- Üyelik Tarihi
- 2 Eyl 2005
- Mesajlar
- 2,975
- Aldığı Beğeniler
- 2
BAHÇE SAHİPLERİ KISSASI: HIRS VE BENCİLLİĞİN KÖTÜ AKIBETİ
Allah, göklerin ve yerin yegane Rabbidir. Her şey Onun ilmi muhitinde ve kudret elinde dönüp dolaşır. Sebep ve sonuçların, büyük ve küçük olayların mutlak faili Odur. Onun nizam ve ölçüleri muhkem ve mükemmeldir. Emirlerine itaat, nehiylerinden içtinap, beşerin de içinde oldu u bütün mahlukatın sebeb-i hilkati ve alternatifsiz istifade yoludur. İşte bu ve bunun gibi daha nice hakikat, ferdi ve içtimai hayatın ekme i ve suyudur. Siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel vb. her alanda geçerli bir kanundur bu. Fikren veya ameli olarak bunu tekzip etmeye kalkışmak, beşer hayatında ifsat ve felaketlerin başlangıcıdır. Ki, tarih bunun canlı şahitleriyle doludur. İşte bunlardan bir numune: Bahçe sahipleri kıssası.
Yaşantılarının bir boyutunda veya bir kesitinde Yüce Rablerinin sınırsız tasarruf hakkını tanımayan, bu hakkı gasp ederek heva ve hevesleri hesabına kullanmaya yeltenen bir toplulu un karşılaştı ı kötü akıbet&
Şahsi hesaplarını, plan ve projelerini Rablerinin razı olamayaca ı bir do rultuda yürüten, Karunvari bir anlayışı amellerine yansıtıp nimeti ve nimet vereni unutan insanların hazin sonu&
Hayat-ı ictimaiyeyi felç eden cimrilik, bencillik ve şahsi çıkarcılı ın hezimeti&
Hırsın sebeb-i hasaret oldu unun kati delili& Bahçe sahipleri kıssası.
Kuran-ı Kerimde duygu ve hisleri harekete geçirir bir canlılıkta, perde perde işlenen Kıssada geçen bahçe sahiplerinin Yemenli, Sanalı veya Habeşistanlı oldukları rivayet edilir. Ehl-i Kitaptan oldukları ileri sürülen bu kişilerin, söz konusu bahçeyi babalarından miras olarak aldıkları, babalarının ise bu bahçeden çokça sadaka veren, insanlara yardım etmeyi seven salih bir zat oldu u anlatılır.
Denilir ki; babaları ölünce, sayıları meçhul olan bu kardeşler bahçeye varis oldular. Ve dediler ki: Babamız ahmak biriydi. Mahsulün ço unu fakirlere da ıtırdı. Biz ise böyle yapmayaca ız. Onlara verece imize kendimiz biriktirece iz. Böyle uygunsuzca planlar yapınca da, Allah onları isteklerinin tersiyle cezalandırdı. Güçlü servetleri tümüyle yok olup gitti.
Bütün iş ve u raşların en hoş anı, eme in karşılı ının alındı ı zamandır. İşte Kuran-ı Kerimin Kalem Suresinde hikâyeleri anlatılan bahçe sahipleri de, bahçe işlerini bitirmiş, yo un ve yorucu çalışmanın ardından ürünlerini devşirecekleri hasılat vaktine ermişlerdi. Arzu ettikleri ürünün bollu unun sevinciyle yanıyorlardı. Hayallerini bu yöndeki neticenin mutlulu uyla süslemişlerdi. Ama ne yazık ki nefisleri kendilerini aldatmış, hayır çizgisinden daha şimdiden sapmışlardı. Elde edecekleri ürünü ne şekilde de erlendirecekleri hususunda hiç de iyi düşünmüyorlardı.
