"Aklıma sen geliyorsun..."
...Boşluğuma düşüyorsun. Gelmemen gerekirdi. Aklımın en uzak yerine sığınıyorsun! Gözlerim Sen'i arıyor! Bilmiyorduk... Ve görüyorum ikimizi... Yorgun gülüşlerim, hüzünlü bedenine nasıl da tamamlayıcıydı. Hala da öyle!..
Şimdi hüzünleri çiğneyen bir cahilim! Sen içine çektiğin yarım zehirleriyle damarlarına isyansın. Hatamız vardı. Az bekleseydin! Dinlenseydin! Yüreğimden adını söküp gitseydin! Kaldın... Kendime artamadım... Sana fazlalaştım. Kendime hep eksiktim...
Günahın parmaklarımın ucundaki mavi benekli kan çiçekleriydi. Oysa! Benim hatalarımı taşyacak kadar büyümedin sen! "Kabulümsün" dedin, "söz" başladı. Kısa cümlelerle anca anlaşabiliyorduk. Çünkü biz zamanı susarak konuşturuyorduk! Gevezeydi gözlerimiz!..
Öylesine severdik ki, göz göze gelemezdik bile! Ve mahremime aldım seni. Ruhunun hassas yanındaydım. İhmalim oldun. Ve senden düştüm. Gözlerin yere indi. Ayrılıklar hep acılı olmazdı ya! Farklıydık işte...
Ayrılamadığımızı biliyorduk. Veya biliyordum! Yine alnına bulaştı bulutlar. Bende sevdalara yenik düşme hastalığı var!
Sen yağmurları düşürdüğünde gözlerinden ben, her bir damlayı kurak yüreğime indirmek için seni üzmeyi bile denedim, inan!...
Hırçındın... Yaktığın bütün cümleler, beni haykıramamaktandı. Sen deli yüreğimi severdin. Sarıp, sustururdun! Ben şimdi kimin gözlerinden çocuklarımızın ellerinden tutarak koşayım? Saçlarımda kimin için izmaritleri söndüreyim! Yüreğimi kimin ellerine teslim edeyim...
Seviyorum demek kolay mı! Sen'den sonrası yok!... Sen varsın... İstesen de, istemesen de!...
Varsın... Varsın... Varsın...
Artık yanmaktan korkmuyorum. Güneşi bile yakma cesareti olan ve sabaha karanlık örtenden daha ne beklenir ki...
Değil arş, arz şahit kesilir bittiğim yerde. Bilirler ki, her hayale bürünüşümde, gerçeklik saklarız ardımızda.
Ne olursa olsun, 'yaşamamaya' karar verdim. Ve yavaş yavaş satırların arasından çekiliyorum. Okuyacak olduğum bambaşka bir hayat var. Kıskançlık yanımız aşka gelirse korkarım ki 'kalbim' dahi durduramaz...
Aşk olsun ki, sabretmeyi biliyor gönül... Kan tükürdüysem ömrüne, o senin acındandır. Ben sevmekten yoruldum. Son duam "aşk sana dokunmasın"
Eğer dokunursa acırsın/ben gibi acınırsın!
Ekmeğim gibiydin. Seni yüreğime bastırdıkça doyuyordum. Şimdi seni düşlerime almaktan korkuyorum...
Dilime dolanmış öyle çok sözcük var ki sana haykırmayı bekleyen. Fakat yüreğim karşısında eriyip hayal oluyor hepsi. Konuşamadığım acılarımı kekemelikle dile getiriyorum.
Istırapların ummanında sızılara karışıyorum.
Arzuların çelme takıp kaçıyor hayatımdan. İstemek, istemediğini bitirmek miydi! Kaç defa istenilmemeyi yaşadın sen! Kolundan tutup zorladığın kaç yaralı oldu ardında...
Git-me...
Yollar sevdalıların cesetleriyle dolu. Çiğne-me. Başına aşk musallat olur. Düşün-me. Sen dönmedikçe ölmem ben...
Silebilsem keşke. Kırbaçlayabilsem sevgimi sende! Sabırlar dayanıksız. Acılar yamalı. Dön-me. Şikayetim ne yokluğuna ne varlığına! İlimim yalnızlığımın çaresizliğine cahil!...
