, ilmek ilmek ördüğü, nakış nakış işlediği nadide bir kumaştır.
Menzili bilen fakat izini yitiren kılavuzdur aşık. Aşıklar pervane gibi ateşe koşarlar. İpekböçeği gibi koza örmezler kendilerine. Gerçek aşık, sevgilinin aşkıyla candan, dostun yakınlığıyla cihandan göçer. Gerçek aşığın derdine hiçbir şey derman olamaz. Kimse onun derdinin gerçeğini bilemez20
Kenzi Hasan Efendinin aşk ile ilgili bir dörtlüğü şöyledir:
Aldın mı safa ile Musaffa haberin sen
Ol nur-i Huda vech-i mücella haberin sen
Her müddeiye sorma ki aşktan haberi yok
Vamıka sual eyle o Azra haberin sen.21
Özetle aşk, yaratılmış dünyadaki her şeyden özgür olmak ve Allahı seçmek demektir. O başka bir şeye değil, Allaha kulluk etmektir. Yalnız insanlar, Allahı sonsuz, her şeyi kuşatıcı gerçekliği içinde, cemal ve celal, lütuf ve kahr sıfatlarını kucaklayarak sevebilecek şekilde yaratılmıştır. İnsanlar Allaha tevhidi tam olarak kavrayıp gerçekleştirerek yöneldiklerinde, başka değil de, belli bazı sıfatlara sahip olmanın sınırlamalarından kurtulurlar. Semaniye göre, Allah yaratıklarına şöyle hitap etmektedir;
Sözü söz ustası Yunus Emreye bırakıp derin tefekküre dalalım:
Gönül hayran olupdur aşk elinden
Ciğer püryân olupdur aşk elinden.
Niceler tâc-u tahtı mâl ü mülkü
Koyup üryân olupdur aşk elinden.
Ne gördü Leylânın gözünde Mecnûn
Ki sergerdân olupdur aşk elinden.
Züleyha ne gördü Yusuf yüzünde
İşi efgân olupdur aşk elinden.
Koyup İbrahim Edhem tâc ü tahtı
Yeri külhân olupdur aşk elinden.
Yunus Emre bu hasret ile zârî
Acep mihmân olupdur aşk elinden.
İslam ideali, insan idealidir. Çünkü din insan için vardır. Bu idealin gıdası kalbin hareketidir. Sevgisi olmayan insanların dindarlıkları, sadece bir dindarlık gösterisinden ibaret kalır.
Bir düşünürün ifadesiyle, Gerçek olan tek şey vardır, ölüm... Gerçek olan tek görev vardır öğrenmek... Gerçek olan tek duygu vardır, sevgi....
İslâmın özü sağlam ve gerçek iman. İmanın özü ise sevgi. İbadetlerin coşkusu, kulluğun zevki, gönül kazanmanın yoludur sevgi. Yaraların tedavisi, müşküllerin halli, buhranın defi, birlikteliğin tesisi, kardeşlik ve dostluğun yegâne teminatı, Allaha kulluğun temelidir sevgi. Zira Allah Teâlâ sevgiyi kalplerde özel olarak yarattığını beyan etmektedir: İman edip de iyi davranışlarda bulunanlara gelince, onlar için çok merhametli olan Allah, (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır.1
Yunusun ilahileri, Itrînin besteleri, İsmail Hakkı Bursevînin Dîvânı, Eşrefoğlu Rûmînin şiirleri, Mevlânânın Mesnevisi ve neyin sesi sevgi ve aşktır. Mimar Sinana Süleymaniyeyi yaptıran, Fatihe İstanbulu muştu haline getiren, Anadolu erenlerini terk-i diyar kılan, sevgi ve muhabbettir. Sevgilerin en güzeli, en mükemmeli ve ebedi olanı mutlak güzelliğe, Allaha duyulan sevgidir.