Allahu Tealayı unutmuş, bütün eylem ve neticelerde Onun mutlak iradesinin tecelli edece i gerçe inden gafil kalmışlardı. Bu nedenle ulaşmayı arzuladıkları hedef için ; Yüce Allah (cc) dilerse, Mevlamız kısmet buyurursa& şeklinde bir istisna yapmayı akıllarından geçiremez olmuşlardı. Bu halleriyle, mü'minlerin özelli i olan Her işte Allaha dayanma kaidesine muhalif davranmış, kendi beşeri çabalarının ve maddi imkanlarının netice için yeterli oldu u zannına kapılmışlardı. Mal sevdası akıllarını çelmiş, sa lıklı ve mutedil bir şekilde hareket etme yetilerini kaybetmişlerdi. İşte bundan dolayı & Sabah olunca, onu (bahçeyi) mutlaka devşireceklerine dair yemin etmişlerdi.[1]
Nihayet onlar bu nankörce tavırlarıyla, kendilerine deneme için verilen bahçe imtihanını kaybetmiş, Yüce Allah (cc)ın nimetine karşı gere i gibi mukabelede bulunamamışlardı. Nimetin hakiki sahibini zikretmeyi ihmal etme ve fazlasından sadaka vermeme suretiyle, Yüce Allah (cc)ın cezasına müstehak olmuşlardı. Bahçelerini devşirmek için sabah erkenden Aralarında fısıldaşarak çıkıp gittiler.[2]
Sakın ha! Bugün hiçbir yoksul karşınıza çıkıp oraya girmesin[3] diyorlardı.
(Yoksulları) engellemeye güçleri yetebilirmiş gibi erkenden gittiler.[4]
Ama onlar bundan birkaç saat önce uykuda oldukları bir esnada, tuza ı üstün, hesabı mutlak galip, seri ve çetin olan Yüce Allah (cc)ın azap yönündeki takdiri tecelli etmiş, Sonunda (bahçe) kökünden kuruyup-kapkara kesildi.[5]
İşte azab böyledir. Ahiret azabı ise, muhakkak çok daha büyüktür; onlar bir bilseler.[6]
Ve işte akıllara durgunluk veren, gözlerin fal taşı gibi açıldı ı şaşkınlık anı& Ümitlerin suya düştü ü, hayal kırıklı ının yaşandı ı müthiş an. Nice zahmetlerle hasat vaktine eriştirilen, bakıldı ında gözleri kamaştıran, yüzleri güldüren o yemyeşil, cıvıl cıvıl bahçe, yerini yanmış, yok olmuş, kupkuru kesilmiş çorak bir araziye bırakmış. Eski bahçeden eser kalmamıştı. Dehşet verici bir manzara. Bahçenin bir gecede bu hale dönüşmüş olmasına ihtimal veremeyerek &. Muhakkak ki biz (gidece imiz yeri) şaşırmışız dediler[7] Ama öyle de il. Yollarını şaşırmamışlardı. Karşılaşılan manzara gerçe in ta kendisi idi. Bu bizzat kendi bahçeleriydi. Diri iken bir gecede ölmüştü. Peki ne olmuştu ona? Nereye gitti? Daha dün gece bütün canlılı ıyla yerinde duruyor muydu?
Mal hırsının işlevsiz bıraktı ı akıllar şimdi geri dönmüş, mesele anlaşılmıştı. Onlar kendi suçlarını biliyorlardı. Nimete layıkıyla şükretmemenin, bencillik ve cimrili in bedelini a ır bir şekilde ödediklerini anlamışlardı. Hayır, belki de biz mahrum bırakıldık[8] dediler.
Vakit pişmanlık vaktiydi. Ahlar, vahlar çekilmeye, dizler dövülmeye başlandı. Hepsinin dilinden pişmanlık naraları yükseliyordu. Her biri di erini kınıyordu. Bugün söz hakkı sadece içlerinde en mutedil olanındı. Bu kardeşleri, ayaklarına gelen nimetin hakkını ifa etmeleri, bollu un ve zenginli in verdi i rehavet ile Allahı unutmamaları, Ona ibadet ve itaatte kusur etmemeleri ve bahçenin mahsullerinden yoksulların da payını gözetlemeleri konusunda kendilerini ikaz etmiş, ama o zaman sözlerine itibar edilmemişti. O zaman söyledikleri şimdi çok iyi anlaşılıyordu. & Ben size dememiş miydim? (Allahı) tesbih edip yüceltmeniz gerekmez miydi?[9] dedi, mutedil olan kardeşleri. Dediler ki: Rabbimiz, seni tesbih eder-yüceltiriz; gerçekten bizler zalim olanlarmışız.[10]
Yazıklar olsun bize, gerçekten bizler azgınmışız dediler.[11]
Belki Rabbimiz, onun yerine ondan daha hayırlısını verir; şüphesiz biz, yalnızca Rabbimize ra bet eden kimseleriz[12] diyerek nedametlerini dile getirdi, hüsrana u ramış kardeşler.
