Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Katre-i Matem

Men câle nâle.
 
Üyelik Tarihi
2 Eki 2009
Mesajlar
4,267
Aldığı Beğeniler
49
Konum
İstanbul
Takım
Fenerbahçe
c276b26ca5d4d5327fedb765a0d8079e_1271174143.jpg

Beni de götürsen İstanbul’a senden başka dayanağım yok.” diyerek tuttu titreyen elleriyle oğlunun bileğinden. “Ne olur!” dedi “Ne olur beni de götür oğul; tek başıma yapamıyorum buralarda.” Anadolu’nun tozlu topraklı köylerinin kavak yeli kokan diliyle serzenişte bulundu evlâdına. Yalnız kalmak artık tak demişti canına. Oğlundan gelen cevap yaşlı gözlerini donuklaştırıverdi: “Olmaz ana; biliyorsun götüremem seni!” Damarları çıkmış derisi büzüşmüş cefakâr elleriyle yazmasını düzeltti: “Yakınında bir yere oturtsan beni oğlum; tövbe girmem evine; düzeninize karışmam! Arada bir torunlarımı severim. Yok onu da istemezsen dışarı bile çıkmam. Yeter ki yakınında olayım evlâdım!” Sesinde acı bir feryat gizliydi aslında. Birkaç kez yutkundu. Biricik evlâdından gelen cevap olumsuzdu. Zeynep Nine bakakaldı oğlunun arkasından.

Yaşlıydı hastaydı. Gözlerinde kalın çerçeveli bir gözlük vardı. Yazmasını başından çenesinin altına dolandırıp bağlardı. Bir ucu yanıktı yazmasının gönlünün bir yanının hep yanık olduğu gibi. Yalnızlık belini biraz daha bükmüştü. Gözlerinden süzülen birkaç damla yaş sanki daha da artırmıştı yorgun yılların remzi olan göz kenarlarındaki çizgileri. Garip kalmıştı yine Zeynep Nine. Oğluna bir yuva kurmuştu mutlu olsun diye; ama o yuvada şimdi yeri yoktu. Gelini kesin kararını vermiş; “Ya o ya ben!” diyerek Zeynep Nine’ye evinin ve gönlünün kapılarını tamamen kapatmıştı. Hâlbuki bir huysuzluğu da yoktu Zeynep Nine’nin; sessiz ve sakindi ne etliye ne sütlüye karışırdı. Ama gel gör ki yaşın getirmiş olduğu istenmeyen sakarlıklar ve bitmeyen hastalıklar Zeynep Nine’yle gelini arasına soğuk bir duvar gibi girmişti. Hâl böyle olunca torunları da oğluyla beraber hasret defterine eklenmişti yaşlı kadıncağızın.

Gitmişti biricik evlâdı. Anacığını bir sürü dertle bırakıp gitmişti. Evinin duvarına yaslandı önce sonra dut ağacın gölgesinin düştüğü yere oturdu. Uzayıp giden tozlu yolların kıvrımlarına dalıp gitti. Şalvarına yapışan çamurların kuruyanlarını temizledi. Kuru bir yaprak düştü kucağına. Alıp ezdi avuçlarında. Gözleri yaşla doldu yine. Yalnızlık çok zordu. Oğlunun gidişinden çok vefasızlığı hırpalamıştı ruhunu. Eşini kaybettiğinde bile bu kadar üzülmemişti. Bir an dalıp gitti mazi yamaçlarına. Oğlunun okula başladığı gün geldi aklına. Dut ağacının altında taramıştı saçlarını biricik evlâdının. Bazlama yapmıştı Zeynep Kadın o gün evlâdı için. Yanına da sıcacık tarhana çorbası. Tarladan da kıpkırmızı domates getirmişti. Zeynep Nine birden çocuklar gibi masumlaştı nemlenen gözlerini avuç içleriyle sildi. Oturduğu dut ağacının gölgesinden kalktı. Gün akşama dönüyordu. Zeynep Nine ömrünün akşamında hüzünle arkadaştı artık.

