13 Kasım gecesi fenalaşarak rahmet-i Rahmâna kavuşan Seyrek, yakınlarından alınan bilgiye göre yaklaşık 10 yıldır akciğerlerinden rahatsızlık çekiyordu ve vücudunun bir kısmında felç vardı.
Ali Seyrek, Bediüzzaman Said Nursî ve Risale-i Nur'la ilk olarak 1940'lı yılların sonunda tanıştı. Bu tanışma hadisesi, gördüğü bir rüyanın ardından gerçekleşti ve bu rüya ile hayatında çok köklü değişimler yaşadı. Ali Seyrek, röportajda bu gelişmeyi şöyle aktarmıştı:
Rüyamda yağmur altında yürüyordum. Arkamdan biri sol omzuma vurdu. Döndüm Kimi arıyorsunuz? dedim. Ben Bediüzzamanım dedi. Yürüyerek evimin önüne kadar geldik. Yukarı davet ettim, kabul etmedi. Oğlum ben yine geleceğim. dedi. O gittikten sonra bağrımda kalın ampullerin ışığıyla koca bir lamelif yazıldı.
İlk başta bu rüyaya çok ehemmiyet vermeyen Ali Seyrek, 15 gün sonra bağlı bulunduğu Kadirî Şeyhi vefat edince, gönül dünyasında tarifi mümkün olmayan bir boşluk hissetmişti. Gittiği hiçbir yerde kalp sıkıntısını atamadı. Hâlini açtığı kimseler de sebebini anlayamadı. Derken, aklına, gördüğü rüya geldi ve Bediüzzamanı tanıyan, bilen birisinin olup olmadığını araştırmaya başladı. Bir süre sonra, Üstad Bediüzzaman'ı tanıyan birisini buldu ve ondan Üstad'la ilgili bilgiler aldı. Gün geçtikçe kalp acısı artan Seyrek, maddi sıkıntılara rağmen gerekli parayı denkleştirip Üstadı ziyaret etmeye karar verdi.
Ali Seyfi Seyrek, 1957 yılında gerçekleşen bu ziyaretiyle ilgili yaşadıklarını şöyle anlatır:
O dönemde kesat vardı memlekette. Akşama kadar çalışıp 2,5 lira kazanmak çok zordu. Benim de yalnızca 110 lira param var. Yeni evliyim, borcum çok ama gitmem gerekiyor artık. Benimle gidecek üç kişi daha çıktı. Otobüsle direkt Ispartaya gittik. Gece otelde kaldık. Bir yere gitmeden yakalamak için sabah erkenden kapısına gittik.
"Tahiri Mutlu Ağabey açtı kapıyı. Bir arkadaş Üstadı ziyarete geldiğimizi söyledi. Tahiri Ağabey, Üstadın ziyaretçi kabul etmediğini belirtti. 'Biz ziyarete gelmedik, çağrıldık' deyince, Üstadın dağlarda olduğunu, saat 12ye 10 kala gelmemizi söyledi. Şubatın 17siydi ve hava öyle soğuktu ki, biz dışarıda zor duruyorduk, Üstad dağlarda tefekkür ediyordu. Söylenen vakitte Üstad bir araba ile geldi. Arabadan inince Himalaya dağı gibi büyük göründü gözüme. Elini öptük. 'Siz şimdi gidin. Ben oralara geleceğim' dedi. Evinin yanına gittik. Oradaki bir odada Hüsrev Ağabey vardı. İçeridekilere isimlerimizi kaydettirdi. Oda kapısının arkasında 'Beni yüz kere görmekten bir defa kitaplarımı okumak iyidir' diye daktilo ile yazılmış bir yazı vardı. Buldana geri geldik. Gönlümüzdeki dağlarvarî dalgalar sustu. Üç gün sonra pazarda dolaşıyordum. Sol omzuma biri vurdu. Döndüm. Esmerce bir zat 'Ali Seyreki arıyorum' dedi. Benim deyince, elindeki kitap dolu bohçayı bana verdi. 'Kim gönderdi bunları?' dedim. 'Hiç sorma bilirsin cevabını' dedi ve gitti."