Eşrefoğlu Rûmînin ifadesiyle:
Ey Allahım beni Senden ayırma
Beni Senin Cemalinden ayırma,
Seni sevmek benim Dinim İmanım,
İlahî, Dîn ü îmândan ayırma
Balığın canı su içre diridir,
İlahî, balığı gölden ayırma.
Allah sevgisini bulamamış kişi, ham, kaba, kırıcı ve yıkıcı olurken, Allah aşkına koyulan kişi, merhametli, bağışlayıcı, gayretli ve coşkuludur. İslâmı yaşamanın ve yaymanın ana metodu, sevgi ve merhamettir. Zira Müslüman, sağlam iman sahibi, fedakâr, merhametli, sevgi ve saygı dolu, güleç yüzlü ve affedici insandır.
Yunusun diliyle söyleyecek olursak:
Ben gelmedim davi içün, benim işim sevi içün,
Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim.
İslam ideali, insan idealidir. Çünkü din insan için vardır. Bu idealin gıdası kalbin hareketidir. Sevgisi olmayan insanların dindarlıkları, sadece bir dindarlık gösterisinden ibaret kalır. Büyük mütefekkir ve şair Muhammed İkbal, sevgisizliğin meydana getirdiği felaketleri şu sözleriyle ifade etmiştir:
Dün gece Rabbimin huzurunda ağladım, sızladım. Ya Rabbi! Müslümanlar niçin böyle hor ve hakir oldular dedim. Rabbimden şu sözlerin içimde yankılandığını hissettim. Onların gönülleri var, ama sevgileri yok!2
Yunus Emrenin;
Gelin tanuşuk idelüm işi kolay tutalum
Sevelüm sevilelüm dünya kimseye kalmaz
mısraları, Allahın birliğini anlayan bir ruhun insanlığa birlik davetidir.
Her dönemde olduğu gibi, günümüzde de yalnız inanan ve inandığına içtenlikle inananlar, sonu gelmez arzu ve isteklerin estirdiği fırtınadan yara almadan kurtulabilirler. İnsanları eşi görülmedik bir biçimde güçlü ve diri kılan kaynak sevgiyle bağlanmaktır.
Akan hayat içinde sevgi ve bağlanmanın nihaî hedefi, Allahın sevgisini kazanmaktır. Çünkü Allahı sevenlere bağlanma aslında Allaha bağlanmadır. Allahın sevgisi, Onun peygamberine ve peygamberleri sevenlere bağlanmakla kazanılır.3
İlk asır zahidleri, Allahı, kendisine boyun eğilmesi ve korkulması gereken bir mabud şeklinde tefekkür ederken; sonraki zahidler Onu, kulun sevdiği, kendisiyle münacatta bulunduğu, kendini O na yakın hissedip huzur bulduğu, hem kendinde ve hem de kainatta var olan eserlerinde kendisini müşahede ettiği bir mahbub/sevgili olarak görmektedirler.4
Hayatın özünü teşkil eden ve ilâhî bir iksir olan aşk ve muhabbet; sevgi ve dostluğun samimi ve katıksız hâlidir. Muhabbet, sevgiliye kavuşma ve onun güzelliğini görme heyecan ve susuzluğu içinde bulunan kalbin, ihtizâza gelip coşmasıdır. İnsanda muhabbet merkezi kalpdir. Allah Teâlâ, kulunda iki değil, sâdece tek kalp yaratmış5 ve onu da kendisine mahsûs kılmıştır. Kalbin muhabbet duyacağı hakîkî mâşûk ise, ancak Allah Teâlâdır. Fakat kalp, muhabbetin bu zirve noktasına bir anda yükselemez. Muhabbetullâh sarayına çıkmak için, sevilen diğer varlıklar birer merdiven basamakları mesâbesindedir. Bunlara duyulan meşrû muhabbetler, kalbin hakîkî sevgiye hazırlanması istikâmetinde, birer alıştırma hükmünde olacaktır. Sevgili Peygamberimiz, duâlarında Allah Teâlânın muhabbetini talep ve niyaz ederek:
Allahım! Senden sevgini, Seni sevenlerin sevgisini ve Senin sevgine beni ulaştıracak ameli talep ediyorum. Allahım! Senin sevgini bana nefsimden, âilemden, malımdan ve soğuk sudan daha sevgili kıl! buyururdu6 Kurân-ı Kerîm, müminlerin Allaha olan muhabbetlerinin, diğer bütün muhabbetlere hâkim olacak ve onları etkileyecek kuvvette olması gerektiğini şu şekilde ifâde etmiştir:
Müminlerde Allah muhabbeti, diğer muhabbetlerden daha şiddetlidir.7
Muhabbetin sembolü Mecnûndur. Mecnûna muhabbet neşesi düşünce halk arasından ayrıldı, yalnızlığı seçti. Vahşî hayvanlara karıştı. Ümrandan vazgeçti, hârâbatı tercih etti. Halkın medhine de zemmine de aldırmadı. Onların konuşması da susması da onun indinde müsâvî oldu. Ondan razı olmaları da hoşnut olmamaları da bir oldu. Bâzan ona: Sen kimsin? denildi. Dedi ki: Leylâ. Nereden geldin? Leylâ. Nereye gidersin? Leylâ, Mecnûnun gözü Leylâdan başka hiçbir şeyi görmüyor, kulağı ondan başka bir şey işitmiyordu.
Allahı seven kişi onun yanında konuktur. Konuk ise yemede, içmede, giyinmede ve diğer bütün ahvâlinde ev sahibine karşı bir tercihte bulunmaz. Daima onun ikramlarına razı olur.
Hakkın konukluğuna mazhar olanlar arasında sûfıler de vardır. Çünkü sûfîler, Hakka konuk olmayı tercih edip, bu emellerini gerçekleştirmeye çalıştıkları için akıllı insanlardır. Onlar derler ki: Biz, nasiplerimizi ne yolda, ne de evlerimizde tenâvül ederiz. Biz nasiplerimizi ancak, onun indinde yeriz.8
Tasavvuf sahasının büyükleri İslâmın îman esası olan tevhîdi aşk anlayışı içinde de dile getirmişlerdir.
Aşk ateşi insanın gönlüne düşünce her şeyi, benlik ve ikilik fikrini yakıp yok eder. Hakkı tanımak ve Onun vahdetini idrak için aşk lazımdır.
Hallâcın kuramında, Allaha kayıtsız şartsız aşk sunmanın ödülü, araya giren bir Ben olmaksızın Onun müşahedesidir.9
Ashram Oshos: Aşk birliğin tecrübe edilmesidir. Duvarların yıkılması, iki enerjinin birbirinin içinde eriyip kaynaşmasıdır; aşk tecrübesi budur işte. Çiftin duvarları yerle bir olduğunda, yaşamlar aynı noktada birleştiğinde yaşanan coşkudur aşk. İki insan arasında böyle bir ahenk yakalandığında ortaya çıkan şeye aşk derim ben&10
Aşk âşığın sıfatları içinde hiçleşmesidir ve maşuğun, Allahın zâtında teyididir. Maşuğun nitelikleri, âşığın niteliklerinin yerini alır.