Zaman Zeynep Nine’nin yaşlılığını git gide artırıyordu. O yılın kasım ayı sonlarına doğru kalın çerçeveli kocaman gözlüğünü taktığı gözleri görmez oldu. Zaten güç belâ yaptığı işleri daha da zorlaşmıştı. Allah’tan komşuları hâl ve hatırını soruyor ihtiyaçlarını görmeye geliyordu. Oğlu çok sonraları öğrenecekti annesinin gözlerinin âmâ kaldığını. Zeynep Nine’de yeni bir ümit peyda olmuştu. “Acaba” diyordu “Acaba ömrümün görmeyen gözle geçecek bu son demlerini onların yanında geçirebilir miyim?” Yalnızlık iyice koyulaşmıştı ufkunda ihtiyar kadının. Bir de evinin kapısına çıkan o koca tümsek… Merdiven yoktu kapısının önünde toprak bir tümsek üzerinden geçip öyle varabiliyordu kapısına. Gözleri görürken bile zor çıktığı bu tümseği şimdi nasıl çıkacaktı? Ama evlâdı onu bu hâlde bırakmazdı evine koymasa da yakınlarında bir yerde ev tutup onu da götürürdü İstanbullara… Bekliyordu oğlundan bir soluk bekliyordu… Nihayet bir gün muhtar oğlundan haber getirdi Zeynep Nine’ye. Anasının gözlerinin görmediğini öğrenen oğul ömrünün son demlerinde rahat etsin diye evinin önüne merdiven yaptıracaktı yaşlı kadının. “Oğlun kapının önüne basamak yaptıracak Zeynep Ana sen inip çıkarken zorlanma diye…” Muhtarın bu cümlesi zavallı kadının son ümitlerini de boşa çıkarmıştı. “Tamam” dedi yaşlı ve yaslı gönlünü avutmaya çalışarak. “Allah razı olsun.” diye ekledi. Öyle ya bunu da yapmayabilirdi. Muhtar evin önüne basamaklar yapılıncaya kadar Zeynep Nine’yi evinde misafir edecekti.

Basmakların tamamlandığı günün sabahında oğlu geldi Zeynep Nine’nin. Evlerinin önünde durdu basamaklar tam Zeynep Nine’ye göre yapılmıştı. Fazla yüksek olmayan yan tarafında demir parmaklığı olan… Saydı: Bir iki üç… Tam yedi basamak vardı. Evin boyası eskimiş kapısına baktı. Dudakları titredi gözleri doldu. Dut ağacın gölgesi düşmüştü yine duvar kenarına. Biraz ilerde anacığının kendisine mis gibi tarhanalar pişirdiği ocağı gördü. İçi burkuldu küt diye bir şey düştü sanki gönlünün vefasız yanına. Bu sırada bir el dokundu omzuna: “Başın sağ olsun Bilâl!” Başı öne düştü “Dostlar sağ olsun.” derken. Yukarı mahalleden eski bir arkadaşıydı gelen. “Çok iyi insandı Zeynep Teyze. Az ekmeğini yemedim Bilâl inşallah mekânı Cennet olur…” diye ekledi eski dost. Sustu vefasız oğul. Yutkundu. Islanan yanaklarını silerken şunları söyleyebildi: “Bu basamakları onun için yaptırmıştım. Kolay inip çıksın diye…” Arkadaşı kafasını salladı yüzü hüzne döndü: “Keşke buraya basamak yaptırana kadar kendi ellerinle anacığının gönlüne basamaklar yapsaydın. Olmadı be arkadaş sana yakıştıramadık duyduklarımızı gördüklerimizi. Çok yalnız bıraktın Zeynep Teyze’yi. Hiç olmazsa arada bir gelip hatırını sorsaydın gönlünü alsaydın. Neyse tekrar başın sağ olsun…” Ne doğru konuşmuştu eski dost. Yüreği ezildi Bilâl’in gözleri doldu: “Bir kez bile çıkamadın bu basamaklardan. Keşke hayırlı bir evlât olup ben senin gönlüne çıkabilseydim basamak basamak. Anacığım hakkını helâl et bu vefasız oğluna. Ne olur hakkını helâl et!”
 