Rivayetlerde geçti ine göre, bahçe sahibi bu kardeşler, tevbelerinde samimi davranmış, felakete sebebiyet veren anlayış ve tutumlarına son vermiş, bunun akabinde Yüce Allah (cc) öncekinden daha güzel ve daha bol ürünlü bir bahçeyi kendilerine vermiştir.
Yüce Allah (cc), Kureyş müşriklerinin karşı karşıya bulundukları nimetlere ra men, nankörce ve şımarıkça hareket edip, Allah Resulü (as)ı her fırsatta incitmelerine karşın bu hikayeyi haber vermekte, Allahın nimetlerine karşı şükürvari ve mütevazi bir tavır takınmamanın cezasız kalmayaca ını bildirmektedir. Nitekim aynı dersin işlendi i ve aynı mesaja müteveccih başka bir bahçe kıssası da Kehf süresinde hikaye edilmektedir. Ba ve bahçesinin Allahın vergisi oldu una kani olup, ondan Allahın hoşnut oldu u şekilde istifade eden ve mutlu sona ulaşan Şakir bir mü'min ile, ba ve bahçesinin kendi kuvvet, istidat ve eme inin eseri oldu u şeklinde karunvari bir anlayış sergileyerek, onu nefsinin istekleri do rultusunda de erlendiren ve bu sebeple bahçesi felakete u rayan cahil, zalim ve haris bir şahsın portreleri çizilmekte, Şükrün nimeti ziyadeleştirdi i, nankörlü ün ise zevaline yol açtı ı hakikati canlı örneklerle anlatılmaktadır.
Anlaşılan şudur ki; sahip olma ve mülkiyetinde bulundurma, cahili anlayışlarda oldu u gibi sırf bir imtiyaz ve istifade vesilesi de ildir. Bilakis bütün nimetler ve mülkiyetler aynı zamanda mükellefiyet vesileleridir. Mal zenginli i, ilim zenginli i vb. bütün zenginlikler, kişinin mükellefiyet derecesini artırmakta, sorumluluk alanını genişletmektedir.
Sahip olunan imkanların kayna ını bilme, yani veliyi nimeti tanıma, onları yerli yerinde kullanma, nimetlerde bizzat mevcut olan hakkın ve halkın hakkını gözetleme, söz konusu mükellefiyetin muktezasıdır. Zira Yüce Allah (cc) malca insanlardan kimilerini güçlü, kimilerini de zayıf kılmış, bu vesileyle insanları birbirine muhtaç hale getirmiştir. Böyle olmasaydı, insanlardan her biri kendi ayakları üzerinde durmanın sebebiyet verece i rahatlık ve müsta nilik haliyle birbirine yanaşmaz, böylelikle yardımlaşma, dayanışma, sevgi ve saygıyı sa layıcı vesileler ortadan kalkmış olacaktı. Yine böyle olmasaydı, toprakta saklı olan cevher gibi, insanda da saklı bulunan cömertlik, fedakarlık ve isar gibi istidatlar ortaya çıkmaz, dolayısıyla kainatın kanunu olan meylül istikmalin (kemale do ru ilerleme) en önemli boyutu olan beşeri terakkiyat sekteye u ramış olacaktı.
Hal bu iken, günümüzde yaygın oldu u şekliyle insanların sırf maddi çıkar ve şahsi istifade maksadıyla mal stok etmeleri, mali mesuliyetlerden habersiz bir şekilde zenginleşmeleri, mali tasarruf hakkını kayıtsız olarak heva ve heveslerine tanımak suretiyle Yüce Allah (cc)ın ve insanların hakkını gasp etmeleri, zengin-fakir çatışmalarını do urmakta, toplumsal felaketlere yol açmaktadır.
İşte bu yüzden İslam, zengin ve varlıklı olmayı en önemli mesuliyet sebebi olarak göstermiş, Kuran-ı Kerim ve sünneti seniyedeki emir, tavsiye ve misallendirmelerle zenginlere hesap verme anlayışı aşılanmıştır. Bu noktaya dayanarak Zekat en önemli İslami fariza olarak telakki edilirken; sadaka verme, cömertlik, fedakârlık ve isar gibi özellikler mü'min ve müslümanın en temel vasıfları olarak gösterilmiştir.