...Boşluğuma düşüyorsun. Gelmemen gerekirdi. Aklımın en uzak yerine sığınıyorsun! Gözlerim Sen'i arıyor! Bilmiyorduk... Ve görüyorum ikimizi... Yorgun gülüşlerim, hüzünlü bedenine nasıl da tamamlayıcıydı. Hala da öyle!..
Şimdi hüzünleri çiğneyen bir cahilim! Sen içine çektiğin yarım zehirleriyle damarlarına isyansın. Hatamız vardı. Az bekleseydin! Dinlenseydin! Yüreğimden adını söküp gitseydin! Kaldın... Kendime artamadım... Sana fazlalaştım. Kendime hep eksiktim...
Günahın parmaklarımın ucundaki mavi benekli kan çiçekleriydi. Oysa! Benim hatalarımı taşyacak kadar büyümedin sen! "Kabulümsün" dedin, "söz" başladı. Kısa cümlelerle anca anlaşabiliyorduk. Çünkü biz zamanı susarak konuşturuyorduk! Gevezeydi gözlerimiz!..
Öylesine severdik ki, göz göze gelemezdik bile! Ve mahremime aldım seni. Ruhunun hassas yanındaydım. İhmalim oldun. Ve senden düştüm. Gözlerin yere indi. Ayrılıklar hep acılı olmazdı ya! Farklıydık işte...
Ayrılamadığımızı biliyorduk. Veya biliyordum! Yine alnına bulaştı bulutlar. Bende sevdalara yenik düşme hastalığı var!
Sen yağmurları düşürdüğünde gözlerinden ben, her bir damlayı kurak yüreğime indirmek için seni üzmeyi bile denedim, inan!...
Hırçındın... Yaktığın bütün cümleler, beni haykıramamaktandı. Sen deli yüreğimi severdin. Sarıp, sustururdun! Ben şimdi kimin gözlerinden çocuklarımızın ellerinden tutarak koşayım? Saçlarımda kimin için izmaritleri söndüreyim! Yüreğimi kimin ellerine teslim edeyim...
Seviyorum demek kolay mı! Sen'den sonrası yok!... Sen varsın... İstesen de, istemesen de!...
Varsın... Varsın... Varsın...
Artık yanmaktan korkmuyorum. Güneşi bile yakma cesareti olan ve sabaha karanlık örtenden daha ne beklenir ki...
Değil arş, arz şahit kesilir bittiğim yerde. Bilirler ki, her hayale bürünüşümde, gerçeklik saklarız ardımızda.
Ne olursa olsun, 'yaşamamaya' karar verdim. Ve yavaş yavaş satırların arasından çekiliyorum. Okuyacak olduğum bambaşka bir hayat var. Kıskançlık yanımız aşka gelirse korkarım ki 'kalbim' dahi durduramaz...
Aşk olsun ki, sabretmeyi biliyor gönül... Kan tükürdüysem ömrüne, o senin acındandır. Ben sevmekten yoruldum. Son duam "aşk sana dokunmasın"
Eğer dokunursa acırsın/ben gibi acınırsın!
Ekmeğim gibiydin. Seni yüreğime bastırdıkça doyuyordum. Şimdi seni düşlerime almaktan korkuyorum...
Dilime dolanmış öyle çok sözcük var ki sana haykırmayı bekleyen. Fakat yüreğim karşısında eriyip hayal oluyor hepsi. Konuşamadığım acılarımı kekemelikle dile getiriyorum.
Istırapların ummanında sızılara karışıyorum.
Arzuların çelme takıp kaçıyor hayatımdan. İstemek, istemediğini bitirmek miydi! Kaç defa istenilmemeyi yaşadın sen! Kolundan tutup zorladığın kaç yaralı oldu ardında...
Git-me...
Yollar sevdalıların cesetleriyle dolu. Çiğne-me. Başına aşk musallat olur. Düşün-me. Sen dönmedikçe ölmem ben...
Silebilsem keşke. Kırbaçlayabilsem sevgimi sende! Sabırlar dayanıksız. Acılar yamalı. Dön-me. Şikayetim ne yokluğuna ne varlığına! İlimim yalnızlığımın çaresizliğine cahil!...

:lac: