Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

MeLeK

Benim aşkım askı Verene!
 
Üyelik Tarihi
29 Kas 2005
Mesajlar
5,547
Aldığı Beğeniler
49
Konum
DuA taşan YüreK
Bomboş sokaklarda dolaştım, yapayalnız... Dilimde adın, içimde aşkın, unutmadım Seni ya Resulallah

Baharın müjdecisi çiçekler, ağaçları süslediler. Gecenin karanlığında bile gülümsüyorlar. Baharın gecesi yok, gündüzü de. Bu bahar, çiçek açan her ağacın altında durup Sana salatu selam göndermek istedim ya Resulallah. Unutmadım Seni; Sen unutulmayacak kadar o güzel adınla ve bin bir hatıranla, kalbimde yaşıyorsun ya Resulallah.

Gecenin sakinliğinde uzaklardan gelen kurbağaların zikir sesleri, ne kadar ahenk ve uyum içinde. Kulağı rahatsız eden hiçbir şey yok. Yorucu, dondurucu ağır geçen bir kıştan sonra, bahar aniden çıkageldi. Hiç kalkmayacağını zannettiğimiz bembeyaz karların ardından bembeyaz çiçeklerle süslendi her yer. Baharın bayramı var. Ağaçlar gelinliklerini giymiş, düğündeler sanki. Ağaçlarda hatıran var ya Resulallah...

Bir gün yanına gelen bir bedeviye, peygamberliğinin Allah katından tasdiki için bir mucize göstermiştin. Vadi kenarındaki bir ağaçtı o mucizen. "Gel" diye işaret etmiştin o ağaca. Köklerini sürüye sürüye yanına gelmişti... Herkesin huzurunda konuştun o ağaçla; "Benim Allah'ın hak ve son Peygamberi olduğumu tasdik eder misin?" demiştin. O ağaç şehadet etmişti. Senin hak ve son Resul olduğunu tasdik ederek. Bu mucizeyi görmek de yetmemişti o bedeviye, ardından "Şimdi söyle de yerine gitsin" demişti Sana. Ne kadar da sabırlıydın. Ağaca işaret etmiştin, o da dönüp tekrar yerine gitmişti. Köklerini çıktığı toprağa gömmüş, emrini dinlemişti. O bedevi, bu mucizen üzerine iman etmişti. Şimdi bu baharda, nerede bir ağaç görsem, Senden bir mucizedir bilirim, o günlerden kalan bir iz bir hatıradır bilirim. Ağaçlarla beraber söylerim duamı, dileğimi. Sen Allah'ın son Peygamberisin, salatu selam olsun Sana ya Resulallah.



Baştan başa çiçeklerle donanmış o ağacın vaziyeti ise, Senin yeryüzü halkına, Allah katından Cennet baharlarının müjdesini taşıyan davetinin bir işaretidir. Hiç yanılmadım böyle bilmekte. Çünkü Allah Kur'an'ında Senin üzerine yemin ediyor:

"Yâsin. Velkur'ânilhakîm. İnneke leminelmurselîn."

Yani, "Hikmetli Kur'an'a yemin olsun ki, Sen hak Peygambersin, son Resulsün" diyor. Kur'an'ın kalbi olan Yâsin Sûresi bile kâinatın kalbi olan Senin elçiliğini tasdikle başlıyor.

Bugün, sokağımızda ilk çiçek açan bir erik ağacının altında birkaç gönül dostumuzla Sana salatu selam gönderdik. Mektubumuz yok, postacımız da yok Sana getirecek. Ama duamızı ve salâvatımızı Sana ulaştıracak rahmet melekleri var Rabbimizin. Buna inanıyoruz, buna güveniyoruz çok şükür. Salâvatlarımız, selamlarımız Sana ulaşacağı için sevinçliyiz. Yaşadığımız bu hayatın her anını varlığınla güzelleştiren Allah'a hamdolsun ki, Sen her şeyin gayesini, yaratılış sebebini öğreten biricik Peygambersin, öğretmensin bize. Bu dünyada şu güzelliklerin mânâsı ve mahiyeti bilinmese ya da bildirilmeseydi ne kadar da cahil kalacaktık.