Eğer insanlar aşka bir şans verseler tüm önyargıları ister dini, ırksal ya da toplumsal olsun yıkar. Aşk hastalıklı dünyamızı onarabilir ve bizi Allaha yakınlaştırır.11
Aşk öze yönelmenin en önemli vasıtasıdır. Hakka uyarak âh u zâr edip göz yaşı dökmektir. Çöller gezip şaşkın, garip kalmak, öze duyulan uzaklık hissinin şiddetinden kaynaklanan hâllerdir. Âşık olan kişi, sahralarda bir takım sebeplerden kurtulma, sevdiği Hak ile baş başa olma ve Onunla teselli bulma yoluna girer. Allahı verdiği nimetler sebebiyle sevmek, nisbeten daha noksan bir sevgidir. Kâşânînin de ifade ettiği gibi, Allahı sırf zâtı için garazsız bedelsiz olarak sevmektir asıl gaye. Bu, diğer bütün sevgilerin kaynağıdır. Zâtî sevgiye ulaşanlar, ya toplum içinde Allah ile manevî ıssızlık çöllerinde baş başadır veya maddeten toplumdan ayrılıp, yalnızlık ve garipliği içten duyduğu bâdiyelerde gezinti yapmaktadır. Bâdiyelerde ekmek, su, insan, hayvan hatta çoğu zaman bitki bile bulunmaz; işte kul, ancak burada her türlü maddî sebeplerden kurtulmuş Allah ile arada bir vasıta bulunmadan baş başa kalmıştır. Böylesi bir anlamı ifade eden İskât-ı Vesâil orada tam olarak gerçekleşir.12
Tüm büyük âşıklar Allah sevgisini uyandıran şeyin her şeyden önce Allahın insanlara karşı duyduğu sevgi olduğunu kabul etmişlerdir. Eğer Allah insanları zaten sevmemiş olsaydı, onların Onu sevmeleri mümkün olmazdı. Gizli Hazine Hadisi bu hususu vurgular. Allahın insanlara olan sevgisi, onları asla gözden ırak tutmayacağı anlamına gelir.
Âşık çilelerin adamı ve ölüme hazır bir erdir. Allahın aşkına düşen kişi bütün çile ve dertlere tahammül edebilir, hâle gelmiştir. Aşkın hayatında dikenler yoktur. Güller, güzellikler, hayırlar, iyilikler ve kemâller vardır. Âşık, cennetteki kalbî huzûr ve itminânı, ihsân boyutunda olmak üzere ölmeden önce bulmuştur. Yani ölmeden önce ölerek spiritüel dünyasındaki cennetin mânevî meyvelerini devşirmek ve onlarla gıdalaşmakla meşguldür.13
Hallâc hapisteyken:
Aşk nedir? diye soruldu. Cevapladı:
Bugün de, yarın da, öbür gün de göreceksiniz ne olduğunu.
O gün ellerini ve ayaklarını kestiler. Ertesi gün onu darağacına çektiler. Üçüncü günse küllerini rüzgâra savurdular.14
Tasavvufta, Hallâc bir aşk eri sembolü olarak kullanılır. Onun Allah aşkı uğruna canını verdiği dârağacı, dâr-ı mansûr olarak, bütün sûfîlerin cânından geçmelerinin sembolik ifade biçimidir.15
Gece yaptığı duada Dâvud Tâî: İlâhî, senin derdin beni dünyevî dertlerden azât kılıyor ve uykumla arama giriyor derdi.16
Kime râz-ı derûnum söyledimse isteyip derman
Kamûsun derd-i bîdermana amma mübtelâ gördüm
Bu beytinde, Osman Şems Efendi,
İçimin derdini, derman aramak kasdıyla her kime söyledimse; meğer cümlesini, dermanı olmayan bir derde mübtela gördüm, demektedir.
Denilir ki, aşk, acı ve keder ölçüsünde ihtişam kazanır. En büyük acıları, yine en büyük âşıklar çeker. Şair, tasavvuf yolunda kime baş vurdu, kimin eteğini tuttuysa onu kendisinden daha beter dertler ile memlû görmüştür ki, bu yine Ziya Paşanın Meydana düşen kurtulamaz seng-i kazadan dizesinin karşılığıdır.17
İnsani varoluşun özü, Allahın insanlara ve insanın Allaha karşı duyduğu sevgidir. Allah, başka şeyleri Güçlü olması bakımından yaratmıştır; ama sizi Dost olması bakımından yaratmıştır.
Kelime-i Şehadetin ilk yarımını oluşturan la kılıcı âşığı öldürmekte, geriye yalnızca Allah kalmaktaydı. Aşk uğruna can verenlerin ödülü başka her şeyden daha değerliydi.
