Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Hekimoglu

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
17 Ağu 2005
Mesajlar
1,861
Aldığı Beğeniler
191
Konum
Amerika
Ben çok zengin bir iş adamının tek çocu u olarak dünyaya geldim. İhtiyaç adına, hiçbir noksanlık duymayan bir aile hayatımız vardı. Ayakkabı de iştirir gibi, araba de iştiriyor, su gibi de para harcıyordum. Gençli im, çok hareketli ve çok hızlı sürmekteydi. İstedi im, her şeye sahip oldum, güzel denilen bütün yerleri gezdim, gördüm. ayrıca, turist çeken bütün ülkeleri de bir bir dolaştım.

Her şey, önüme ve aya ıma serilmişti. Öyle bir an geldi ki, kavuşaca ım hedeflerim bitti, tadılacak lezzetler tükendi. Ve artık, bütün güzellikler ve lezzetler bana yabancılaşmaya başladı.Yıllar yılı, geçti, geçecek ümidiyle bekledim, durdum. Ama, o gizli huzursuzluk gittikçe artıyor, uykulanmı, yaşamamı, sevincimi alt-üst ediyordu.Bedenen de, çok yorgun ve bitkin düştü ümü anlayınca, babam beni yerli ve yabancı ne kadar ünlü, psikiyatrist, psikolog varsa götürdü, tedâviye çalıştı. Ne yazık ki, bütün bunlar içimi küçük bir yılan gibi sokan huzursuzlu uma bir çare olmamıştı. O mutlu ve herşeye gücü yeten ailemiz, yıllardır bir matem havası yaşıyordu.

Öyle bir an geldi ki, artık dayanamaz bir hal almıştım. Adeta, gizli bir el, ruhumu, kalbimi ve kafamı avuçluyor, sıkıyor, eziyor ve beni çıldırtacak gibi bunaltıyordu. Bu arada babam da ölünce, bütün bütün yıkıldım ve bunaldım. "Tımarhanelik bir insan oldum" diye korkmaya başladım. Bu arada bir arkadaşım durumumu ö renince:

- Yurdışı seyahatlerine çıksana, dedi.
- Gezmedi im, yer kalmadı, dedim.
- Ben Suudi Arabistan'da faaliyet gösteren bir İtalyan firmasında çalışıyorum. E er istersen oraya gidelim. Belki, havası iyi gelir. Biraz de işik bir beldedir.
Düşündüm. Belki faydası olur diye kabul ettim. Orası müslüman bir devletti. Ama, müslümanlı ı, adından başka tanımıyordum. Bizim evimizde herşey bulunurdu ama, müslümanlı ın izi yoktu.

Birlikte, Cidde'ye uçtuk. Günlerce şehir şehir dolaştım. Ama, nafıle...
Aradı ım dermanı bir türlü bulamıyordum. Bu ümitsizlik içinde, Medine'de bir otel odasındaydım. Artık, her şey bana bir hoş görünüyordu. "Eyvah!" dedim, galiba yolun sonuna geldim. Kendimi ilk defa bu kadar âciz ve yardıma muhtaç hissettim. Birden aklıma Allah geldi. Ama, nasıl yalvarıp, yakaraca ımı bile bilmiyordum. Birkaç kelime mırıldandım.

O sıkıntı içinde, dalmışım. Baktım, rüyamda odamın kapısı açıldı. Sarıklı, cübbeli bir zat göründü.

- Hasta olan sen misin? diye sordu.
Şaşkınlık içinde:
- Evet, dedim.
- Ben doktorum, seni muayene edece im, dedi.
Hayret ettim. Hiç doktora benzer bir tarafı yoktu.
- Siz nasıl bir doktorsunuz? diye sordum.
- Evladım, dedi. Ben bu asrın doktoruyum. Sen derdini anlat bana, dedi.
Anlattım, beni sessizce dinledi.
- Sana bir reçete yazaca ım, dedi. E er bu ilaçları kullanırsan hiç korkma hemen düzeleceksin.
Tebessümle saçlarımı okşayarak:
- Söyledi imi yaz.
Elime kalemi alıp, söylediklerini harfiyyen yazdım:

"SÖZLER,LEM'ALAR,MEKTÛBAT,ŞUÂLAR,ASAY-I MUSA&

Ardından:
-Bu ilaçları kullanırsan, hiçbir şeyin kalmayacaktır inşaallah, dedi rüyamdan, büyük bir heyecanla uyandım. Hemen ka ıda ve kaleme sarılarak, söylenilen ilaçları aynen yazdım. Ama bunlar, benim bildi im ilaçlara benzemiyordu. Ve gecenin ortasında soka a fırladım. Sevincimden uçacak kadar ne yaptı ımı bilmiyordum. Rüyanın ciddili i, bana öyle bir kanaat vermişti ki, beni yıllardır kemiren bu dertten kurtulaca ıma inanmıştım.

İlk rastladı ım eczaneye girdim. Ka ıdı, görevliye uzattım. Adam, baktı, baktı:
- Bizde böyle bir ilaç yoktur, dedi. Bu ilaçlar, ya çok öncenin, ya da çok yeni, henüz bizim elimize geçmemiş olabilir.
Başka bir eczaneye girdim. Bir başkasına, bir başkasına daha...

