Ey Aşk,
Sen aşksın...Sen hem hayal, hem gerçeksin.Hem ırak, hem yakınsın. Bazan güneş kadar yakıcı ,bazan su gibi serinsin.Bizi yücelten büyütensin.Sen ateşsin...Sen her şeyi arıtır,temizlersin.
Sen eskisin ey aşk. Çok eskisin. Eskicilerin alıp satamadığı kadar yeni, insanlık tarihi kadar eskisin.Her yerde ,her yürekte farklı bir elbiseyle çıkıyorsun karşımıza. Ama hep aynısın. Senin adını kim koymuş bilmiyorum. Ama her yerde hazır bekliyorsun.
En güzel şarkılar senin için söylüyor ey aşk...Senin için geliyor bahar..Nisan yağmurları senin için yağıyor şemsiye şemsiye...Nevruz çiçeği senin için el verdi çiğdeme.Aşıklar senin için baharı bekliyor.Yaseminler,ıtırlar , yaban gülleri senin için desteleniyor ...
Ferhat’ın yoluna çıkan dağın adı unutuldu. Şirin’i hapseden zindanların duvarları çoktan toz oldu. Ferhat’ın Şirin’e aşkı dillerin ucunda sımsıcak konuşuyor, kalplerin taraçalarında terütaze nefes alıp veriyor. Dağ yıkıldı, duvarlar unutuldu, araya girip ayıranların isimleri anılmadı; ancak Ferhat’ın kalbinde olan, Şirin’in ruhunda gezinen aşk dağ gibi dimdik ayakta duruyor, yamaçlarını süsleyen pınarlardan nice dudak hâlâ daha ab-ı hayat içiyor...
Ağlama ey aşk, ağlama ki, kavruk gönüller seninle bulsun ahengini.
Leylâ’yı Mecnun’a uzak eyleyen çöl kaç kere kurudu, kumlarını kaç rüzgârın hoyrat eteklerinde savurdu ama Leylâ’nın gözyaşları hâlâ daha aşıkların yanağını yıkıyor, Mecnun’un deliliği her gece aşıkların aklını başına getiriyor. Çöl kaybetti ey Leylâ’m; senin adın kaldı. Aşkı hor görenlerin adı çöllerin kumları gibi kimliksiz kaldı...Ama Mecnun’un hatırı hep kaldı.
Yûsuf ile Züleyhâ’dan geriye ne kaldı ey aşk? Mısır sultanının adı hiçbir şiire sızmadı. Yusuf’u satanların esâmesi okunmuyor, Yûsuf’a canını veren Züleyhâ, bak nasıl da hayretle anılıyor. Üzülme ey aşk, üzülme, yüzünü yıkayan göz yaşların nice Yakup’un gözlerini açmaya ayarlı. Sultan kaybetti, kuyu kaybetti, zindan kaybetti, Yûsuf kazandı, Züleyhâ kâr eyledi.
Zavallı Züleyha...Senin için ne müşkiller yaşadı ey aşk. Yusuf’a sarmaşıklanan yüreğine söz geçiremedi senin yüzünden.Bir Mısırlı Züleyha varmış desinler diye yapmadı bunu.Aşk için yaptı. Arada haram vardı ey aşk.Sen ona helali götüremedin.Ona nasip olmadı Yusuf.Onun sevdası mahşere kaldı.
Çünkü sen bize ta ötelerden bir armağan olan aşksın.Sen güzelsin, sen Tanrı özüsün. Seninle yıkanmayan gönüller paslı,seninle tanışan yürekler yaslı ey aşk. Tüm cefana rağmen seni gönüllerin efendisi bildik ey aşk. Bin türlü yüzünü bin türlü sevdik.
Sen aşksın...
Anlamını bilemeyip önümüze kattığımız... Ama çok ucuzladın artık .Kurşuni binaların kasveti altında görünmez oldun .Ne Mecnun’u kaldı dünyanın ne de Leylası. Öksüz kaldın...Yetim kaldın...Saltanatın bitti.
Sen aşksın ya tüm dünya sana kurulu sanırdım.Oysa ayarlar bozulmuş. İbre yalan yanlış işliyor.Yalancıktan açılan kapılarda kalıyorsun. Görünmez bir cadı, olmadık büyüsüyle seni kolluyor.
