- Üyelik Tarihi
- 11 Nis 2007
- Mesajlar
- 24,205
- Aldığı Beğeniler
- 22,175
- Takım
- Fenerbahçe
Ayaz vuruyor gözlerime.
Bir peri masalından uyandırılmış mahmur ve asil
gözlerime
Ayaz vuruyor yüreğime.
Sıcak düşlerle büyütüp sonra gecenin koynuna
bıraktığım yüreğime
Ayaz, orta yerinde gecemin
Dilimin âr edip lâl olduğu anda,
dualarla andım adını.
Kınından çıkarılmış bir kılıç gibi bedenim.
Aşkımı kanatarak gelip dayandım,
bir ayaz vakti yürek kapına.
Sen de kelâm yollarından duysan beni,
sonra yürek zindanımı yıldızlarınla kuşatsan
Ayazın orta yerinde,
bir atımlık nefesteyim.
Yöneldim kapına; utangaç,
mahcup ve âşıkların cevelan ettiği gözlerine
Kırık Mızrap var avuçlarımda;
gönlümün en içli bestesini kazdım
Ay Yüzlüm sayfalarına.
Ama ne sen varsın,
ne de Ay Yüzlüm.
Bir ayrılığın zemherisinde,
kalbimin buhurundan çok uzak bir mevsimdeyim.
Ağıt değil bu.
Söylendim yüreğim yettiğince,
dilim döndüğünce
Hasretine ayaz vurdu en derinden
Destanını okudum dünyanın dört bir yanında.
Ebem kuşağında, yedi renginde,
yetmiş bin diyarda
Ananın ak sütü gibi katıksız akıttığın
gözyaşlarında gördüm,
ışıltısını destanının.
Kalbimin kıyısına vuruyor gözyaşların.
İse pasa bulandı gönül kâbem şimdi.
Saldım şehrin kucağına kendimi,
mesken tuttum kaldırımları
Sevgililer Sevgilisine en yakın,
ateş içinde yüreğin
Sıladasın
Dönüşe kapıları kapattın;
mesafeler kahredici,
kalem sürgüne düştü,
nâmeler hep boynu bükük
Dön artık!
Ya bir ayaz gecesinde gittiğin gibi,
ya da dillenen sevda sözlerinle sız yüreğime.
Buzlandı yüreğim,
gözyaşlarımın sesi kısıldı.
Bir başkayım,
gecenin hitama ermeyen ayazında
Vuslat rüzgârları beklerken,
her seferinde ağıt yaktı güllerim.
Oysa nice güller var Sevgili,
yağmurunda ıslanmayı bekleyen
Fırtınalar kopuyor, feryâdfigan her yerde.
Soğuk rüzgârlar kırıyor belimi.
Hele bir de öksüz, yetim,
boynu bükük kalışlarım yok mu?
Dönüp ıslatamıyorum titrek kalpleri.
Ah, bir de memleketin soğuk nefesini
Bilirsin bu halleri,
gariplerin aşkını ve yapayalnız mahzun gönülleri
Ümitvarım Efendim,
ayazında gecemin
Dönüşünü muştulayacak sabahların sıcağında
Kabul edilecek aziz dualarla
Biliyorum, döneceksin şu gariplerin yurduna.
Yağmurunda ıslanmaya az kaldı
ve belki de vefasızlığımı bağışladığında.
İşte o zaman salarım kendimi,
ayaz vurmuş toprağın bağrına
Bu sana seslenişim Efendim!
Bu sadece benim değil,
belki de hepimizin seslenişi
Okyanusları aşan Târık gibi,
ya da hasret deyip yüreği dağlanan
Üveys gibi olmak istedim.
Lâkin ne okyanusta bir katre olabildim
ne de yüreğim dağlandı.
Adını başlarına taç yapan
muhabbet erlerinin gözyaşlarıyla yetindim.
Yolunu kaybetmiş bir yaprağın,
rüzgârla dansı gibi Mevlânanın eteğine sarıldım.
Sarıldım da içimi yakan çöl ateşine
bir yudum su bulamadım.
Şemsi imdada çağırırken,
Gül ağladı halime, gülden utandım.
Ümit çağımın en güzide yıllarında,
duygu ve düşüncelerimin en çalkantılı döneminde
bana beklemeyi öğrettin
Kirlenen düşlerimize,
Yokluğunda hârlanan bu yürek ateşine,
Çöle dönen ömrümüze Hepimize
Bir yağmur taneciği ile gel Efendim!