Bir kâğıt parçasından ibaret olan diplomalarımız ne işe yarayacaktı ki Seni bilmedikten sonra, bunca bilgilerin yolu Sana varmadıktan, Sana çıkmadıktan sonra. Avrupa'nın zekâ tarlaları Goetheler, La Martinler, Puşkinler, Rilkeler, Tolstoylar, Bernard Shawlar ve daha niceleri Seni tanısın, bilsin, hakkaniyetini ifade etsinler de biz bülbül olup şakımayalım, susalım mı? Konuşmayalım mı ya Resulallah? Bir ışıkçık bile onların yolunu aydınlatmaya yetmiş iken biz canlı güneşimiz Senin karanlıkları yutan aydınlığından nasipsiz mi kalaydık? Nasipsiz kalmak yakışır mıydı? Şükür ki yetiştin imdadımıza.



Dua odur ki Allah'a ulaşa, yol odur ki Hakk'a vara, selam ve salâvat odur ki Sana ulaşa. Çatı katımdaki küçücük odamda, gecenin karanlığında çiçek açtın. Dilimdesin, kalbimdesin ya Resulallah. Sen benim için hep yenisin. Gördüğüm her güzellikte payın var, yaratılan her şeyde izin.

Bunu Sen öğrettin. Şükür ki sen öğrettin. Bilgimizi adınla süsledin. Ustaca gizlediler adını kitaplarda daha bilmem nerelerde. Ama öğrendik. Kimse öğretmese de, adını söylemese de kâinat Seni söylüyor. Her şey Seni anlatıyor. Görmemek, duymamak ne mümkün. Senin getirdiğin tüm hakikatlere iman etmek, ne kadar güzel. Bunların bir an bile aksini düşünmek korkunç. Ruhumu bu sonsuz uçurumlara düşmekten kurtar ya Resulallah.

Şefaatinin mahşer gününde, ümmetinden büyük günahları işleyenlerin üzerine olacağını söylemiştin. Ne büyük bir müjdeydi bu. Ben gibi dertliler adına, sevinçliyim. Hatalarım günahlarım çoksa da, senin o engin şefkatinden ve şefaatinden ümitliyim.

Ümid oldun karanlık geceme de yarınlarıma da. Ey rahmet Peygamberim. Senin şefaatini dileniyorum. Ve Rabbime yalvarıyorum:

Dilimiz sürçse de, ayağımız takılıp düşsek de affına sığınıyoruz Ya Rabbi. Pişman olup da bir gün günahlarından dönen kullarını kapısından çevirmeyecek bir Sen varsın Allah'ım. Bu karanlık gecede küçücük bir pencerede yıldızları da seyrettim... Gökyüzü pırıl pırıldı. Yıldızlar sayılamayacak kadar çoktu. Yıldızların ki şahit olan göklerinin şehadet kelimeleriydi. Gökyüzünün çiçekleriydi... Gündüz ağaçların çiçekleriyle, gece de gökyüzünün çiçekleri olan yıldızlarla Sana salatu selam olsun ya Resulallah.

Allah'ım, bu benim belki ilkbaharım, belki de son baharım. Ne olur bu son fırsatı alma elimden. Tövbelerimi kabul et dilimden. Ne gelir ki başka elimden. Şu pişmanlık tövbelerimden başka... Buluğ çağımdan bu güne kadar işlemiş olduğum tüm günahlar, hatalar, kusurlar için, günah defterimde kayıtlı ameller ve işler için Senden af diliyorum. Tövbemin ahı ile yak onları ya Rabbi. İstiğfar ediyorum. Tövbemin kabulünü dileniyorum. Sevgili Habibin hürmetine, Kur'an'da ismi geçen peygamberlerin hürmetine, Kur'an için can verenler hürmetine, Kerbela'da şehit düşen Hz Hüseyin hürmetine affet. Sevdiğin kulların için affet. Rahmetine garket. İstemeseler de nurunu tamamlayacaksın. Ruhumu da nurunla münevver et. Hz Peygamberimin dünyayı şereflendirdiği 20 Nisan için, o kutlu gecenin sabahı için affet. Karalıkların üzerine doğan o canlı güneş için affet. Hiç batmayan, sönmeyen o ebedi canlı güneşimiz için affet.