Ama, bu ilaçlardan kimsede yok. Yol üstünde bir hastane vardı. Oraya başvurdum. Beyaz gömlekli genç bir doktor, reçeteyi elimden aldı ve gülümsedi:
- Bunlar ilaç de il, kitap dedi.
- Nasıl olur, diye hayret ettim.
- Ben Alman asıllıyım, dedi. Bu kitapları ben de okudum. Yazarı Türk'tür. Nasıl temin edece iniz konusunda yardımcı olabilirim. E er, psikolojik ve bunalım cinsinden bir hastalı ınız varsa, tavsiye ederim, okuyun.

Kitapları temin ettim. Odama, kapanıp, bitirinceye kadar okudum.
Ve ben yeniden do dum. Kul ve insan oldu umu anladım. Benim çekti imi çekenlere tavsiye ediyorum.

Okuyun, okuyun... 6.11.1986 Mesut Uçan
 

BasaBela

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
29 Eyl 2005
Mesajlar
3
Aldığı Beğeniler
0
gerçekten ilaç gibi bir yazı. keşke bu hassasiyeti herkeste müşahede edebilsek. işte o zaman beklenen ve özlenen bir ümmete do ru en sa lam adım atılmış olur. allah razı olsun.
 

Hira

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
9 Eyl 2005
Mesajlar
301
Aldığı Beğeniler
0
Ben onu bir kış akşamı sohbetinin çay kokulu sıca ında tanıdım. Hepsi kırmızı kapaklı kalın kitaplar üzerinde aynı isim yazıyordu "Bediüzzaman Said Nursi"

İçlerinde yine bildik ö ütler vardır diye düşünmüştüm. O sıralar muhterem pederimin onca ısrarına ra men namazda nazlanıyor, dine ve dini olan şeylere biraz mesafeli duruyordum. Derken kitaplardan birinin kapa ını araladı hocamız. Yirmi Birinci Söz'ün o ünlü sorusu ilk kez çarptı kulaklarıma :

"NAMAZ İYİDİR.FAKAT HERGÜN HERGÜN, BEŞER DEFA KILMAK ÇOKTUR.BİTMEDİĞİNDEN USANÇ VERİYOR"

Namaza dair okudu um, dinledi im onca ö ütten biri de bu sorudan sonra başlıyordu. Soru açıktı, ürkek de ildi.,netti. Mertçe sorulmuştu. İlk defa bir dini kitapta dilimin altında sakladı ım kaygı açıkça dillendiriliyordu. Evet, hergün beşer defa namaz kılmak zordur. Üstelik kimse itiraf edemese de usanç veriyor olabilir.

Said Nursi soruyu benim tarafıma geçerek sormuştu. Cevabı da "nefsimi dinlettim, işittim ki aynı sözleri söylüyor " diyerek benim tarafımda kalarak veriyordu.

O günden bu güne risale okumaya çalışıyor, namazımda da kaim olmaya gayret ediyorum. Çünkü o farklı bir yöntemle konuşmuşu benimle. Said Nursi "benim tarafımda " kalarak konuşmaya başladı benimle , "beni karşısına alarak" de il..Beni anlamaya vakit ayırmadan, kendi do rularını bana dikte ettirmeye kalkmadan.

O gün bugündür , hep benim tarafımda kaldı Said Nursi. Benim tarafımda kalarak, hakkı tanımanın sancısını, benim adıma yaşamış biri olarak , beni hakka taraf eyledi.

Satırlar boyu yalın bir birlikteli imiz oldu hiç ayrılmadık.....


Senai Demirci
 

YaMusaB

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
1,716
Aldığı Beğeniler
5
Tüylerim diken diken oldu...
 

YaMusaB

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
1,716
Aldığı Beğeniler
5
Orjinal Yazarı Hira
Soru açıktı, ürkek de ildi.,netti. Mertçe sorulmuştu. İlk defa bir dini kitapta dilimin altında sakladı ım kaygı açıkça dillendiriliyordu. Evet, hergün beşer defa namaz kılmak zordur. Üstelik kimse itiraf edemese de usanç veriyor olabilir.

Said Nursi soruyu benim tarafıma geçerek sormuştu. Cevabı da "nefsimi dinlettim, işittim ki aynı sözleri söylüyor " diyerek benim tarafımda kalarak veriyordu.

Şuraya dikkat edilirse, bu yazıda ne verilmek istendi i çok ii anlaşılacaktır inşaAllah...
 

Hira

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
9 Eyl 2005
Mesajlar
301
Aldığı Beğeniler
0
Birgün bir kitap okudum ve hayatım bir kitabı okumaya dönüştü.

Kırmızı kapakları arasından yüzüme vuran, oradan kalbime taşan sayfalar beni hem kendilerine çagırıyor hem de kendilerinden uzaklaşmaya ayartan davetler sunuyordu. Sayfalar bıyu uzanan satırlar arsında güneşler doguyor, daglar yükseliyor, yıldızlar parıldıyor, ovalar yayılıyor, kuşlar ve sinekler uçuşuyor, çiçekler açılıyor ve dereler akıyordu.