Necmeddin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Ocak 2006
Mesajlar
10,138
Aldığı Beğeniler
179
Konum
Batman
Takım
Diğer
Keşke buraya basamak yaptırana kadar kendi ellerinle anacığının gönlüne basamaklar yapsaydın.

O KADAR GERCEK VE DERİN BİR YAZIKI,GELİNLER KAYNANALARINI NEDEN İSTEMEZLER,YARIN AYNININDA BAŞLARINA GELECEKLERİNİ BİLMEZLERMİ,OGULLAR NE DİYE EŞLERİNİ ANNELERİNE TERCİH EDERLER,ANNENİN DUASININ HİKMETİNİ BİLMEZLERMİ,ANNE YADA BABADAN BİRİNİN HAYATTA OLUP ,ONA BAKMAYANIN BURNU SÜRÜNSÜN DİYE S.A.V İN HADİSİNİ DUYMADILARMI,YOKSA HEPSİNİ BİLİYORUZDA ,DÜNYANIN ZEVKİ UGRUNA NEFSİMİZEMİ DALİYORUZ.SONUNDA İNSANLARIN DEĞERİNİ ANLAMAK İÇİN İLLADA ONLARI KAYBETMEK GEREKMEZ SÖZÜNE MAZHAR OLUYORUZ SANIRIM.MEVLAM CC BİZLERİ HAYIRLI EVLATLARDAN EYLESİN

ANNE YADA BABAMİZ İKİSİNDEN BİRİ HAYATTA İKEN CENNETİ KAZANMAYI CÜMLEMİZE NASİP ETSİN....

GERÇEKTEN ÇOK GÜZELDİ.YÜREGİNİZE SAĞLIK.
 

an-ı seyyale

br garip gezgin
 
Üyelik Tarihi
27 Ağu 2009
Mesajlar
1,673
Aldığı Beğeniler
16
Konum
bir garip dünya
Takım
Diğer
maalesef dinden uaklaştıkça vefasızlıklar artacak daha
vefasızlık munafıklık alametlerindndir allah korusun
 

YaRêN

GüIefşaN
 
Üyelik Tarihi
16 May 2012
Mesajlar
5,191
Aldığı Beğeniler
11,197
Konum
Olduğum Yerden
Takım
Galatasaray
c276b26ca5d4d5327fedb765a0d8079e_1271174143.jpg



Beni de götürsen İstanbul’a senden başka dayanağım yok.” diyerek tuttu titreyen elleriyle oğlunun bileğinden. “Ne olur!” dedi “Ne olur beni de götür oğul; tek başıma yapamıyorum buralarda.” Anadolu’nun tozlu topraklı köylerinin kavak yeli kokan diliyle serzenişte bulundu evlâdına. Yalnız kalmak artık tak demişti canına. Oğlundan gelen cevap yaşlı gözlerini donuklaştırıverdi: “Olmaz ana; biliyorsun götüremem seni!” Damarları çıkmış derisi büzüşmüş cefakâr elleriyle yazmasını düzeltti: “Yakınında bir yere oturtsan beni oğlum; tövbe girmem evine; düzeninize karışmam! Arada bir torunlarımı severim. Yok onu da istemezsen dışarı bile çıkmam. Yeter ki yakınında olayım evlâdım!” Sesinde acı bir feryat gizliydi aslında. Birkaç kez yutkundu. Biricik evlâdından gelen cevap olumsuzdu. Zeynep Nine bakakaldı oğlunun arkasından.