“Aşığa Bağdat sorulmaz” derlerdi. Oysa ne dertli aşık kaldı,ne bulunacak bir Bağdat...Hangisini söylemeli ,hangisine yanmalı.O Bağdat ki aşkların en güzelini ,aşıkların en merdini kucaklardı. Şimdi sen yoksun ey aşk, dertli aşık yok...Güzelim Bağdat? Onu sorma ey aşk. Onu sorma...
Sil gözünün yaşlarını ey aşk, sil ki, onların isimleri ayrık otlarına konulacak; seninki de benimki de aşığınki de güllerin kokusunda her daim koklanacak!
Demek artık gidiyorsun. İnsanlara veda etmeden sessizce...Sana kör olmuş,sana sağır olmuş, sana lal olmuş gönüllerden , seni unutmuş zihinlerden kaçıyorsun. Haklısın. Seni haraç mezat pazarlarda ucuza sattık ey aşk. Meze yaptık seni düşkünlüklerimize. Aşk haritaları çizemedik kalbimize.Sınırlarımızı oluşturamadık.Seni kalbimizin en mutena yerine koyamadık.
Aşksızların dünyasında yalnız kaldın ey aşk...Seni kaldıracak,sana kanacak bir dünya var mı dersin? Giderken bize bir esinti bırak ta öyle git. Kanayan ruhumuza belki merhem olursun.Mecnun’un çölünden,Ferhat’ın dağından, Kerem’in külünden ne varsa al götür ey aşk. Ta ki bu hasret, biz aşksızların, aşkı unutmuşların yüreğini tutuştursun.
Biz insanları, hayatın kalbine çeken güç sendin. Dağları deldiren sen, çölleri geçiren sen,dağları ovaları aşıran yine sendin.Rabbimizin ruhumuza üfürdüğü musikiydin. Ruhumuz seninle buluyordu ahengini. Bilemedik. Anlayamadık. Bizi affet ey aşk bizi affet...
Meryem Aybike SİNAN
Sen aşksın...Sen hem hayal, hem gerçeksin.Hem ırak, hem yakınsın. Bazan güneş kadar yakıcı ,bazan su gibi serinsin.Bizi yücelten büyütensin.Sen ateşsin...Sen her şeyi arıtır,temizlersin.
Sen eskisin ey aşk. Çok eskisin. Eskicilerin alıp satamadığı kadar yeni, insanlık tarihi kadar eskisin.Her yerde ,her yürekte farklı bir elbiseyle çıkıyorsun karşımıza. Ama hep aynısın. Senin adını kim koymuş bilmiyorum. Ama her yerde hazır bekliyorsun.
En güzel şarkılar senin için söylüyor ey aşk...Senin için geliyor bahar..Nisan yağmurları senin için yağıyor şemsiye şemsiye...Nevruz çiçeği senin için el verdi çiğdeme.Aşıklar senin için baharı bekliyor.Yaseminler,ıtırlar , yaban gülleri senin için desteleniyor ...
Ferhat’ın yoluna çıkan dağın adı unutuldu. Şirin’i hapseden zindanların duvarları çoktan toz oldu. Ferhat’ın Şirin’e aşkı dillerin ucunda sımsıcak konuşuyor, kalplerin taraçalarında terütaze nefes alıp veriyor. Dağ yıkıldı, duvarlar unutuldu, araya girip ayıranların isimleri anılmadı; ancak Ferhat’ın kalbinde olan, Şirin’in ruhunda gezinen aşk dağ gibi dimdik ayakta duruyor, yamaçlarını süsleyen pınarlardan nice dudak hâlâ daha ab-ı hayat içiyor...
Ağlama ey aşk, ağlama ki, kavruk gönüller seninle bulsun ahengini.
Leylâ’yı Mecnun’a uzak eyleyen çöl kaç kere kurudu, kumlarını kaç rüzgârın hoyrat eteklerinde savurdu ama Leylâ’nın gözyaşları hâlâ daha aşıkların yanağını yıkıyor, Mecnun’un deliliği her gece aşıkların aklını başına getiriyor. Çöl kaybetti ey Leylâ’m; senin adın kaldı. Aşkı hor görenlerin adı çöllerin kumları gibi kimliksiz kaldı...Ama Mecnun’un hatırı hep kaldı.