Bu düşünceler mutasavvıfların, her türlü mihnete seve seve katlanmalarına yol açmıştır; dahası bu mihnetler Allahın özel lütfunun belirtileri olarak görülmüştür: Dostunun okşamasından haz duymayan, aşkında samimi değildir.18
Aşıkların alameti özlemdir. (himmet). Onlar yalnız Sevgiliyi arzularlar. Ona kavuşmak için, yaratılmış alemdeki her şeyden, hatta cennetten bile, gözlerini çevirmek durumundadırlar. 19
Aşk derken, hayatı bir bütün olarak kuşatan, insanları arayışın peşinden koşturan, hayatın idamesini sağlayan bir tür enerjiden bahsediyoruz. Allahın insanlara, eşyaya, canlı ve cansız bütün mahlukata bahşettiği büyük nimetten. Aşk herkese eşit olarak dağıtılmamıştır. Aşk dağıtılmaz. Aşk Oradadır. Dileyen, dilediği kadar nasiplenebilir. Aşk ile yapılan işlerde aşkın rayihası vardır. Aşk ile yapılan işler daha güzel, daha bereketlidir.
Bediüzzamanın sayini böylesine bereketli kılan şey, risalelerindeki hikmet ve marifetten önce, aşktır. Üstad Necip Fazılın yazdıkları, konuştukları bize hâlâ şevk verebiliyorsa, aşk sebebiyledir. Serdengeçtiyi herhangi bir Allameden daha çok anıyorsak, o da aşk.
Diriliş, 30 yılı aşkın bir süredir Sezai Karakoçun, aşk ile, ilmek ilmek ördüğü, nakış nakış işlediği nadide bir kumaştır.
Menzili bilen fakat izini yitiren kılavuzdur aşık. Aşıklar pervane gibi ateşe koşarlar. İpekböçeği gibi koza örmezler kendilerine. Gerçek aşık, sevgilinin aşkıyla candan, dostun yakınlığıyla cihandan göçer. Gerçek aşığın derdine hiçbir şey derman olamaz. Kimse onun derdinin gerçeğini bilemez20
Kenzi Hasan Efendinin aşk ile ilgili bir dörtlüğü şöyledir:
Aldın mı safa ile Musaffa haberin sen
Ol nur-i Huda vech-i mücella haberin sen
Her müddeiye sorma ki aşktan haberi yok
Vamıka sual eyle o Azra haberin sen.21
Özetle aşk, yaratılmış dünyadaki her şeyden özgür olmak ve Allahı seçmek demektir. O başka bir şeye değil, Allaha kulluk etmektir. Yalnız insanlar, Allahı sonsuz, her şeyi kuşatıcı gerçekliği içinde, cemal ve celal, lütuf ve kahr sıfatlarını kucaklayarak sevebilecek şekilde yaratılmıştır. İnsanlar Allaha tevhidi tam olarak kavrayıp gerçekleştirerek yöneldiklerinde, başka değil de, belli bazı sıfatlara sahip olmanın sınırlamalarından kurtulurlar. Semaniye göre, Allah yaratıklarına şöyle hitap etmektedir;
Sözü söz ustası Yunus Emreye bırakıp derin tefekküre dalalım:
Gönül hayran olupdur aşk elinden
Ciğer püryân olupdur aşk elinden.
Niceler tâc-u tahtı mâl ü mülkü
Koyup üryân olupdur aşk elinden.
Ne gördü Leylânın gözünde Mecnûn
Ki sergerdân olupdur aşk elinden.
Züleyha ne gördü Yusuf yüzünde
İşi efgân olupdur aşk elinden.
Koyup İbrahim Edhem tâc ü tahtı
Yeri külhân olupdur aşk elinden.
Yunus Emre bu hasret ile zârî
Acep mihmân olupdur aşk elinden.