Râbia-i Adeviyye Hazretleri
bir gün muhabbetullahın fazlalaşması ile sahraya çıktığı zaman bir kimse ile karşılaşır. O kimse Râbia'ya tama ile bakmaya başlayınca, Râbia:
Ey kişi, niçin nâmahreme öyle bakarsın?
Ey kadın senin muhabbetin canıma te'sir etti ve âşık oldum Onun için bakıyorum.
Ey kişi, benim bir kız kardeşim vardır ve arkamdan geliyor. O daha güzeldir.
O kimse de kardeşini göreyim diye arkasına dönünce, Râbia, o kimsenin yüzüne ansızın bir tokat indirerek:
Be hey yalancı herif. Sana muhabbet davası etmek ne kadar uzak. Seni görünce arif zannettim. Yanıma geldin âşık zannettim. Şimdi ise tecrübe ettim ve gördüm ki, ne âşık ve ne de arifsin. Aynı zamanda da muhabbet davasında yalancısın. Eğer muhabbet davasında sadık olsaydın, benden başkasına iltifat etmezdin, der ve muhabbete dâir iki beyit okur.
Hakikaten delilsiz muhabbet edenlerin davaları bâtıldır.
Şeyh Bâyezid-i Bestâmî Hazretleri
bir gün çarşıda gezerken, iki avuçlarını da yummuş güzel bir cariye görür. Cariyeye avuçlarını açmasını emir buyürunca, cariye «Efendimin izni olmadan açamam.» diyerek, efendisinden izin alır ve tekrar gelerek avuçlarını açar. Avuçlarından birisinde: «Bize muhabbet edeni biz müflis ederiz.» yazılı. Diğerinde ise: «Bizden yüz çevirene vesvese veririz.» yazılıdır.
Hz. Bâyezid bunları okuyunca bağırıp:
Muhabbetullah dahi böyledir. Bir kimse Cenabı Hak'ka muhabbet etse, dünyada müflis, fakat âhirette nice nimetlere nail olur, buyurmuşlardır.
Bunun için asıl muhabbetin Cenabı Hak'ka olması lâzımdır. Akıllı ve âlim olanlar fâniye muhabbet etmezler.
Şeyh Ebû Ömer Mazini Hazretleri
bir gün, bir dağa çıktıkları zaman, gördüler ki, bir genç kışın en şiddetli soğuğunde ince bir gömlekle namaz kılıyor. Bir taraftan da üzerine kar yağmaktadır. Şeyh Hazretleri gencin yanına varıp:
Ey genç, bu kar ve soğuğa nasıl tahammül ve sabrediyorsun?
Ya Şeyh, bilmez misin ki, bir kimse Cenabı Hak'ka muhabbet eylese en şiddetli sıcak ve soğuklara tahammül eder, diye cevap verir.
Bağdad şehrinde bir kimsenin
gayet güzel bir mahbubesi olup, Mezkûr kimse o kadına son derece aşıkmış. Bir gün kadın, hamama gider ve hamamdan çıktıktan sonra âşıkının yanına gelerek yüzünün peçesini indirir ve:
- Benim yüzüme bak ki, güzel suretimi hatırlarsın.
Ey kadın, hikmeti nedir ki, yüzünü gösteriyorsun. Bugün bende aşkına sabır kalmadı.
Bugün hamamdan çıktığım zaman bir aynaya baktım ve kendimi seyrettim. Gördüm ki, hiç bana benzer güzellikte bir güzel kimse yoktur. Yüzümü senden başka kimseye göstermeye razı olmadığım için doğruca sana geldim.
Ey kadın, bundan sonra ben sana bakmam.
Niçin bakmıyorsun?
Şimdiye kadar, sana olan muhabbetim, sana benden başka kimsenin bakmaması şartı ile idi. Şimdi ise sen, sana nazar etmişsin. Onun için sana muhabbetim kalmadı. Zira bu muhabbette kimseyi ortak istemem.