Yûsuf ile Züleyhâ’dan geriye ne kaldı ey aşk? Mısır sultanının adı hiçbir şiire sızmadı. Yusuf’u satanların esâmesi okunmuyor, Yûsuf’a canını veren Züleyhâ, bak nasıl da hayretle anılıyor. Üzülme ey aşk, üzülme, yüzünü yıkayan göz yaşların nice Yakup’un gözlerini açmaya ayarlı. Sultan kaybetti, kuyu kaybetti, zindan kaybetti, Yûsuf kazandı, Züleyhâ kâr eyledi.
Zavallı Züleyha...Senin için ne müşkiller yaşadı ey aşk. Yusuf’a sarmaşıklanan yüreğine söz geçiremedi senin yüzünden.Bir Mısırlı Züleyha varmış desinler diye yapmadı bunu.Aşk için yaptı. Arada haram vardı ey aşk.Sen ona helali götüremedin.Ona nasip olmadı Yusuf.Onun sevdası mahşere kaldı.
Çünkü sen bize ta ötelerden bir armağan olan aşksın.Sen güzelsin, sen Tanrı özüsün. Seninle yıkanmayan gönüller paslı,seninle tanışan yürekler yaslı ey aşk. Tüm cefana rağmen seni gönüllerin efendisi bildik ey aşk. Bin türlü yüzünü bin türlü sevdik.
Sen aşksın...
Anlamını bilemeyip önümüze kattığımız... Ama çok ucuzladın artık .Kurşuni binaların kasveti altında görünmez oldun .Ne Mecnun’u kaldı dünyanın ne de Leylası. Öksüz kaldın...Yetim kaldın...Saltanatın bitti.
Sen aşksın ya tüm dünya sana kurulu sanırdım.Oysa ayarlar bozulmuş. İbre yalan yanlış işliyor.Yalancıktan açılan kapılarda kalıyorsun. Görünmez bir cadı, olmadık büyüsüyle seni kolluyor.
“Aşığa Bağdat sorulmaz” derlerdi. Oysa ne dertli aşık kaldı,ne bulunacak bir Bağdat...Hangisini söylemeli ,hangisine yanmalı.O Bağdat ki aşkların en güzelini ,aşıkların en merdini kucaklardı. Şimdi sen yoksun ey aşk, dertli aşık yok...Güzelim Bağdat? Onu sorma ey aşk. Onu sorma...
Sil gözünün yaşlarını ey aşk, sil ki, onların isimleri ayrık otlarına konulacak; seninki de benimki de aşığınki de güllerin kokusunda her daim koklanacak!
Demek artık gidiyorsun. İnsanlara veda etmeden sessizce...Sana kör olmuş,sana sağır olmuş, sana lal olmuş gönüllerden , seni unutmuş zihinlerden kaçıyorsun. Haklısın. Seni haraç mezat pazarlarda ucuza sattık ey aşk. Meze yaptık seni düşkünlüklerimize. Aşk haritaları çizemedik kalbimize.Sınırlarımızı oluşturamadık.Seni kalbimizin en mutena yerine koyamadık.
Aşksızların dünyasında yalnız kaldın ey aşk...Seni kaldıracak,sana kanacak bir dünya var mı dersin? Giderken bize bir esinti bırak ta öyle git. Kanayan ruhumuza belki merhem olursun.Mecnun’un çölünden,Ferhat’ın dağından, Kerem’in külünden ne varsa al götür ey aşk. Ta ki bu hasret, biz aşksızların, aşkı unutmuşların yüreğini tutuştursun.
Biz insanları, hayatın kalbine çeken güç sendin. Dağları deldiren sen, çölleri geçiren sen,dağları ovaları aşıran yine sendin.Rabbimizin ruhumuza üfürdüğü musikiydin. Ruhumuz seninle buluyordu ahengini. Bilemedik. Anlayamadık. Bizi affet ey aşk bizi affet...
Meryem Aybike SİNAN



