- Üyelik Tarihi
- 2 Eyl 2005
- Mesajlar
- 1,072
- Aldığı Beğeniler
- 2
1- Bediüzzaman Said Nursi, insanın asıl vazifesinin Kuran-ı Hakimin Hazine-i alisinin bir dellalı olduğunu ifade ederken, Kuranın mücevher dükkanından faydalanmaları ve murad edilen gayeye ulaşmaları için bu dellallığı üstlendiğini ifader eder.
Bunun için hangi şartlar altında olursa olsun, ırk, din ve renk farkı gözetmeksizin, çalışma sahasının her zaman sadece insan odaklı olduğunu ilan eden Bediüzzaman Said Nursi, bu hakikati dile getirirken şöyle buyurur: Kuran-ı Hakimin Hazine-i alisinin dellallığı cihetindeki muvakkat, sırf Kurana ait bir şahsiyetim var
Diğer bir eserinde ise şöyle buyurur:
Hem Müflis bir adamın , gayet kıymetdar ve zengin elmas ve mücevherat dükkanının dellalı olduğu gibi, ben dahi mukaddes ve Kurani bir dükkanın dellalıyım. (2).
Ayrıca der ki:
Müflis olduğumuz halde, çok değerli bir mücevherat hazinesinin hizmetkarları ve dellalıyız (3).
Bunun dışında; Biz bu Nurun maliki değiliz, belki Kuran mücevherat dükkanının zaif, basit birer dellalıyız (4) diye buyurur.
Bediüzzaman, bu vazife ile, yani dellallık vazifesiyle iftihar ederdi, büyük bir şeref ve eşsiz bir izzet kaynağı olduğunu beyan buyururdu.
Kuran-ı Kerimin çarşı ve mücevherat dükkanı ise, şu sınırsız kainat ile muhtelif varlıkları barındıran, masnuatları, denizleri, dağ ve ağaçları, yeryüzü, gökyüzü, yıldızlar, çiçek ve meyvelerdir.
Kudret-i İlahiyye, Hikmet-i Rabbaniye ve Bedayi-i Sanat-ı Samedaniye damgasını taşıyan bu mücevherler ile yazılı Kuran-ı Kerimin ayetleri arasında bir irtibat olduğunu söyler. Yazılı Kuran ile görünür Kuran arasındaki hükümleri birbirine bağlar. Kuran-ı Kerimi indiren kim ise, görünen Kuranı ibda ve icad eden de odur. Bunların her ikisi sanilerini gösteren birer cevherdirler.
Bunun için hangi şartlar altında olursa olsun, ırk, din ve renk farkı gözetmeksizin, çalışma sahasının her zaman sadece insan odaklı olduğunu ilan eden Bediüzzaman Said Nursi, bu hakikati dile getirirken şöyle buyurur: Kuran-ı Hakimin Hazine-i alisinin dellallığı cihetindeki muvakkat, sırf Kurana ait bir şahsiyetim var
Diğer bir eserinde ise şöyle buyurur:
Hem Müflis bir adamın , gayet kıymetdar ve zengin elmas ve mücevherat dükkanının dellalı olduğu gibi, ben dahi mukaddes ve Kurani bir dükkanın dellalıyım. (2).
Ayrıca der ki:
Müflis olduğumuz halde, çok değerli bir mücevherat hazinesinin hizmetkarları ve dellalıyız (3).
Bunun dışında; Biz bu Nurun maliki değiliz, belki Kuran mücevherat dükkanının zaif, basit birer dellalıyız (4) diye buyurur.
Bediüzzaman, bu vazife ile, yani dellallık vazifesiyle iftihar ederdi, büyük bir şeref ve eşsiz bir izzet kaynağı olduğunu beyan buyururdu.
Kuran-ı Kerimin çarşı ve mücevherat dükkanı ise, şu sınırsız kainat ile muhtelif varlıkları barındıran, masnuatları, denizleri, dağ ve ağaçları, yeryüzü, gökyüzü, yıldızlar, çiçek ve meyvelerdir.
Kudret-i İlahiyye, Hikmet-i Rabbaniye ve Bedayi-i Sanat-ı Samedaniye damgasını taşıyan bu mücevherler ile yazılı Kuran-ı Kerimin ayetleri arasında bir irtibat olduğunu söyler. Yazılı Kuran ile görünür Kuran arasındaki hükümleri birbirine bağlar. Kuran-ı Kerimi indiren kim ise, görünen Kuranı ibda ve icad eden de odur. Bunların her ikisi sanilerini gösteren birer cevherdirler.