Ey sevgili Rabbim, sevdir bize sevdiklerini, yerdir bize yerdiklerini. Kalbimi ebediyen aşkınla doldur. Şüphesiz bir ben değilim bu yolun yolcusu. Sana ulaşmak için çabalayan nice diller, nice dualar var. Odalarında sarı ışıkların yandığı evler var. O odalardan yükselen dualar var. Onları da kabul et bu duamın arasında. O kutlu ve mutlu günün adına affet, lütfen dualarımızı kabul et.

Ağaçlardaki çiçekler, güllerin de habercisi. Sultanlar arkadan gelirmiş. Güller ki, baharın sultanıdır. "Baharın salâvatıdır güller." Şimdi gül mevsimi. Gül ki, kokusunu Senden almış Ya Resulallah. Sahabelerin öyle söylüyorlar: "Biz Medine sokaklarından, Hz Peygamberin geçtiğini kokusundan anlardık. Geçtiği her sokak gül kokardı, onun geçtiği yerleri ardından koklardık."

Bir gül mevsiminde doğmuştun. Bahar Seni müjdeliyordu. Bahar ki bir zarftı. Zarfın içindeki mektubu güllerdi. Açıldıkça o mektup yaprak yaprak, kokun saçıldı âleme. Dünyamız, o güzel kokunla süslendi, uyandı, açıldı ya Resulallah. Onun içindir ki, Bediüzzaman kırlara doğru çıkarken bir bahar mevsiminde, bir bahçeden yola uzanan güle yaklaşıp bir buse kondurmuştu. Şimdi ben de öyle yapıyorum. Güllere bir buse konduruyorum. Açılan her bir gül adedince salâvatlar gönderiyorum yaprak yaprak. Her bir ağacın çiçekleriyle gönderdiğim salâvatlar gibi kabul et bunu da.


Annemin bahçesindeki yediveren güllerini de unutmadım. Bir gün elimde bir gülle çıkıvermiştim evden. Komşum rahmetli Süleyman amcaya rastlamıştım. Gülü uzatıp "Koklar mısınız?" demiştim. Saçları gibi kalbi de ak pak olan bu mübarek insan uzun uzun elimdeki güle bakmıştı. Gözlerinde iki damla yaş birikmiş, ağzında bir şeyler mırıldanmıştı. Bundan sonra koklamıştı gülü. "Neler mırıldandınız öyle Süleyman amca?" dediğimde, "Evlâdım, gül Hz Peygamberin remzidir. Onu koklamadan önce salâvat getirmek gerektir. Eskiler böyle yapardı." demişti. O sabah Sana ait bir gerçeği öğrenmek içimi ferahlatmıştı. Senin sevgin insanları ne kadar nazik, ne kadar hassas yapmıştı ya Resulallah. Gül gibi bir ümmetin var. Kokuna bile sevdalı...


Allah'ım yüz yirmi dört bin peygamber göndermişsin, öyle buyuruyor Peygamberimiz. Bunlardan herhangi birinin de ümmeti olabilirdim. Ama beni peygamberlik halkasının en son temsilcisine getirip ümmet eyledin. Sevgiline yoldaş eyledin. Sana şükrümü nasıl ödeyebilirim ki...

Ey ana rahminde bile beni unutmayan Rahim olan Allah'ım. Biliyorsun, Seni layıkıyla sevemiyorum. Sonra da kederler içinde kıvranıyorum. Ne olur Sen sev beni, ne olur...

Seviyorum desem de unutuyorum, gafletlere dalabiliyorum. Ne olur bana yalnızlığımı hissettirme Allah'ım. Yeter şu dünyada çektiğim sahteliklerin her türlüsünden. Sen ki tek gerçeksin ve haksın. Kullarını aldatmayansın. Sözünde duransın. Bana nefsimden de yakınsın. Hiç bir liyakatim olmadığı halde beni kendine bu kadar yakîn ettiğin için Sana sonsuz hamdüsenalar olsun, Habibine ümmet ettiğin için de sonsuz şükürler olsun.