Yaşlıydı hastaydı. Gözlerinde kalın çerçeveli bir gözlük vardı. Yazmasını başından çenesinin altına dolandırıp bağlardı. Bir ucu yanıktı yazmasının gönlünün bir yanının hep yanık olduğu gibi. Yalnızlık belini biraz daha bükmüştü. Gözlerinden süzülen birkaç damla yaş sanki daha da artırmıştı yorgun yılların remzi olan göz kenarlarındaki çizgileri. Garip kalmıştı yine Zeynep Nine. Oğluna bir yuva kurmuştu mutlu olsun diye; ama o yuvada şimdi yeri yoktu. Gelini kesin kararını vermiş; “Ya o ya ben!” diyerek Zeynep Nine’ye evinin ve gönlünün kapılarını tamamen kapatmıştı. Hâlbuki bir huysuzluğu da yoktu Zeynep Nine’nin; sessiz ve sakindi ne etliye ne sütlüye karışırdı. Ama gel gör ki yaşın getirmiş olduğu istenmeyen sakarlıklar ve bitmeyen hastalıklar Zeynep Nine’yle gelini arasına soğuk bir duvar gibi girmişti. Hâl böyle olunca torunları da oğluyla beraber hasret defterine eklenmişti yaşlı kadıncağızın.

Gitmişti biricik evlâdı. Anacığını bir sürü dertle bırakıp gitmişti. Evinin duvarına yaslandı önce sonra dut ağacın gölgesinin düştüğü yere oturdu. Uzayıp giden tozlu yolların kıvrımlarına dalıp gitti. Şalvarına yapışan çamurların kuruyanlarını temizledi. Kuru bir yaprak düştü kucağına. Alıp ezdi avuçlarında. Gözleri yaşla doldu yine. Yalnızlık çok zordu. Oğlunun gidişinden çok vefasızlığı hırpalamıştı ruhunu. Eşini kaybettiğinde bile bu kadar üzülmemişti. Bir an dalıp gitti mazi yamaçlarına. Oğlunun okula başladığı gün geldi aklına. Dut ağacının altında taramıştı saçlarını biricik evlâdının. Bazlama yapmıştı Zeynep Kadın o gün evlâdı için. Yanına da sıcacık tarhana çorbası. Tarladan da kıpkırmızı domates getirmişti. Zeynep Nine birden çocuklar gibi masumlaştı nemlenen gözlerini avuç içleriyle sildi. Oturduğu dut ağacının gölgesinden kalktı. Gün akşama dönüyordu. Zeynep Nine ömrünün akşamında hüzünle arkadaştı artık.

Zaman Zeynep Nine’nin yaşlılığını git gide artırıyordu. O yılın kasım ayı sonlarına doğru kalın çerçeveli kocaman gözlüğünü taktığı gözleri görmez oldu. Zaten güç belâ yaptığı işleri daha da zorlaşmıştı. ALLAH’tan komşuları hâl ve hatırını soruyor ihtiyaçlarını görmeye geliyordu. Oğlu çok sonraları öğrenecekti annesinin gözlerinin âmâ kaldığını. Zeynep Nine’de yeni bir ümit peyda olmuştu. “Acaba” diyordu “Acaba ömrümün görmeyen gözle geçecek bu son demlerini onların yanında geçirebilir miyim?” Yalnızlık iyice koyulaşmıştı ufkunda ihtiyar kadının. Bir de evinin kapısına çıkan o koca tümsek… Merdiven yoktu kapısının önünde toprak bir tümsek üzerinden geçip öyle varabiliyordu kapısına. Gözleri görürken bile zor çıktığı bu tümseği şimdi nasıl çıkacaktı? Ama evlâdı onu bu hâlde bırakmazdı evine koymasa da yakınlarında bir yerde ev tutup onu da götürürdü İstanbullara… Bekliyordu oğlundan bir soluk bekliyordu… Nihayet bir gün muhtar oğlundan haber getirdi Zeynep Nine’ye. Anasının gözlerinin görmediğini öğrenen oğul ömrünün son demlerinde rahat etsin diye evinin önüne merdiven yaptıracaktı yaşlı kadının. “Oğlun kapının önüne basamak yaptıracak Zeynep Ana sen inip çıkarken zorlanma diye…” Muhtarın bu cümlesi zavallı kadının son ümitlerini de boşa çıkarmıştı. “Tamam” dedi yaşlı ve yaslı gönlünü avutmaya çalışarak. “ALLAH razı olsun.” diye ekledi. Öyle ya bunu da yapmayabilirdi. Muhtar evin önüne basamaklar yapılıncaya kadar Zeynep Nine’yi evinde misafir edecekti.

