Allah-u Teâlâ’nın bu toplumdan razı olması için herkes üzerine düşeni yapmak zorundadır. Önce, kalplerimizden Allah ve Resulü ve İslam’a hizmetin dışındaki her şeyi atmamız gerekiyor. Daha sonra, yaşadığımız bu cemiyet gemisinin, her işlenen bir günahla delindiğini ve bir gün toplu halde batacağımızı unutmamamız lazım.
Nu’man İbni Beşir (r.a)’dan şöyle riayet edilmiştir. Nebi (sav) şöyle buyuruyorlar: “Allah-u Teala’nın çizmiş olduğu hududa riayet edenler ve etmeyenler, aynen bir gemideki kavme benzerler. Gemideki yerlerini kura ile paylaşmışlardır. Bir kısmı güverteye, bir kısmı da alt kata yerleşmiştir. Alt katta bulunanlar, su almak istedikleri zaman, güvertede bulunanları rahatsız ediyorlardı. Kendilerince şöyle düşündüler: ‘Hissemize düşün yerden, bir delik açsak da üstümüzdekileri rahatsız etmesek nasıl olur acaba?’ Şimdi, güvertede bulunanlar, bunları arzularıyla başbaşa bırakacak olursa, hepsi helak olur giderler. Şayet onların ellerini tutarlarsa hem kendileri hem de onlar, birlikte kurtulurlar.” (Buhari; Tirmizi)
Şimdi soruyorum, yaşadığınız cemiyette, birileri Allah’ın hududunu aşarak aleni günah işliyorsa, cemiyetin diğer fertlerini kötülüklere temayüle teşvik ediyorsa, siz kendi ferdi ibadetlerinizle, Allah’ın rızasına kavuşabileceğinizi mi sanıyorsunuz? Gerçekten böyle mi sanıyorsunuz! Birileri, cemiyetin ahlak temellerini sarsarken ve cemiyet gemisinde delikler açarken, sizin hiç mi sorumluluğunuz yok sanıyorsunuz.
Siz, hayatınızdaki israfı terk etmeden, kalplerinizi Allah’ın razı olacağı şekilde sadece ona tahsis etmeden, cemiyet hayatınızda sadece iman eden ve amel-i salih işleyen kardeşlerinizle ihtilat halinde olmadan, geri kalan tüm cahili ilişkilerden tecerrüd etmeden, asla rıza-i ilahiye kavuşamazsınız. Yürüdüğünüz her köşe başı esnafınızda içki satılırken ve yaşadığınız şehirlerde şehit kanları ve sahabe kabirleri arasında barlar ve pavyonlarda, insanlar Allah’a isyan ediyorken, sizin ferdi anlamda yaptığınız hasenatınızla, asla Allah’ın rızasına muvafık bir hayatınız olamaz.
Nu’man İbni Beşir (r.a)’dan şöyle riayet edilmiştir. Nebi (sav) şöyle buyuruyorlar: “Allah-u Teala’nın çizmiş olduğu hududa riayet edenler ve etmeyenler, aynen bir gemideki kavme benzerler. Gemideki yerlerini kura ile paylaşmışlardır. Bir kısmı güverteye, bir kısmı da alt kata yerleşmiştir. Alt katta bulunanlar, su almak istedikleri zaman, güvertede bulunanları rahatsız ediyorlardı. Kendilerince şöyle düşündüler: ‘Hissemize düşün yerden, bir delik açsak da üstümüzdekileri rahatsız etmesek nasıl olur acaba?’ Şimdi, güvertede bulunanlar, bunları arzularıyla başbaşa bırakacak olursa, hepsi helak olur giderler. Şayet onların ellerini tutarlarsa hem kendileri hem de onlar, birlikte kurtulurlar.” (Buhari; Tirmizi)
Şimdi soruyorum, yaşadığınız cemiyette, birileri Allah’ın hududunu aşarak aleni günah işliyorsa, cemiyetin diğer fertlerini kötülüklere temayüle teşvik ediyorsa, siz kendi ferdi ibadetlerinizle, Allah’ın rızasına kavuşabileceğinizi mi sanıyorsunuz? Gerçekten böyle mi sanıyorsunuz! Birileri, cemiyetin ahlak temellerini sarsarken ve cemiyet gemisinde delikler açarken, sizin hiç mi sorumluluğunuz yok sanıyorsunuz.
Siz, hayatınızdaki israfı terk etmeden, kalplerinizi Allah’ın razı olacağı şekilde sadece ona tahsis etmeden, cemiyet hayatınızda sadece iman eden ve amel-i salih işleyen kardeşlerinizle ihtilat halinde olmadan, geri kalan tüm cahili ilişkilerden tecerrüd etmeden, asla rıza-i ilahiye kavuşamazsınız. Yürüdüğünüz her köşe başı esnafınızda içki satılırken ve yaşadığınız şehirlerde şehit kanları ve sahabe kabirleri arasında barlar ve pavyonlarda, insanlar Allah’a isyan ediyorken, sizin ferdi anlamda yaptığınız hasenatınızla, asla Allah’ın rızasına muvafık bir hayatınız olamaz.
Son düzenleme:
abi :gul: