Başörtüsü konusunda çekilen bunca sıkıntı, sonunda bazı önemli noktaların altının çizilmesini sağladı. Bu noktaları şu şekilde sıralayabiliriz:
1) Başbakan Erdoğan, Danimarkada yaptığı konuşmada, Bu bizim önümüzde bir sorundur, er veya geç çözülmelidir demiş, böylelikle irade beyanında bulunmuştur. Bunun yanında Başbakanın başörtüsü konusunda karar mevkiinde olanların bu konunun dinî hükmünü ve değerini bilen ulema olduğunu söylemesi de son derece önemlidir (Zaman, 16 Kasım 2005). Ne mahkemeler ne de başkaları, dinî bir vecibenin dinî değeri konusunda karar veremez. Bu, ancak o dinin meşru otoritelerinin tayin edebileceği bir husustur ki, İslam dininde meşru otorite, dinin aslına ve usulüne uygun istinbatlarda bulunabilen alimler, İslam bilginleridir.
AİHMnin başörtüsü yasağı konusunda Müslüman din bilginlerinden görüş almaması büyük bir hatadır. Dünyaca ünlü insan hakları savunucusu Norveçli uzman Prof. Dr. Tore Lindholm da aynı kanaattedir: AİHM doğru bir karar vermek için daha akademik kaynaklara başvurmalıydı. İslam üzerine uzman olan birçok bilim adamı, başörtüsü takmanın İslamın zorunlu bir kuralı olduğunu belirtiyor. (Zaman, 10 Kasım 2005)
2) AİHM, başörtüsü yasağına cevaz veriyor; ama başörtüsü yasaklansın demiyor. Dolayısıyla AİHM yargıcı Rıza Türmenin de açıkça belirttiği gibi, Karar başörtüsü yasağının kaldırılmasına engel değil. Daha önce AİHMde Türkiyenin avukatlığını yapan Anayasa hukukçusu Prof. Dr. Ergun Özbudun da Türkiye bu yasağı kaldırmak isterse AİHMnin kararı buna engel oluşturmaz. AİHM, Türkiyenin özel şartlarını dikkate alarak yasakla sözleşmenin ihlal edilmediğine karar vermiştir. Bu karardan başörtüsü yasaklanmalıdır veya bu yasak kaldırılamaz sonucu çıkmaz. Mahkeme yasak koyup koymamayı Türkiyenin inisiyatifine bırakmıştır. demektedir. (Zaman, 12 Kasım 2005) Kısaca Mahkeme mevcut mevzuatı referans almıştır, hükümet bu mevzuatı değiştirecek olsa, AİHMnin yeni mevzuata itiraz etme hakkı yoktur.
3) TBMM Başkanı Sayın Bülent Arınç, son derece yerinde bir öneri getirerek siyasî olmayan başörtüsünün ne olduğunu sormuş, tanımının yapılmasını istemiş ve bu tanım çerçevesinde kızlar başörtüsü taksın demiştir (Zaman, 14 Kasım 2005). Eğer amaç, bağcı dövmek değil de üzüm yemek ise yasakçılar, siyasî olmayan başörtüsünün ne olduğunu açık seçik olarak belirtsinler. Göz önüne alacakları tek husus, Kuran ve Sünnette açıkça belirtildiği üzere kendiliğinden görünen el, ayak ve yüzün dışındaki bedenin örtülmesi gerektiği hükmüdür. Her renkte ve modelde elbise veya örtü mümkündür. Ödün verilmeyecek tek şey saç dahil bedenin avret sayılmasıdır. Ayrıca bazı insanların nasıl oluyor da başkalarının giyimi konusunda fikir yürütme veya model empoze etme haklarına sahip olduğu hususu tartışılmalıdır.
4) Üniversiteler çerçevesinde Avrupada başörtüsünün yasak olduğu tek bir ülke gösterilemez. Başörtüsünün üniversitelerde serbest olması, uygulamada AB için bir standart oluşturmaktadır. Çünkü AB standartlarına göre üniversitede okuyanlar öğrenci olmaktan çıkmış, etüdyen olmuştur. AB ülkelerinde uygulama bu iken, Türkiyede yasağın sürmesi, ABnin Türkiyede okuyan milyonlarca insanı hâlâ vesayet altına alınmaya muhtaç öğrenciler olarak gördüğünü gösteriyor. Türkiyenin birçok konuda olduğu gibi, başörtüsü konusunda da kendini AB standartlarına uydurması gerekmez mi? Bunun gibi AB ülkelerinde askerî rejim ürünü YÖK de yoktur. Ama yazık ki AB, ne başörtüsü ne de YÖK konularında Türkiyeye herhangi bir telkinde bulunuyor. Bu da milyonlarca insanın AB sürecinden soğumasına ve desteğini çekmesine sebep oluyor.
