[B]Adamın biri çok mütevazidir.
Rabbimiz onu o kadar çok seviyor ki, yolda giderken güneş yakmasın diye başında bir bulutu da takipçi gönderiyor.
Nereye giderse bulut başının üzerinde ona gölge ediyor, şemsiye gibi mütevazi insanı gölgesi altında tutuyor.
O adamın o halini gören fakir, perişan bir kimse boynunu büküyor, o yolda giden adamın haline bakıyor,
"Ne büyük adam, ne iyi insan, güneş beni yakıyor, fakat onu yakmıyor, onun başında bir bulut var. Yaklaşayım da o büyük zatın, o muhterem insanın gölgesinden ben de istifade edeyim" diyor ve arkasından hızla yürüyor.
Yolda yetişiyor ve "Affedersiniz, bana doğru bir bakar mısınız?" diyor.
Adam geri dönüp bakıyor ki, hırpanî giyimli, fakir, perişan bir insan.
"Ne diyorsun?" diyor.
"Efendim, ben takip ettim, bu bulut devamlı siz nereye gitseniz başınızda bulunuyor, size gölge ediyor. Demek siz büyük bir insansınız. Ben de sizin bulutunuzdan istifade edebilir miyim, sizin gölgenizde yürüyebilir miyim?" diyor.
O anda adam boş bulunuyor, bir kibir ve gurura kapılıyor ve diyor ki:
"Gel gel, yakınıma gel, benim gölgemde daha senin gibi niceleri istifade eder."
O adamı da yanına alarak yürümeye devam ediyor. Ama şeytan durmuyor, vesvese yağdırıyor:
"Sen büyük adamsın, acizler, fakirler, zayıflar, zavallılar senin gölgende gidiyor. Sen âlim, fâzıl adamsın. Sen başında bulut gezdiren adamsın."
Ve adam şeytanın vesvesesine kanıyor ve kendi içinden,
"Ben büyük adamım" duygusuna kapılıyor.
Bir müddet bu duygular içerisinde kendine çalım vererek yürüdükten sonra bir çeşme başına varıyorlar. Bir müddet dinlenip su içiyorlar. Adam kalkıyor, fakat o fakir, mütevazı adam bunun yürüyüşünde bir çalım olduğunu, konuşmalarında bir kibir, gurur olduğunu anlayınca daha onu takip etmiyor. Ve çeşmenin başından kalkmıyor.
Adam bir müddet gittikten sonra tepesinde bir yanma hissediyor, elini atıyor ki başı ateş gibi. Bir de yukarı bakıyor ki, bulut yok.
Geriye dönüp baktığında da, görüyor ki, o fakir mütevazi adam çeşmenin başında, bulut da onun tepesinde bekliyor.
Bulut kendini kibire, gurura kaptıran adamı bırakıyor, tevazuu esas alan adamın başına gidiyor, onu bekliyor.
[/B]
Rabbimiz onu o kadar çok seviyor ki, yolda giderken güneş yakmasın diye başında bir bulutu da takipçi gönderiyor.
Nereye giderse bulut başının üzerinde ona gölge ediyor, şemsiye gibi mütevazi insanı gölgesi altında tutuyor.
O adamın o halini gören fakir, perişan bir kimse boynunu büküyor, o yolda giden adamın haline bakıyor,
"Ne büyük adam, ne iyi insan, güneş beni yakıyor, fakat onu yakmıyor, onun başında bir bulut var. Yaklaşayım da o büyük zatın, o muhterem insanın gölgesinden ben de istifade edeyim" diyor ve arkasından hızla yürüyor.
Yolda yetişiyor ve "Affedersiniz, bana doğru bir bakar mısınız?" diyor.
Adam geri dönüp bakıyor ki, hırpanî giyimli, fakir, perişan bir insan.
"Ne diyorsun?" diyor.
"Efendim, ben takip ettim, bu bulut devamlı siz nereye gitseniz başınızda bulunuyor, size gölge ediyor. Demek siz büyük bir insansınız. Ben de sizin bulutunuzdan istifade edebilir miyim, sizin gölgenizde yürüyebilir miyim?" diyor.
O anda adam boş bulunuyor, bir kibir ve gurura kapılıyor ve diyor ki:
"Gel gel, yakınıma gel, benim gölgemde daha senin gibi niceleri istifade eder."
O adamı da yanına alarak yürümeye devam ediyor. Ama şeytan durmuyor, vesvese yağdırıyor:
"Sen büyük adamsın, acizler, fakirler, zayıflar, zavallılar senin gölgende gidiyor. Sen âlim, fâzıl adamsın. Sen başında bulut gezdiren adamsın."
Ve adam şeytanın vesvesesine kanıyor ve kendi içinden,
"Ben büyük adamım" duygusuna kapılıyor.
Bir müddet bu duygular içerisinde kendine çalım vererek yürüdükten sonra bir çeşme başına varıyorlar. Bir müddet dinlenip su içiyorlar. Adam kalkıyor, fakat o fakir, mütevazı adam bunun yürüyüşünde bir çalım olduğunu, konuşmalarında bir kibir, gurur olduğunu anlayınca daha onu takip etmiyor. Ve çeşmenin başından kalkmıyor.
Adam bir müddet gittikten sonra tepesinde bir yanma hissediyor, elini atıyor ki başı ateş gibi. Bir de yukarı bakıyor ki, bulut yok.
Geriye dönüp baktığında da, görüyor ki, o fakir mütevazi adam çeşmenin başında, bulut da onun tepesinde bekliyor.
Bulut kendini kibire, gurura kaptıran adamı bırakıyor, tevazuu esas alan adamın başına gidiyor, onu bekliyor.
[/B]