Selim GÜNDÜZALP
 

MeLeK

Benim aşkım askı Verene!
 
Üyelik Tarihi
29 Kas 2005
Mesajlar
5,547
Aldığı Beğeniler
49
Konum
DuA taşan YüreK

Beni seven cennette benimle beraber olur




Mihrabım!

Mihrabıma uğra saba yeli,huzuruna varıp edeple, selamımı ilet, heceler yarım yamalak,

heyecanlar salkım saçak....


Ant olsun kuşluk vaktinde... onun saçlarını kıskanmaktan gecenin bağrı yanık;gece yarısı

hasretle uyanıktır.


Güneşe ant olsun ... ondan daha kutlu bir faniyi hiç izlemedi ve ondan daha kıymetli bir

hazineyi hiç gizleyemedi.


Ahmet !... gönüller gıdası ruhlar şifası...Gözlerin feri ,şerefin zaferi...

Dudağının değdiği bir güle bin can feda Ahmet, eline değişmiş bir ele cihanca cihan feda !






Işığım!

Göz kırpasıya Burakınla vardığın yere bin yılda varamazken berk uran melekler ,nasıl aşkına

dönmesin zeminler ve zamanlar ,nasıl tutulmasın burçlar ve felekler.Sen var iken kıblem,gök

ile yerin hangi varlığa adansın ya emekler,ya hangi renk iltica etsin dallarına çiçekler ?

Cemalini gören aşık iken nurum,gamzene rüyada olsun ermesin mi tennure kelebekler ?




Günaydınım !

Tohum versende bize mahsul olabilseydik,kanat olsan da bize katına varabilseydik.

Şarkıların ürperdiği şebnem avuçlarında Medine rüzgarlarının ışıltılı kumlarınca

Yanabilseydik,sana kanabilseydik.

Bir kez olsun aşkınla döktüğümüz gözyaşlarından abdest alabilse ve denizine bir kez olsun

dalabilseydik, ya denizinde kalabilseydik.

Himalayalar kadar kara yüzümüzü kara yerlere sarabilseydik; bağrından raziye ve marziye

ilhamlar alabilseydik.




Sevgilim!

Kutlu gelişine yüz bin selam olsun, sen aydınlık içinde aydınlık,sen açıklık içinde açıklıktın.

Seninle sevgiler sevgili olur , seninle muhalimiz hâle dururdu.

Mühürleri kaldırmada son idin sen,can kilitlerini açmada sonuncu,gülümsesen.

Seni görenlerin güneş düşerdi gözünden , seni sevenlerin ışık yayılırdı yüzünden.

Birer efsaneydi iki yanağın;hayal ile hatıra eleğim sağmalarıyla karanın ve ağın.





Sultanım !

Adına altınlar bastıran sultanlar şehirler alırdı, şimdi şehirleri düşüyor adınsız sultanların,adını

gizli anıyor aşık-ı nalanların.

Kulluk prangaları çözülünce ayağımızdan,azat oldu zülfünün zenciri solumuzdan ve

sağımızdan...

Ashabının kara kerpiçte gözsüz gördüğünü , biz cilalı aynalarda yitirdik de yaptık düğünü.

Tedavisinde hayat bulmuş hekime düşman hasta gibiyiz, mürebbisine kin güden çocuklara

yasta gibiyiz.

İnsanlık güneşe nispet zulmete döndü , balıklar suya öfkelendi,kuzgun ete döndü,bahtımız

hasrete döndü...




Hasretim !

Gümüş tenli Yusufu arayanlar gül teninde Yusuflar Ülkesine girdiler;cennet peşinde koşanlar

gül cemalinde cennetlere erdiler...

Körün elinden tutana Haktan yüzlerce ecir vardır! buyurmuştun.

Kıyam et,tut körlerin elinden ve İsrafilleyin kıyametten evvel bir kıyamet kopar.

Yıllar yılı kendi yatağını öpen nehirlerce ak ezeli özlemlerimizin yokuşlarına ve öğüt,

yine öğüt , yine öğüt aşk tanelerimizi değirmenlerinin nakışlarına...




Övüncüm!

Ruhlarımızdan kuşluklar geçti, gün geçti...

Akşam oldu,düğün geçti... ve gece olmadan ,Yesribin güneşi,kerem kıl, tüllenen

hayallerimize bir huzme bıraksın himmetin ve artık getirdiğin kutsal emanetin

kaybolacağından korkmasın ümmetin!


Kalbimizi kaydırmadan ,bize onu haşre dek baki kılma ruhsatı ver ve yalın unutuşların

poyrazında bırakıp bizi bir başımıza, belleklerimizin tereddüt dolu zembereklerinde

kıvrandırma yeter.

Gel son kez ilk baharımızol!

Bu mevsim güller incitilmesin,gamküsarımız ol!





Ömrüm!

Tâhâ ve Yâsin aşkına...

Öncesinde senin aşkın yoksa neye yarar ölüm ! ...



İskender Pala
 

esencemrem

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
19 Eki 2005
Mesajlar
1,050
Aldığı Beğeniler
3
Seviyorum desem de unutuyorum, gafletlere dalabiliyorum. Ne olur bana yalnızlığımı hissettirme ALLAH'ım. Yeter şu dünyada çektiğim sahteliklerin her türlüsünden. Sen ki tek gerçeksin ve haksın. Kullarını aldatmayansın. Sözünde duransın. Bana nefsimden de yakınsın. Hiç bir liyakatim olmadığı halde beni kendine bu kadar yakîn ettiğin için Sana sonsuz hamdüsenalar olsun, Habibine ümmet ettiğin için de sonsuz şükürler olsun.

Melek teşekkürler...bu bölüm herşeye yeter....
 

MeLeK

Benim aşkım askı Verene!
 
Üyelik Tarihi
29 Kas 2005
Mesajlar
5,547
Aldığı Beğeniler
49
Konum
DuA taşan YüreK
Kainat Gülü Hz.Muhammed (s.a.v) hemen herkese karsi gülümseyen bir çehre
>ile sefkat ve sevgi gösterirdi. Onaylamadigi olaylar karsisinda hafifçe
>yüzü kizarir, alninin ortasindaki damarlar çikar, ancak kimseye karsi
>kirici bir kizginlik sergilemezdi.
>
>Çok gülmenin,kahkahalarla kendinden geçmenin kalbi öldürdügünü isaret eden
>Allah Rasülü, müminin mümine tebessüm göstermesini sadaka saymisti. Genelde