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Kalem: 17
[2] Kalem: 23
[3] Kalem: 24
[4] Kalem: 25
[5] Kalem: 20
[6] Kalem: 33
[7] Kalem: 26
[8] Kalem: 27
[9] Kalem: 28
[10] Kalem: 29
[11] Kalem: 31
[12] Kalem: 32
Allah, göklerin ve yerin yegane Rabbidir. Her şey Onun ilmi muhitinde ve kudret elinde dönüp dolaşır. Sebep ve sonuçların, büyük ve küçük olayların mutlak faili Odur. Onun nizam ve ölçüleri muhkem ve mükemmeldir. Emirlerine itaat, nehiylerinden içtinap, beşerin de içinde oldu u bütün mahlukatın sebeb-i hilkati ve alternatifsiz istifade yoludur. İşte bu ve bunun gibi daha nice hakikat, ferdi ve içtimai hayatın ekme i ve suyudur. Siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel vb. her alanda geçerli bir kanundur bu. Fikren veya ameli olarak bunu tekzip etmeye kalkışmak, beşer hayatında ifsat ve felaketlerin başlangıcıdır. Ki, tarih bunun canlı şahitleriyle doludur. İşte bunlardan bir numune: Bahçe sahipleri kıssası.
Yaşantılarının bir boyutunda veya bir kesitinde Yüce Rablerinin sınırsız tasarruf hakkını tanımayan, bu hakkı gasp ederek heva ve hevesleri hesabına kullanmaya yeltenen bir toplulu un karşılaştı ı kötü akıbet&
Şahsi hesaplarını, plan ve projelerini Rablerinin razı olamayaca ı bir do rultuda yürüten, Karunvari bir anlayışı amellerine yansıtıp nimeti ve nimet vereni unutan insanların hazin sonu&
Hayat-ı ictimaiyeyi felç eden cimrilik, bencillik ve şahsi çıkarcılı ın hezimeti&
Hırsın sebeb-i hasaret oldu unun kati delili& Bahçe sahipleri kıssası.
Kuran-ı Kerimde duygu ve hisleri harekete geçirir bir canlılıkta, perde perde işlenen Kıssada geçen bahçe sahiplerinin Yemenli, Sanalı veya Habeşistanlı oldukları rivayet edilir. Ehl-i Kitaptan oldukları ileri sürülen bu kişilerin, söz konusu bahçeyi babalarından miras olarak aldıkları, babalarının ise bu bahçeden çokça sadaka veren, insanlara yardım etmeyi seven salih bir zat oldu u anlatılır.
Denilir ki; babaları ölünce, sayıları meçhul olan bu kardeşler bahçeye varis oldular. Ve dediler ki: Babamız ahmak biriydi. Mahsulün ço unu fakirlere da ıtırdı. Biz ise böyle yapmayaca ız. Onlara verece imize kendimiz biriktirece iz. Böyle uygunsuzca planlar yapınca da, Allah onları isteklerinin tersiyle cezalandırdı. Güçlü servetleri tümüyle yok olup gitti.
Bütün iş ve u raşların en hoş anı, eme in karşılı ının alındı ı zamandır. İşte Kuran-ı Kerimin Kalem Suresinde hikâyeleri anlatılan bahçe sahipleri de, bahçe işlerini bitirmiş, yo un ve yorucu çalışmanın ardından ürünlerini devşirecekleri hasılat vaktine ermişlerdi. Arzu ettikleri ürünün bollu unun sevinciyle yanıyorlardı. Hayallerini bu yöndeki neticenin mutlulu uyla süslemişlerdi. Ama ne yazık ki nefisleri kendilerini aldatmış, hayır çizgisinden daha şimdiden sapmışlardı. Elde edecekleri ürünü ne şekilde de erlendirecekleri hususunda hiç de iyi düşünmüyorlardı.