Ya bir ayaz gecesi gittiğin gibi,
Ya da ait olduğun yere:
kaleminle sız yüreğimize
Kahraman Tazeoğlu...
Bir peri masalından uyandırılmış mahmur ve asil
gözlerime
Ayaz vuruyor yüreğime.
Sıcak düşlerle büyütüp sonra gecenin koynuna
bıraktığım yüreğime
Ayaz, orta yerinde gecemin
Dilimin âr edip lâl olduğu anda,
dualarla andım adını.
Kınından çıkarılmış bir kılıç gibi bedenim.
Aşkımı kanatarak gelip dayandım,
bir ayaz vakti yürek kapına.
Sen de kelâm yollarından duysan beni,
sonra yürek zindanımı yıldızlarınla kuşatsan
Ayazın orta yerinde,
bir atımlık nefesteyim.
Yöneldim kapına; utangaç,
mahcup ve âşıkların cevelan ettiği gözlerine
Kırık Mızrap var avuçlarımda;
gönlümün en içli bestesini kazdım
Ay Yüzlüm sayfalarına.
Ama ne sen varsın,
ne de Ay Yüzlüm.
Bir ayrılığın zemherisinde,
kalbimin buhurundan çok uzak bir mevsimdeyim.
Ağıt değil bu.
Söylendim yüreğim yettiğince,
dilim döndüğünce
Hasretine ayaz vurdu en derinden
Destanını okudum dünyanın dört bir yanında.
Ebem kuşağında, yedi renginde,
yetmiş bin diyarda
Ananın ak sütü gibi katıksız akıttığın
gözyaşlarında gördüm,
ışıltısını destanının.
Kalbimin kıyısına vuruyor gözyaşların.
İse pasa bulandı gönül kâbem şimdi.
Saldım şehrin kucağına kendimi,
mesken tuttum kaldırımları
Sevgililer Sevgilisine en yakın,
ateş içinde yüreğin
Sıladasın
Dönüşe kapıları kapattın;
mesafeler kahredici,
kalem sürgüne düştü,
nâmeler hep boynu bükük
Dön artık!
Ya bir ayaz gecesinde gittiğin gibi,
ya da dillenen sevda sözlerinle sız yüreğime.
Buzlandı yüreğim,
gözyaşlarımın sesi kısıldı.
Bir başkayım,
gecenin hitama ermeyen ayazında
Vuslat rüzgârları beklerken,
her seferinde ağıt yaktı güllerim.
Oysa nice güller var Sevgili,
yağmurunda ıslanmayı bekleyen
Fırtınalar kopuyor, feryâdfigan her yerde.
Soğuk rüzgârlar kırıyor belimi.
Hele bir de öksüz, yetim,
boynu bükük kalışlarım yok mu?
Dönüp ıslatamıyorum titrek kalpleri.
Ah, bir de memleketin soğuk nefesini
Bilirsin bu halleri,
gariplerin aşkını ve yapayalnız mahzun gönülleri
Ümitvarım Efendim,
ayazında gecemin
Dönüşünü muştulayacak sabahların sıcağında
Kabul edilecek aziz dualarla
Biliyorum, döneceksin şu gariplerin yurduna.
Yağmurunda ıslanmaya az kaldı
ve belki de vefasızlığımı bağışladığında.
İşte o zaman salarım kendimi,
ayaz vurmuş toprağın bağrına
Bu sana seslenişim Efendim!
Bu sadece benim değil,
belki de hepimizin seslenişi
Okyanusları aşan Târık gibi,
ya da hasret deyip yüreği dağlanan
Üveys gibi olmak istedim.
Lâkin ne okyanusta bir katre olabildim
ne de yüreğim dağlandı.
Adını başlarına taç yapan
muhabbet erlerinin gözyaşlarıyla yetindim.
Yolunu kaybetmiş bir yaprağın,
rüzgârla dansı gibi Mevlânanın eteğine sarıldım.
Sarıldım da içimi yakan çöl ateşine
bir yudum su bulamadım.
Şemsi imdada çağırırken,
Gül ağladı halime, gülden utandım.
Ümit çağımın en güzide yıllarında,
duygu ve düşüncelerimin en çalkantılı döneminde
bana beklemeyi öğrettin
Kirlenen düşlerimize,
Yokluğunda hârlanan bu yürek ateşine,
Çöle dönen ömrümüze Hepimize
Bir yağmur taneciği ile gel Efendim!
Ya bir ayaz gecesi gittiğin gibi,
Ya da ait olduğun yere:
kaleminle sız yüreğimize
Kahraman Tazeoğlu...