>tebessüm eden, nadiren disleri görünecek derecede gülen Efendimiz, bazi
>olaylar karsisinda gülmüs, hatta yalansiz hakiki esprilerle insanlari
>güldürmüstür. Simdi, Gülü gülümseten birkaç sahne izleyelim:
>
>Inanmazsan Omzum Sahit: Mekke fethedilmis, Islam'in zafer kazanan ordusu
>teblig yapmak üzere yakin kabilelere dogru yürüyor. Rasülullah'a süt
>anneligi yapan Halime'nin kabilesi Sâd Ogullari da bu kabilelerden. Sâd
>Ogullarindan küçük çapli direnis gösterenler olsa da Islam'i kabul
>ediyorlar.
>
>Rasülullah bizzat el tutmak seklinde siraya giren erkeklerle biatlesirken;
>Onu görmekte israr eden bir hanima Islam askerleri engel oluyor. Hanim:
>"Ben onun kardesiyim, mutlaka Onunla konusacagim, birakin beni!" diye
>feryat ederken uzaktan olayi izleyen Allah Rasülü:"Birakin gelsin"
>buyurunca hanim huzura geliyor.Aralarinda su konusma geçiyor:
>
>-Ey Muhammed, ben senin kardesinim. Küçük yasta bizim kabilemizde annem
>Halime sana süt verdi. Biz süt kardesiz ya Muhammed! Süt kardesin Seyma'yi
>hatirlamadin mi?
>
>Aradan 50 yili askin bir süre geçmis. Henüz 3-5 yaslarinda süt kardesleri
>ile birlikte olmus, bir daha onlari hiç görmemis Rasül. Konusan kisinin
>Seyma oldugundan emin olmak istiyor:
>-Nereden bileyim senin Seyma oldugunu? Delilin ne?
>
>Hz.Seyma durum karsisinda bunaliyor. Yayla günlerinden misaller veriyor.
>Nasil oyun oynadiklarini, keçileri kovaladiklarini, kir çiçeklerinden
>demetler yaptiklarini anlatiyor bir bir. Ancak Rasül ikna olacak gibi
>degil. Tekrarliyor:
>-Bana açikça bir delil göster! Ne bilelim senin Seyma oldugunu.
>
>Hz.Seyma son bir gayretle konusuyor:
>-Tamam, iste sana delilim, simdi göreceksin!..
>
>Gömleginin dügmelerini çözüp sol omzunu açtiktan sonra Rasüle:
>-Muhammed, hani bir gün süt kardesin Abdullah'la çayirda güres tutmustunuz
>da sen onu yenmek üzere iken ben kardesimi kollamak üzere araya girmistim.
>Sen de o zaman var gücünle bana yönelmis, omzumu isirmistin!.. Bak yillar
>geçti dis izlerin hala omzumda. Bunu da mi hatirlamadin?...
>
>Rasülullah, basini çevirir:
>-Tamam, kapat omzunu Allah iyiligini versin!..
>
>Bunu derken Rasül, Seyma'nin ispat gayretinden öyle hoslanir ki; uzun süre
>gülmekten kendini alamaz. Olayi hatirlamistir. Seyma kelime-i sehadet
>getirir.
>Rasül: "Seyma'ya ikramda bulunun, ganimetlerden hediyeler verin" diye emir
>buyurur.
>
>Yasli Kadinlarin Cennette Yeri Yok? Medine'li ihtiyar kadinlardan biri
>Rasüle gelir.Gayet samimi bir istekle sorar:"Ya Rasulallah ben cennete
>girebilecek miyim?"
>
>Rasül:
>-Yasli kadinlarin cennette yeri yok!..
>
>Bunun üzerine derin bir hayal kirikligi yasayan kadin iç çekerek, aglayarak

>evine dogru yönelir. Rasül tebessüm eder, son derece keyifle güler.
>Ardindan seslenir:
>
>-Gel, geeeel... Bak dinle!.. Yasli kadinlarin cennette yeri yok, çünkü
>oraya yasli degil, olgun ve zinde bir yasta gireceksin!..
>
>Bunun üzerine ihtiyat kadin gözyaslarini siler, yüzünde aldigi müjdenin
>sevinç piriltilari ve minnetle oradan ayrilir.
>
>Suratimiz Bulamaç Oldu: Aise-i Hümeyra(r. a) anlatiyor: "Bir miktar un
>bulamaci pisirip getirdim. Rasülullah (s. a.v) diger esi Sevde ile benim
>aramda oturuyordu. Sevde'ye "Buyur bu yemekten ye!" dedim. O yemek
>istemedi.
>Tekrar; "Ye!" diye israr ettiysem de yine O, yemekten kaçindi.
>
>Ben bu sefer; "Ya yersin,ya da yüzüne gözüne sivastiririm!" dedim ama O
>yine yemedi. Ben bunun üzerine elimi bulamacin içene sokup Onun yüzüne
>çaldim. Rasülullah(s. a.v) güldü ve kenara çekilip Sevde'ye: "Sen de onun
>yüzüne sür!" dedi.O da benim yüzüme sürdü. Nebi (a.s.) bizi seyrederken
>uzun uzun güldü.
>
>O esnada Hz.Ömer (r.a) hane-i saadetin kapisina gelerek; "Ya Abdullah!"
>diye seslendi. Cenab-i Rasül ( s.a.v) O'nun içeriye girecegini sanarak bize:
>
>"Kalkin yüzlerinizi yikayin" dedi.
>
>Ben, Rasülullah (s. a.v)'in Ömer (r. a)' den çekinmesinden dolayi, daima
>Ömer'den korkardim. O gün hücremizde bir senlik havasi esmis, Rasül çok
>keyiflenmisti.
>
>***
>
>Henüz gerçek manada tanimlanamayan insanoglunu tarife çalisan cümlelerden
>biri de "Gülen tek canli" olmasi.
>
>Gülmek; yüzünüzde güller açmasi demek.
>Gülmek; sevgiyi sevilene izhar etmek.
>Gülmek; nefretle bakana hükmen galip gelmek.
>Gülmek; gönül kalelerini silahsiz fethetmek!..
>
>Gülmek yakisirdi Efendime!...
>
>Surat asmak Ebu Cehillerin olsun!..
>Mümin; gülümseyen, güldügünde simasinda Cemalullah seyredilen insandir.
>
>Lütfen gülümseyiniz!...
>
>
>
>(Mehmet DOGRAMACI (alıntı)
 