Allahu Tealayı unutmuş, bütün eylem ve neticelerde Onun mutlak iradesinin tecelli edece i gerçe inden gafil kalmışlardı. Bu nedenle ulaşmayı arzuladıkları hedef için ; Yüce Allah (cc) dilerse, Mevlamız kısmet buyurursa& şeklinde bir istisna yapmayı akıllarından geçiremez olmuşlardı. Bu halleriyle, mü'minlerin özelli i olan Her işte Allaha dayanma kaidesine muhalif davranmış, kendi beşeri çabalarının ve maddi imkanlarının netice için yeterli oldu u zannına kapılmışlardı. Mal sevdası akıllarını çelmiş, sa lıklı ve mutedil bir şekilde hareket etme yetilerini kaybetmişlerdi. İşte bundan dolayı & Sabah olunca, onu (bahçeyi) mutlaka devşireceklerine dair yemin etmişlerdi.[1]
Nihayet onlar bu nankörce tavırlarıyla, kendilerine deneme için verilen bahçe imtihanını kaybetmiş, Yüce Allah (cc)ın nimetine karşı gere i gibi mukabelede bulunamamışlardı. Nimetin hakiki sahibini zikretmeyi ihmal etme ve fazlasından sadaka vermeme suretiyle, Yüce Allah (cc)ın cezasına müstehak olmuşlardı. Bahçelerini devşirmek için sabah erkenden Aralarında fısıldaşarak çıkıp gittiler.[2]
Sakın ha! Bugün hiçbir yoksul karşınıza çıkıp oraya girmesin[3] diyorlardı.
(Yoksulları) engellemeye güçleri yetebilirmiş gibi erkenden gittiler.[4]
Ama onlar bundan birkaç saat önce uykuda oldukları bir esnada, tuza ı üstün, hesabı mutlak galip, seri ve çetin olan Yüce Allah (cc)ın azap yönündeki takdiri tecelli etmiş, Sonunda (bahçe) kökünden kuruyup-kapkara kesildi.[5]
İşte azab böyledir. Ahiret azabı ise, muhakkak çok daha büyüktür; onlar bir bilseler.[6]
Ve işte akıllara durgunluk veren, gözlerin fal taşı gibi açıldı ı şaşkınlık anı& Ümitlerin suya düştü ü, hayal kırıklı ının yaşandı ı müthiş an. Nice zahmetlerle hasat vaktine eriştirilen, bakıldı ında gözleri kamaştıran, yüzleri güldüren o yemyeşil, cıvıl cıvıl bahçe, yerini yanmış, yok olmuş, kupkuru kesilmiş çorak bir araziye bırakmış. Eski bahçeden eser kalmamıştı. Dehşet verici bir manzara. Bahçenin bir gecede bu hale dönüşmüş olmasına ihtimal veremeyerek &. Muhakkak ki biz (gidece imiz yeri) şaşırmışız dediler[7] Ama öyle de il. Yollarını şaşırmamışlardı. Karşılaşılan manzara gerçe in ta kendisi idi. Bu bizzat kendi bahçeleriydi. Diri iken bir gecede ölmüştü. Peki ne olmuştu ona? Nereye gitti? Daha dün gece bütün canlılı ıyla yerinde duruyor muydu?
Mal hırsının işlevsiz bıraktı ı akıllar şimdi geri dönmüş, mesele anlaşılmıştı. Onlar kendi suçlarını biliyorlardı. Nimete layıkıyla şükretmemenin, bencillik ve cimrili in bedelini a ır bir şekilde ödediklerini anlamışlardı. Hayır, belki de biz mahrum bırakıldık[8] dediler.
Vakit pişmanlık vaktiydi. Ahlar, vahlar çekilmeye, dizler dövülmeye başlandı. Hepsinin dilinden pişmanlık naraları yükseliyordu. Her biri di erini kınıyordu. Bugün söz hakkı sadece içlerinde en mutedil olanındı. Bu kardeşleri, ayaklarına gelen nimetin hakkını ifa etmeleri, bollu un ve zenginli in verdi i rehavet ile Allahı unutmamaları, Ona ibadet ve itaatte kusur etmemeleri ve bahçenin mahsullerinden yoksulların da payını gözetlemeleri konusunda kendilerini ikaz etmiş, ama o zaman sözlerine itibar edilmemişti. O zaman söyledikleri şimdi çok iyi anlaşılıyordu. & Ben size dememiş miydim? (Allahı) tesbih edip yüceltmeniz gerekmez miydi?[9] dedi, mutedil olan kardeşleri. Dediler ki: Rabbimiz, seni tesbih eder-yüceltiriz; gerçekten bizler zalim olanlarmışız.[10]
Yazıklar olsun bize, gerçekten bizler azgınmışız dediler.[11]
Belki Rabbimiz, onun yerine ondan daha hayırlısını verir; şüphesiz biz, yalnızca Rabbimize ra bet eden kimseleriz[12] diyerek nedametlerini dile getirdi, hüsrana u ramış kardeşler.