Basmakların tamamlandığı günün sabahında oğlu geldi Zeynep Nine’nin. Evlerinin önünde durdu basamaklar tam Zeynep Nine’ye göre yapılmıştı. Fazla yüksek olmayan yan tarafında demir parmaklığı olan… Saydı: Bir iki üç… Tam yedi basamak vardı. Evin boyası eskimiş kapısına baktı. Dudakları titredi gözleri doldu. Dut ağacın gölgesi düşmüştü yine duvar kenarına. Biraz ilerde anacığının kendisine mis gibi tarhanalar pişirdiği ocağı gördü. İçi burkuldu küt diye bir şey düştü sanki gönlünün vefasız yanına. Bu sırada bir el dokundu omzuna: “Başın sağ olsun Bilâl!” Başı öne düştü “Dostlar sağ olsun.” derken. Yukarı mahalleden eski bir arkadaşıydı gelen. “Çok iyi insandı Zeynep Teyze. Az ekmeğini yemedim Bilâl inşALLAH mekânı Cennet olur…” diye ekledi eski dost. Sustu vefasız oğul. Yutkundu. Islanan yanaklarını silerken şunları söyleyebildi: “Bu basamakları onun için yaptırmıştım. Kolay inip çıksın diye…” Arkadaşı kafasını salladı yüzü hüzne döndü: “Keşke buraya basamak yaptırana kadar kendi ellerinle anacığının gönlüne basamaklar yapsaydın. Olmadı be arkadaş sana yakıştıramadık duyduklarımızı gördüklerimizi. Çok yalnız bıraktın Zeynep Teyze’yi. Hiç olmazsa arada bir gelip hatırını sorsaydın gönlünü alsaydın. Neyse tekrar başın sağ olsun…” Ne doğru konuşmuştu eski dost. Yüreği ezildi Bilâl’in gözleri doldu: “Bir kez bile çıkamadın bu basamaklardan. Keşke hayırlı bir evlât olup ben senin gönlüne çıkabilseydim basamak basamak. Anacığım hakkını helâl et bu vefasız oğluna. Ne olur hakkını helâl et!”
 

Necmeddin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Ocak 2006
Mesajlar
10,138
Aldığı Beğeniler
179
Konum
Batman
Takım
Diğer
Keşke buraya basamak yaptırana kadar kendi ellerinle anacığının gönlüne basamaklar yapsaydın.
ALLAH CC RAZI OLSUN ÇOK GÜZELDİ.Ne yazıkkı bu basamakları evlatlar ,annelerinin kiymetlerini bilmedikleri icin yapmiyorlar,eşlerini annelerine tercih ettiklerinden,o eşlerinde nasil evlatlari annelerinden ayiriyorlarsa,yarin onlarin evlatlarida aynen onlari ayiracaklarini bi duşunseler,bu durumlara duşmezler sanirim.arapcada men dakku dukka denir,eden bulur

kim ne yapmissa muhakkak onu etmeden gitmeyecek oldugunu RABBIM şuur versin,versin ki ,ayaklarinin altina konulan cennet ile RABBIM in onlari buyuttugu ANNELERİMİZE vefasiz olmayalim.

RABBIM azze ve celle annelerimizin kiymetlerini bilip,onlarin gönüllerinde veysel karani k.s gibi gönül basamaklarini döşeyenlerden eylesin cümlemizi...
 

YaRêN

GüIefşaN
 
Üyelik Tarihi
16 May 2012
Mesajlar
5,191
Aldığı Beğeniler
11,197
Konum
Olduğum Yerden
Takım
Galatasaray
Aminnnnnnn Allah razı olsun abi güzel yorumun için teşekkürler...
 

Beste

Dert etme Duâ et..
 
Üyelik Tarihi
13 Eki 2009
Mesajlar
11,177
Aldığı Beğeniler
18,751
Konum
Sessiz
Takım
Galatasaray
Üst Alt