Ali Seyfi Seyrek, o günden sonra Nur risalelerini okuyup ezberlemeye; öğrendiği iman hakikatlerini çevresindekilere anlatmaya başladı. Bir taraftan da elle yazarak çoğaltıyordu. Gittiği her yerde etrafında kalabalık gruplar meydana geldi. Bazen gerçekten sorusu olan veya sorularla köşeye sıkıştırmak isteyen gruplar da çağırır. Makineli tüfek gibi gelen sorulara, Allahın izniyle, Risalelerden öğrendikleriyle cevap veriyordu.
İmana öyle susamıştı ki insanlar. Bir gün parkta oturmuş yine kalabalık bir grupla Allaha imanı konuşurken mebuslar geldi de, kimse kalkıp onların yanına gitmedi diyen Seyrek, kahvede, pazarda, parkta, bulduğu her fırsatta iman hakikatlerini anlatıyordu.
Kumaş ticaretiyle uğraşan Ali Seyfi Seyrek, Buldanda dokunan kumaşları çevre ilçelere satmak için Manisanın ilçelerine, Alaşehir, Salihli civarına gidiyordu. Yolda karşılaştıklarına, tren vagonlarındaki kalabalıklara Allahın varlığını ve diğer imanî hakikatleri anlatıyordu.
Üstad Bediüzzaman'ı önce rüyasında, ardından sadece bir kere görme şerefine nail olan Ali Seyfi Seyrek, 1970 yılında, maddî sıkıntılar sebebiyle, ailesiyle birlikte İstanbula göç etti ve tekstil işine devam etti. Burada da bulduğu her imkânda iman hakikatlerini anlatmayı, Nur risalelerini yazmayı sürdürdü. Tâ ki, vefat edinceye kadar.
Cenab-ı Allah kendisine sonsuz rahmet ve merhamet eylesin.
<a onclick="return top.js.OpenExtLink(window,event,this)" target="_blank" href="http://www.bediuzzaman.net/">Risale-i Nur Araştırma Merkezi[/url]
Ali Seyrek, Bediüzzaman Said Nursî ve Risale-i Nur'la ilk olarak 1940'lı yılların sonunda tanıştı. Bu tanışma hadisesi, gördüğü bir rüyanın ardından gerçekleşti ve bu rüya ile hayatında çok köklü değişimler yaşadı. Ali Seyrek, röportajda bu gelişmeyi şöyle aktarmıştı:
Rüyamda yağmur altında yürüyordum. Arkamdan biri sol omzuma vurdu. Döndüm Kimi arıyorsunuz? dedim. Ben Bediüzzamanım dedi. Yürüyerek evimin önüne kadar geldik. Yukarı davet ettim, kabul etmedi. Oğlum ben yine geleceğim. dedi. O gittikten sonra bağrımda kalın ampullerin ışığıyla koca bir lamelif yazıldı.
İlk başta bu rüyaya çok ehemmiyet vermeyen Ali Seyrek, 15 gün sonra bağlı bulunduğu Kadirî Şeyhi vefat edince, gönül dünyasında tarifi mümkün olmayan bir boşluk hissetmişti. Gittiği hiçbir yerde kalp sıkıntısını atamadı. Hâlini açtığı kimseler de sebebini anlayamadı. Derken, aklına, gördüğü rüya geldi ve Bediüzzamanı tanıyan, bilen birisinin olup olmadığını araştırmaya başladı. Bir süre sonra, Üstad Bediüzzaman'ı tanıyan birisini buldu ve ondan Üstad'la ilgili bilgiler aldı. Gün geçtikçe kalp acısı artan Seyrek, maddi sıkıntılara rağmen gerekli parayı denkleştirip Üstadı ziyaret etmeye karar verdi.