Rivayetlerde geçti ine göre, bahçe sahibi bu kardeşler, tevbelerinde samimi davranmış, felakete sebebiyet veren anlayış ve tutumlarına son vermiş, bunun akabinde Yüce Allah (cc) öncekinden daha güzel ve daha bol ürünlü bir bahçeyi kendilerine vermiştir.
Yüce Allah (cc), Kureyş müşriklerinin karşı karşıya bulundukları nimetlere ra men, nankörce ve şımarıkça hareket edip, Allah Resulü (as)ı her fırsatta incitmelerine karşın bu hikayeyi haber vermekte, Allahın nimetlerine karşı şükürvari ve mütevazi bir tavır takınmamanın cezasız kalmayaca ını bildirmektedir. Nitekim aynı dersin işlendi i ve aynı mesaja müteveccih başka bir bahçe kıssası da Kehf süresinde hikaye edilmektedir. Ba ve bahçesinin Allahın vergisi oldu una kani olup, ondan Allahın hoşnut oldu u şekilde istifade eden ve mutlu sona ulaşan Şakir bir mü'min ile, ba ve bahçesinin kendi kuvvet, istidat ve eme inin eseri oldu u şeklinde karunvari bir anlayış sergileyerek, onu nefsinin istekleri do rultusunda de erlendiren ve bu sebeple bahçesi felakete u rayan cahil, zalim ve haris bir şahsın portreleri çizilmekte, Şükrün nimeti ziyadeleştirdi i, nankörlü ün ise zevaline yol açtı ı hakikati canlı örneklerle anlatılmaktadır.
Anlaşılan şudur ki; sahip olma ve mülkiyetinde bulundurma, cahili anlayışlarda oldu u gibi sırf bir imtiyaz ve istifade vesilesi de ildir. Bilakis bütün nimetler ve mülkiyetler aynı zamanda mükellefiyet vesileleridir. Mal zenginli i, ilim zenginli i vb. bütün zenginlikler, kişinin mükellefiyet derecesini artırmakta, sorumluluk alanını genişletmektedir.
Sahip olunan imkanların kayna ını bilme, yani veliyi nimeti tanıma, onları yerli yerinde kullanma, nimetlerde bizzat mevcut olan hakkın ve halkın hakkını gözetleme, söz konusu mükellefiyetin muktezasıdır. Zira Yüce Allah (cc) malca insanlardan kimilerini güçlü, kimilerini de zayıf kılmış, bu vesileyle insanları birbirine muhtaç hale getirmiştir. Böyle olmasaydı, insanlardan her biri kendi ayakları üzerinde durmanın sebebiyet verece i rahatlık ve müsta nilik haliyle birbirine yanaşmaz, böylelikle yardımlaşma, dayanışma, sevgi ve saygıyı sa layıcı vesileler ortadan kalkmış olacaktı. Yine böyle olmasaydı, toprakta saklı olan cevher gibi, insanda da saklı bulunan cömertlik, fedakarlık ve isar gibi istidatlar ortaya çıkmaz, dolayısıyla kainatın kanunu olan meylül istikmalin (kemale do ru ilerleme) en önemli boyutu olan beşeri terakkiyat sekteye u ramış olacaktı.
Hal bu iken, günümüzde yaygın oldu u şekliyle insanların sırf maddi çıkar ve şahsi istifade maksadıyla mal stok etmeleri, mali mesuliyetlerden habersiz bir şekilde zenginleşmeleri, mali tasarruf hakkını kayıtsız olarak heva ve heveslerine tanımak suretiyle Yüce Allah (cc)ın ve insanların hakkını gasp etmeleri, zengin-fakir çatışmalarını do urmakta, toplumsal felaketlere yol açmaktadır.
İşte bu yüzden İslam, zengin ve varlıklı olmayı en önemli mesuliyet sebebi olarak göstermiş, Kuran-ı Kerim ve sünneti seniyedeki emir, tavsiye ve misallendirmelerle zenginlere hesap verme anlayışı aşılanmıştır. Bu noktaya dayanarak Zekat en önemli İslami fariza olarak telakki edilirken; sadaka verme, cömertlik, fedakârlık ve isar gibi özellikler mü'min ve müslümanın en temel vasıfları olarak gösterilmiştir.
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Kalem: 17
[2] Kalem: 23
[3] Kalem: 24
[4] Kalem: 25
[5] Kalem: 20
[6] Kalem: 33
[7] Kalem: 26
[8] Kalem: 27
[9] Kalem: 28
[10] Kalem: 29
[11] Kalem: 31
[12] Kalem: 32