ALİ BULAÇ
05.12.2005
1) Başbakan Erdoğan, Danimarkada yaptığı konuşmada, Bu bizim önümüzde bir sorundur, er veya geç çözülmelidir demiş, böylelikle irade beyanında bulunmuştur. Bunun yanında Başbakanın başörtüsü konusunda karar mevkiinde olanların bu konunun dinî hükmünü ve değerini bilen ulema olduğunu söylemesi de son derece önemlidir (Zaman, 16 Kasım 2005). Ne mahkemeler ne de başkaları, dinî bir vecibenin dinî değeri konusunda karar veremez. Bu, ancak o dinin meşru otoritelerinin tayin edebileceği bir husustur ki, İslam dininde meşru otorite, dinin aslına ve usulüne uygun istinbatlarda bulunabilen alimler, İslam bilginleridir.
AİHMnin başörtüsü yasağı konusunda Müslüman din bilginlerinden görüş almaması büyük bir hatadır. Dünyaca ünlü insan hakları savunucusu Norveçli uzman Prof. Dr. Tore Lindholm da aynı kanaattedir: AİHM doğru bir karar vermek için daha akademik kaynaklara başvurmalıydı. İslam üzerine uzman olan birçok bilim adamı, başörtüsü takmanın İslamın zorunlu bir kuralı olduğunu belirtiyor. (Zaman, 10 Kasım 2005)
2) AİHM, başörtüsü yasağına cevaz veriyor; ama başörtüsü yasaklansın demiyor. Dolayısıyla AİHM yargıcı Rıza Türmenin de açıkça belirttiği gibi, Karar başörtüsü yasağının kaldırılmasına engel değil. Daha önce AİHMde Türkiyenin avukatlığını yapan Anayasa hukukçusu Prof. Dr. Ergun Özbudun da Türkiye bu yasağı kaldırmak isterse AİHMnin kararı buna engel oluşturmaz. AİHM, Türkiyenin özel şartlarını dikkate alarak yasakla sözleşmenin ihlal edilmediğine karar vermiştir. Bu karardan başörtüsü yasaklanmalıdır veya bu yasak kaldırılamaz sonucu çıkmaz. Mahkeme yasak koyup koymamayı Türkiyenin inisiyatifine bırakmıştır. demektedir. (Zaman, 12 Kasım 2005) Kısaca Mahkeme mevcut mevzuatı referans almıştır, hükümet bu mevzuatı değiştirecek olsa, AİHMnin yeni mevzuata itiraz etme hakkı yoktur.
3) TBMM Başkanı Sayın Bülent Arınç, son derece yerinde bir öneri getirerek siyasî olmayan başörtüsünün ne olduğunu sormuş, tanımının yapılmasını istemiş ve bu tanım çerçevesinde kızlar başörtüsü taksın demiştir (Zaman, 14 Kasım 2005). Eğer amaç, bağcı dövmek değil de üzüm yemek ise yasakçılar, siyasî olmayan başörtüsünün ne olduğunu açık seçik olarak belirtsinler. Göz önüne alacakları tek husus, Kuran ve Sünnette açıkça belirtildiği üzere kendiliğinden görünen el, ayak ve yüzün dışındaki bedenin örtülmesi gerektiği hükmüdür. Her renkte ve modelde elbise veya örtü mümkündür. Ödün verilmeyecek tek şey saç dahil bedenin avret sayılmasıdır. Ayrıca bazı insanların nasıl oluyor da başkalarının giyimi konusunda fikir yürütme veya model empoze etme haklarına sahip olduğu hususu tartışılmalıdır.
4) Üniversiteler çerçevesinde Avrupada başörtüsünün yasak olduğu tek bir ülke gösterilemez. Başörtüsünün üniversitelerde serbest olması, uygulamada AB için bir standart oluşturmaktadır. Çünkü AB standartlarına göre üniversitede okuyanlar öğrenci olmaktan çıkmış, etüdyen olmuştur. AB ülkelerinde uygulama bu iken, Türkiyede yasağın sürmesi, ABnin Türkiyede okuyan milyonlarca insanı hâlâ vesayet altına alınmaya muhtaç öğrenciler olarak gördüğünü gösteriyor. Türkiyenin birçok konuda olduğu gibi, başörtüsü konusunda da kendini AB standartlarına uydurması gerekmez mi? Bunun gibi AB ülkelerinde askerî rejim ürünü YÖK de yoktur. Ama yazık ki AB, ne başörtüsü ne de YÖK konularında Türkiyeye herhangi bir telkinde bulunuyor. Bu da milyonlarca insanın AB sürecinden soğumasına ve desteğini çekmesine sebep oluyor.
ALİ BULAÇ
05.12.2005