Ali Seyfi Seyrek, 1957 yılında gerçekleşen bu ziyaretiyle ilgili yaşadıklarını şöyle anlatır:
O dönemde kesat vardı memlekette. Akşama kadar çalışıp 2,5 lira kazanmak çok zordu. Benim de yalnızca 110 lira param var. Yeni evliyim, borcum çok ama gitmem gerekiyor artık. Benimle gidecek üç kişi daha çıktı. Otobüsle direkt Ispartaya gittik. Gece otelde kaldık. Bir yere gitmeden yakalamak için sabah erkenden kapısına gittik.
"Tahiri Mutlu Ağabey açtı kapıyı. Bir arkadaş Üstadı ziyarete geldiğimizi söyledi. Tahiri Ağabey, Üstadın ziyaretçi kabul etmediğini belirtti. 'Biz ziyarete gelmedik, çağrıldık' deyince, Üstadın dağlarda olduğunu, saat 12ye 10 kala gelmemizi söyledi. Şubatın 17siydi ve hava öyle soğuktu ki, biz dışarıda zor duruyorduk, Üstad dağlarda tefekkür ediyordu. Söylenen vakitte Üstad bir araba ile geldi. Arabadan inince Himalaya dağı gibi büyük göründü gözüme. Elini öptük. 'Siz şimdi gidin. Ben oralara geleceğim' dedi. Evinin yanına gittik. Oradaki bir odada Hüsrev Ağabey vardı. İçeridekilere isimlerimizi kaydettirdi. Oda kapısının arkasında 'Beni yüz kere görmekten bir defa kitaplarımı okumak iyidir' diye daktilo ile yazılmış bir yazı vardı. Buldana geri geldik. Gönlümüzdeki dağlarvarî dalgalar sustu. Üç gün sonra pazarda dolaşıyordum. Sol omzuma biri vurdu. Döndüm. Esmerce bir zat 'Ali Seyreki arıyorum' dedi. Benim deyince, elindeki kitap dolu bohçayı bana verdi. 'Kim gönderdi bunları?' dedim. 'Hiç sorma bilirsin cevabını' dedi ve gitti."
Ali Seyfi Seyrek, o günden sonra Nur risalelerini okuyup ezberlemeye; öğrendiği iman hakikatlerini çevresindekilere anlatmaya başladı. Bir taraftan da elle yazarak çoğaltıyordu. Gittiği her yerde etrafında kalabalık gruplar meydana geldi. Bazen gerçekten sorusu olan veya sorularla köşeye sıkıştırmak isteyen gruplar da çağırır. Makineli tüfek gibi gelen sorulara, Allahın izniyle, Risalelerden öğrendikleriyle cevap veriyordu.
İmana öyle susamıştı ki insanlar. Bir gün parkta oturmuş yine kalabalık bir grupla Allaha imanı konuşurken mebuslar geldi de, kimse kalkıp onların yanına gitmedi diyen Seyrek, kahvede, pazarda, parkta, bulduğu her fırsatta iman hakikatlerini anlatıyordu.
Kumaş ticaretiyle uğraşan Ali Seyfi Seyrek, Buldanda dokunan kumaşları çevre ilçelere satmak için Manisanın ilçelerine, Alaşehir, Salihli civarına gidiyordu. Yolda karşılaştıklarına, tren vagonlarındaki kalabalıklara Allahın varlığını ve diğer imanî hakikatleri anlatıyordu.
Üstad Bediüzzaman'ı önce rüyasında, ardından sadece bir kere görme şerefine nail olan Ali Seyfi Seyrek, 1970 yılında, maddî sıkıntılar sebebiyle, ailesiyle birlikte İstanbula göç etti ve tekstil işine devam etti. Burada da bulduğu her imkânda iman hakikatlerini anlatmayı, Nur risalelerini yazmayı sürdürdü. Tâ ki, vefat edinceye kadar.
Cenab-ı Allah kendisine sonsuz rahmet ve merhamet eylesin.
<a onclick="return top.js.OpenExtLink(window,event,this)" target="_blank" href="http://www.bediuzzaman.net/">Risale-i Nur Araştırma Merkezi[/url]