İşte muhabbetullah da böyledir. Hiç bir ortak kabul edilmez.
bir gün muhabbetullahın fazlalaşması ile sahraya çıktığı zaman bir kimse ile karşılaşır. O kimse Râbia'ya tama ile bakmaya başlayınca, Râbia:
Ey kişi, niçin nâmahreme öyle bakarsın?
Ey kadın senin muhabbetin canıma te'sir etti ve âşık oldum Onun için bakıyorum.
Ey kişi, benim bir kız kardeşim vardır ve arkamdan geliyor. O daha güzeldir.
O kimse de kardeşini göreyim diye arkasına dönünce, Râbia, o kimsenin yüzüne ansızın bir tokat indirerek:
Be hey yalancı herif. Sana muhabbet davası etmek ne kadar uzak. Seni görünce arif zannettim. Yanıma geldin âşık zannettim. Şimdi ise tecrübe ettim ve gördüm ki, ne âşık ve ne de arifsin. Aynı zamanda da muhabbet davasında yalancısın. Eğer muhabbet davasında sadık olsaydın, benden başkasına iltifat etmezdin, der ve muhabbete dâir iki beyit okur.
Hakikaten delilsiz muhabbet edenlerin davaları bâtıldır.
Şeyh Bâyezid-i Bestâmî Hazretleri
bir gün çarşıda gezerken, iki avuçlarını da yummuş güzel bir cariye görür. Cariyeye avuçlarını açmasını emir buyürunca, cariye «Efendimin izni olmadan açamam.» diyerek, efendisinden izin alır ve tekrar gelerek avuçlarını açar. Avuçlarından birisinde: «Bize muhabbet edeni biz müflis ederiz.» yazılı. Diğerinde ise: «Bizden yüz çevirene vesvese veririz.» yazılıdır.
Hz. Bâyezid bunları okuyunca bağırıp:
Muhabbetullah dahi böyledir. Bir kimse Cenabı Hak'ka muhabbet etse, dünyada müflis, fakat âhirette nice nimetlere nail olur, buyurmuşlardır.
Bunun için asıl muhabbetin Cenabı Hak'ka olması lâzımdır. Akıllı ve âlim olanlar fâniye muhabbet etmezler.
Şeyh Ebû Ömer Mazini Hazretleri
bir gün, bir dağa çıktıkları zaman, gördüler ki, bir genç kışın en şiddetli soğuğunde ince bir gömlekle namaz kılıyor. Bir taraftan da üzerine kar yağmaktadır. Şeyh Hazretleri gencin yanına varıp:
Ey genç, bu kar ve soğuğa nasıl tahammül ve sabrediyorsun?
Ya Şeyh, bilmez misin ki, bir kimse Cenabı Hak'ka muhabbet eylese en şiddetli sıcak ve soğuklara tahammül eder, diye cevap verir.
Bağdad şehrinde bir kimsenin
gayet güzel bir mahbubesi olup, Mezkûr kimse o kadına son derece aşıkmış. Bir gün kadın, hamama gider ve hamamdan çıktıktan sonra âşıkının yanına gelerek yüzünün peçesini indirir ve:
- Benim yüzüme bak ki, güzel suretimi hatırlarsın.
Ey kadın, hikmeti nedir ki, yüzünü gösteriyorsun. Bugün bende aşkına sabır kalmadı.
Bugün hamamdan çıktığım zaman bir aynaya baktım ve kendimi seyrettim. Gördüm ki, hiç bana benzer güzellikte bir güzel kimse yoktur. Yüzümü senden başka kimseye göstermeye razı olmadığım için doğruca sana geldim.
Ey kadın, bundan sonra ben sana bakmam.
Niçin bakmıyorsun?
Şimdiye kadar, sana olan muhabbetim, sana benden başka kimsenin bakmaması şartı ile idi. Şimdi ise sen, sana nazar etmişsin. Onun için sana muhabbetim kalmadı. Zira bu muhabbette kimseyi ortak istemem.
İşte muhabbetullah da böyledir. Hiç bir ortak kabul edilmez.