Kitap, Sözler'ine ; "Sen o ma rur seyyahsın" diyerek başladı ve devam etti.

" Şu fani dünya ise bir çöldür " hemen ardından, şu sahranın

"Ebedi Maliki " nin ve "Ezeli Hakimi" nin adıyla yoluma gitmeye davet etti beni.

" Lakin, gururun yüzündeni kendi adınla geziyorsun, kendini tek başına hadsiz düşman ve ihtiyacat içinde perişan ediyorsun " diye bir ses yankılandı karşımdaki satırlardan.

"Ne zaman bütün kainatın dilenciliginden ve her hadisenin karşısında titremekten kurtulacaksın ! "

Kendime güvendigim do ruydu. Kendimi kuvvetli ve zengin sayıyor , her ihtiyacıma kendi başıma erişebilir oldu umu sanıyordum. Aciz ve fakir olmak başkalarına daha çok yakışıyordu. Bir tanıdık ve güvenecek kendimi biliyordum, sırf kendimi görüyordum.

Zaten ikinci sözü , bunları dememe fırsat bırakmadı.

"Hodbin", "Hodgam, "Hodendiş" kelimeleri a ır bir hüküm gibi vuruldu boynuma..

Bir kendini gören, bir kendini düşünen, kendini kendinden ibaret bilen sen, gözüne musibetli bir perde takmışsın ! diye üsteledi.

Sırf kendime bakışım, tıpkı sırf kendini seyre dalan bir gözün herşeyi karanlıkta bırakması gibi, etrafımdaki her şeye bir yabancı ve düşman libası giydirmişti.

Heryerde, aciz biçareler, zorba ve müthiş adamların ellerinden ve tahribatlarından vaveyla ediyorlar gibi geliyordu.

Önümde yol kesiciler, kaşrımda düşmanlar ve bitmek bilmeyen ihtiyaclar içinde yolumdan oluyor, sarhoş olup yolcu dahi oldu umu unutmaya çalışıyordum.
 

Hira

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
9 Eyl 2005
Mesajlar
301
Aldığı Beğeniler
0
Garip bir şekilde, kitabı okudukça aslında okuma bilmedigimi anladım. Zira kitabın sadece kendimi göstermesi, kendimi kendimden ibaret bildigimi hatırlatması , beni ilkokul sıralarına götürdü.

Okuma bilmedi im zamanlar, beyaz sayfalar üzerinde sadece kara renkli mürekkep ya da boya lekeleri görüyordm. O kara lekelerin benim için bir "harfe" dönüşmesi , onların sırf kendilerini degil, kendilerinden başkasını gösterdiklerini anlamamla başladı.

Sonra harfleri birbirine vurdurmayı ögrenmiş ve böylece harflerin gösterdiklerini görmeye başlamıştım. Sözgelimi şimdi karşıma "agaç" kelimesi getirildiginde, ne "a" harfini , ne "yumuşak ge" yi telaffuz ediyorum; harfleri görür görmez hiç üzerinde durmadan derhal "agaç" a atlıyorum. Hatta "agaç" kelimesini de görmüyor , dogrudan hayalimdeki bir agaca tırmanıyorum.

Demek, okumak gözümün gördügüne razı olmamaktı.

Okumak, gördü ümün gösterdigine bakabilmekti.

Okumak, gözümün göremedigini görebilmekti .


Öyleyse, her şeyden önce de kendimi başkasının manasını gösteren bir harf diye bilmem gerekiyordu .

Kırmızı kapaklı kitabın ikinci sözünün "hodbin" kelimesi aslında okuma bilmedigimi söylüyordu bana. Bunu şimdi daha iyi anlıyorum. Çünkü "hodbin" olan, "hudabin" olamazdı.

Yani; kendini kendinden ibaret bildigin için, başka herşeyi kendine kıyas ettin diye düşünmeye başladım.

Böylece başta kendini ve dolayı ile her şeyi, sırf kendisini gösteren birer anlamsız mürekkep lekesi zannettin. Kendi mahiyetinin harfiye oldugunu bilemedin, başka herşeyin başkasının manasını gösteren işaretler, ayetler oldu unu göremedin.

Okuma bilmeyen birinin sayfalara boş gözlerle bakması gibi , kainat kitabının satırlarına ecnebi kaldın, okuyamadın Okudugum kitabın bana okuma bilmedigimi ögretmesi böylece olup bitti.

Sayfalara hem çok yakın, hem çok uzak olmanın tatlı çelişkisine , şimdi hem okuyor olmak, hem okumuyor olmadı ımı okumanın çelişkisi de eklenince , gözlerim beni yine yeni sayflara götürdü. Satırlar dışındaki şeylere de bir harf gibi bakmamı ögütlüyordu kitap;

öyle ki sonunda kendi sayfalarımı kapatsam da , hiç kapatamayaca ım bir büyük kitabın ortasına bırakıverdi beni ...
 
Üst Alt