- Üyelik Tarihi
- 20 Ağu 2006
- Mesajlar
- 3,305
- Aldığı Beğeniler
- 26
- Takım
- Diğer
Rabia, Ashâb-ı Suffe’den, yani Mescid-i Nebevi’de yatıp kalkan fakir bir müslümandı. Görevi resul-ü Ekrem’e hizmet etmekti. Bütün gün Peygamber (S.A.V.)’in yanında durur, yatsı namazını kılıpta herkes evine gittiği andan itibaren vazifesi biterdi. Ama o, gönlünü Peygamber (S.A.V.)’in eşiğine bağladığı için belki bana bir hizmet düşer diye kapısından ayrılmazdı. Peygamberler Sultanının “Sübhanellâh, Sübhanellâh” bazen “Sübhanellâhi ve bihamdihi” diye uzayıp giden zikirlerini dinleyerek oracıkta uyuyup kalırdı.
Birgün Resul-i Ekrem Efendimiz onun bu samimi halinden ve çıkarsız hizmet aşkından duygulanarak; “Rabia’ dile benden ne dilersen!” Buyurdu. O anda Rabia’nın aklına hiçbir şey gelmedi. Çünkü onun, Allah’ı ve Rasulünü hoşnut etmekten başka bir hesabı yoktu. Ama bu güzel teklifi reddetmeyi de uygun görmedi. “Düşüneyim de size bildireyim Ya Resulallah,” dedi. Sonrada acaba ne istesem diye kafa yormaya başladı. Bir dünyalık istesem., dünya fani; yok olup gidecek. Rızkım ise ayağıma geliyor ve bana yetiyor. Peygamber (S.A.V.) Allahın yanında hatırlı bir insan olduğuna göre, en iyisi ben ahiretle ilgili bir şey isteyeyim diyerek, Rasulullahın (S.A.V.) huzuruna çıktı. Onu gören Peygamber’i Zîşan gülümsedi ve “Ne yaptın Rabia ne isteyeceğine karar verdin mi?” diye sordu.
Rabia; “Evet Ya Rasulallah” dedi. “Bana şefaat etmeni ve Rabbinin beni cehennemden azat etmesini sağlamanı isterim” dedi. Doğrusu Rabia, bir Peygamberden istenecek en güzel şeyi istemişti. Hz.Peygamber onu taktir etmekle beraber bu konuda birinin yardımını alıp almadığını sordu.
“Bunu sana kim tavsiye etti! Ya. Rabia.”
“Seni Peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki; bunu kimse tavsiye etmedi ama siz bana “Dile benden ne dilersen” deyince kendi kendime düşündüm dedi.” Rabia çok güzel bir şey istemişti ama bu sadece peygamberin istemesiyle olacak iş değildi. Sonra Rasul-i Ekrem (S.A.V.) Rabia’ya şöyle dedi:
“Tamam istediğini yapacağım; ama sende çok secde ederek bana yardımcı ol.”
(Ahmet bin Hanbel, Müsned, N,57,59)
Birgün Resul-i Ekrem Efendimiz onun bu samimi halinden ve çıkarsız hizmet aşkından duygulanarak; “Rabia’ dile benden ne dilersen!” Buyurdu. O anda Rabia’nın aklına hiçbir şey gelmedi. Çünkü onun, Allah’ı ve Rasulünü hoşnut etmekten başka bir hesabı yoktu. Ama bu güzel teklifi reddetmeyi de uygun görmedi. “Düşüneyim de size bildireyim Ya Resulallah,” dedi. Sonrada acaba ne istesem diye kafa yormaya başladı. Bir dünyalık istesem., dünya fani; yok olup gidecek. Rızkım ise ayağıma geliyor ve bana yetiyor. Peygamber (S.A.V.) Allahın yanında hatırlı bir insan olduğuna göre, en iyisi ben ahiretle ilgili bir şey isteyeyim diyerek, Rasulullahın (S.A.V.) huzuruna çıktı. Onu gören Peygamber’i Zîşan gülümsedi ve “Ne yaptın Rabia ne isteyeceğine karar verdin mi?” diye sordu.
Rabia; “Evet Ya Rasulallah” dedi. “Bana şefaat etmeni ve Rabbinin beni cehennemden azat etmesini sağlamanı isterim” dedi. Doğrusu Rabia, bir Peygamberden istenecek en güzel şeyi istemişti. Hz.Peygamber onu taktir etmekle beraber bu konuda birinin yardımını alıp almadığını sordu.
“Bunu sana kim tavsiye etti! Ya. Rabia.”
“Seni Peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki; bunu kimse tavsiye etmedi ama siz bana “Dile benden ne dilersen” deyince kendi kendime düşündüm dedi.” Rabia çok güzel bir şey istemişti ama bu sadece peygamberin istemesiyle olacak iş değildi. Sonra Rasul-i Ekrem (S.A.V.) Rabia’ya şöyle dedi:
“Tamam istediğini yapacağım; ama sende çok secde ederek bana yardımcı ol.”
(Ahmet bin Hanbel, Müsned, N,57,59)