Necmeddin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Ocak 2006
Mesajlar
10,138
Aldığı Beğeniler
179
Konum
Batman
Takım
Diğer
ALLAH'ım yüz yirmi dört bin peygamber göndermişsin, öyle buyuruyor Peygamberimiz. Bunlardan herhangi birinin de ümmeti olabilirdim. Ama beni peygamberlik halkasının en son temsilcisine getirip ümmet eyledin. Sevgiline yoldaş eyledin. Sana şükrümü nasıl ödeyebilirim ki...



Seni görenlerin güneş düşerdi gözünden , seni sevenlerin ışık yayılırdı yüzünden.

Çok gülmenin,kahkahalarla kendinden geçmenin kalbi öldürdügünü isaret eden
>ALLAH Rasülü, müminin mümine tebessüm göstermesini sadaka saymisti

Gülmek; yüzünüzde güller açmasi demek.
>Gülmek; sevgiyi sevilene izhar etmek.
>Gülmek; nefretle bakana hükmen galip gelmek.
>Gülmek; gönül kalelerini silahsiz fethetmek!..
>
>Gülmek yakisirdi Efendime!...
>
>Surat asmak Ebu Cehillerin olsun!..
>Mümin; gülümseyen, güldügünde simasinda Cemalullah seyredilen insandir.
>
>Lütfen gülümseyiniz..orjinal yazarı MELEK


ne güzel yazı bu,RABBİM yazandan ve buraya getirip bizimle paylaşandan razı olsun..

her iki dünyadada iyilik ve güzellikler ihsan etsin..o güller efendisinin şefaatine nail olan muminlerden etsin.

MEVLAM bizleri onunla kevser havuzunun başında olan muttakilerden etsin..

ALLAH razı olsun,,yüreğin gibi güzel
...
 

MeLeK

Benim aşkım askı Verene!
 
Üyelik Tarihi
29 Kas 2005
Mesajlar
5,547
Aldığı Beğeniler
49
Konum
DuA taşan YüreK
yazan yureklere saglık...amın abım amın..Allah razı olsun...
 

peri

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
1 Ara 2005
Mesajlar
950
Aldığı Beğeniler
5
Bir gül mevsiminde doğmuştun. Bahar Seni müjdeliyordu. Bahar ki bir zarftı. Zarfın içindeki mektubu güllerdi. Açıldıkça o mektup yaprak yaprak, kokun saçıldı âleme. Dünyamız, o güzel kokunla süslendi, uyandı, açıldı ya ResulALLAH. Onun içindir ki, Bediüzzaman kırlara doğru çıkarken bir bahar mevsiminde, bir bahçeden yola uzanan güle yaklaşıp bir buse kondurmuştu. Şimdi ben de öyle yapıyorum. Güllere bir buse konduruyorum. Açılan her bir gül adedince salâvatlar gönderiyorum yaprak yaprak. Her bir ağacın çiçekleriyle gönderdiğim salâvatlar gibi kabul et bunu da.

AMİNNNNNNN.
 
Üst Alt