Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Hekimoglu

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
17 Ağu 2005
Mesajlar
1,861
Aldığı Beğeniler
191
Konum
Amerika
Fethullah Gülen Hocaefendi anlatıyor :


Tabiri çıkmış bir rüyayı da asrın büyük Çilekeş'inden nakledelim. Şöyle diyor:

"Eski Harb-i Umumiden evvel ve evailinde bir vaka-i sâdıkada görüyorum ki, Ararat Da ı denilen meşhur A rı Da ı'nın altındayım. Birden o da , müthiş infılak etti. Da lar gibi parçaları, dünyanın her tarafına da ıttı. O dehşet içinde baktım ki, merhum validem yanımdadır. Dedim: "Ana korkma!" Cenab-ı Hakk'ın emridir; O Rahîm'dir ve Hakîm'dir." Birden o halette iken, baktım ki mühim bir zat, bana âmirane diyor ki: "İ'caz-ı Kur'an'ı beyan et." Uyandım, anladım ki bir büyük infilak olacak. O infilak ve inkılabdan sonra, Kur'an etrafındaki surlar kırılacak. Do rudan do ruya Kur'an, kendi kendini müdafaa edecek. Ve Kur'an'a hücum edilecek; İ'cazı, O'nun çelik bir zırhı olacak. Ve şu i'cazın bir nevini şu zamanda izharına, haddimin fevkinde olarak, benim gibi bir adam namzet olacak. Ve namzet oldu umu anladım." (1)

Rüyalar bütünüyle objektif sayılmayabilir. Ancak rüya gören şahsa göre onun ifade etti i mananın de işmesi herkesçe kabul edilen bir husustur. Bediüzzaman gibi İslam aleminin mukadderatıyla yakından alakalı ve adeta onunla bütünleşmiş bir insanın gördü ü rüya, bir başkası tarafından da aynen görülse elbette aynı manayı ifade etmeyecektir.

Ancak burada objektif olan bir yön vardır. O da, herkesin rüya vasıtasıyla, misal alemiyle irtibat kurması gerçe idir. Evet herkes bir cihetle misal alemiyle irtibat kurar, bu sayede berzah alemine girer ve her şeyin şu şehadet alemindeki ecsamdan, eşbahtan ibaret olmadı ına muttali olur. O alemde de bir kısım acılar duyulmakta ve bir kısım lezzetler tadılmaktadır. Gönül yüce alemlere iştiyak içindedir. İnsan ruhu ve insan kalbi, süfli şeylere karşı, fıtratı icabı tiksinti duymaktadır. Bunu da insan, berzâhî tablolarda daha iyi anlamaktadır.

Bazı rüyalar beşarettir ve bu yolla bir kısım gaybî gerçeklere muttali olunabilir. Yeter ki bu rüyalar, naslara, muhkemata zıd ve muhalif olmasınlar. Evet, dinî kriterlere ters düşmeyen rüyalar, başkasını ba layıcı olmasa bile gören şahıs için yol gösterici birer rehber sayılabilirler.

[1] Risale-i Nur Külliyatı, Tarihçe-i Hayatı 2/2131
 
H

hayrunisa

Guest
anladım ki bir büyük infilak olacak. O infilak ve inkılabdan sonra, Kur'an etrafındaki surlar kırılacak. Do rudan do ruya Kur'an, kendi kendini müdafaa edecek. Ve Kur'an'a hücum edilecek; İ'cazı, O'nun çelik bir zırhı olacak ;(

rabbim razı olsun üstaddan. ve onun dini için yaşayanlardan.
 

YaMusaB

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
1,716
Aldığı Beğeniler
5
Amin ablam binler amin...
 

eslem

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
1,072
Aldığı Beğeniler
2
Orjinal Yazarı hayrunisa
anladım ki bir büyük infilak olacak. O infilak ve inkılabdan sonra, Kur'an etrafındaki surlar kırılacak. Do rudan do ruya Kur'an, kendi kendini müdafaa edecek. Ve Kur'an'a hücum edilecek; İ'cazı, O'nun çelik bir zırhı olacak ;(

rabbim razı olsun üstaddan. ve onun dini için yaşayanlardan.


amin abla inş..Allah razı olsun hekimo lu kardeşim ..
 

eslem

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
1,072
Aldığı Beğeniler
2
Kollektif Şuuraltı Rüyalar ve Ufuklar
A. Osman DÖNMEZ

Rüyaya, lügâtlerde; uyku esnasında görülen düş, gerçekleşmesi imkânsız beklenti, gerçekleşmesi istenen umut-gâye, gibi mânâlar verilmiştir. Bu yazı, kelimenin birinci ve üçüncü mânâları üzerine bina edilecektir. Dikkat edildi inde görülecektir ki, rüya kelimesinin bu iki mânâ özelli i birbirini tamamlar niteliktedir: Görülen bazı rüyalar, insanlara ve toplumlara bazı gayeleri aşılarken, bazı gâyeler de insanlar ve toplumlarda bir rüya oluşturur.

Rüyalara, bütün zamanlarda hemen hemen bütün toplumlar büyük ehemmiyet vermiştir. Bunun en belirgin göstergesi, rüya tâbirleri kitaplarıdır. Rüyanın mânâsı ve mahiyeti hakkında birbiriyle ba lantılı-ba lantısız, birbirini tamamlar- birbirini reddeder mahiyette çok şey yazılıp söylenmiştir. Rüyaların mahiyeti hakkındaki bilgiler ça dan ça a, toplumdan topluma farklılıklar arz etmektedir.

Rüyaların mânâsı ve mahiyeti hakkında Batı'da en yaygın görüş; "Rüyalar, şuurdışı arzuların örtülü olarak dışa vurumundan başka bir şey de ildir." görüşüdür. Daha sonraları Alfred Adler, rüyaların geçmişten çok, gelece in plânlanmasına yardımcı olma işlevi üstlendi ini ileri sürdü. Batı'da rüyalar hususunda en kapsamlı çalışmaları yapan C. Gustav Jung ise; rüyaları "gizli arzuların ifadesi" olarak tanımlar.

Müslüman toplumlar rüyalara, Batı'dan farklı tarifler getirmiş, farklı mânâlar yüklemiştir. Müslüman toplumlarda rüyalar, özetle; "Allah'ın, melekler vasıtasıyla hakikat veya kinaye olarak kulun şuuraltında uyandırdı ı enfüsî idrakler ve vicdanî duygular veya şeytanî telkinlerden meydana gelen karışık hayaller manzumesi..." şeklinde tarif edilmiştir. Rüyaları çeşitli şekillerde tasnifleyen ve sadık rüyayı "hiss-i kablel-vukuun fazla inkişafı" olarak tarif eden Bediüzzaman ise, bize sadık rüyaların mahiyeti hakkında önemli bilgiler verir. Yirmi Sekizinci Mektup'ta, Bediüzzaman: "Sadık rüyalar, do rudan do ruya mahiyet-i insaniyedeki lâtife-i Rabbaniye âlem-i şahadetle ba lanan ve o âlemde dolaşan duyguların kapanmasıyla ve durmasıyla, âlem-i gayba karşı bir münasebet bulur. O münasebet ile vukua gelmeye hazırlanan hadiselere bakar ve Levh-i Mahfuz'un cilveleri ve mektubat-ı kaderiyenin nümuneleri nev'inden birisine rast gelir, bazı vakıat-ı hakikiyeyi görür. Bazan o vakalarda hayal tasarruf eder, suret libaslarını giydirir, bazıları aynen gördü ü gibi çıkar, bazan ince bir perde altında çıkar, bazan da kalınca bir perde ile sarılır." der. Yine Bediüzzaman: "'Uykunuzu bir dinlenme vasıtası kıldık.' (Nebe,9) gibi birçok ayet, rüyada ve uykuda perdeli olarak ehemmiyetli hakikatler var oldu unu gösterir." der.
"Rüya hakkında Do u'da ve Batı'da asırlarca süren araştırmaların vardı ı sonucu bir cümlede toplamak mümkündür: "Rüya, bir sırrın açı a vurulması; ama eksik terimlerle açı a vurulmasıdır." (1) Yukarıdaki görüşlerden anlaşılaca ı gibi Müslümanların rüyaya yükledikleri anlam daha derli toplu ve daha tutarlıdır. Batılı filozofların getirdi i tarifler, rüyanın sadece bir boyutunu açıklar mahiyettedir. Onlar bütünden ziyade, parçaya odaklanmış gibidir. İslâm âlimlerinin rüya hakkındaki görüşlerinin daha derli toplu olmasının temelinde Kur'an-ı Kerim'in ve Peygamberimiz (sas)in rüyalar hakkında verdi i bilgiler vardır. Kur'an'da rüya hakkında en belirgin bilgiler Hz. Yusuf (as)un gördü ü ve tabir etti i rüyalardır. Hz. Yusuf, tabircilerin piri olarak kabul edilmiştir.
Hadis kitaplarında, Hz. Peygamber (sas)in gördü ü rüyalar ve yaptı ı tabirler hakkında geniş bilgiler vardır. Peygamberimiz (sas)in aşa ıdaki hadisleri, sadık rüyanın ehemmiyetini göstermesi itibariyle ilginçtir. Peygamberimiz (sas), "Salih kişi tarafından görülen rüya, peygamberli in kırk altı parçasından bir parçadır.", ve lür.""Ey insanlar! Peygamberli in belirtilerinden yalnız güzel rüya kaldı. O rüyayı Müslüman kişi görür veya onun için başkası tarafından görü buyurmaktadır.
 

eslem

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
1,072
Aldığı Beğeniler
2
Rüya-toplum münasebeti

Rüyalar; tarih boyunca, bazı akımların başlatıcısı, birçok
mucidin ilham kayna ı oldu u gibi, problemlerin çözümünde de yol gösterici olmuştur.
Bazı rüyalar vardır ki, bunlar asırlar boyu sürecek bir serüvenin ufkunu işaretler. Rüyayı görenin karakter özelliklerinin azaldı ı veya kayboldu u; kolektif şuurun tanıdı ı genel kabule mazhar de erleri ortaya koyan bu rüyalara kolektif rüya denir. Psikiyatriye ilk defa Jung'un soktu u kolektif rüya kavramı, toplumun ortak şuuraltının ifadesidir. Evet "fertler gibi, toplumlar da rüya görür. Bu rüyalar bir bakıma halin plânlanması, gelece in tahayyülü ve ideallerin belirlenmesi için yapılan taslaklar gibidir. Bu özellikleriyle bu rüyalar, cemiyetin mevcut tavırlarını tefsir ve gelecekteki hareketlerini tahmin etmeye yardımcı olur." (2) Kolektif rüyalarda nesiller, bir rüyanın tılsımına takılmış ve onu gerçekleştirme u runa, hayatları dahil, her şeyi ortaya koymuşlardır. Bu rüyanın gerçekleşmesi çok defa rüyayı gören(ler)in hayatıyla sınırlı kalmamış, koca bir tarih meydana getirmiş ve bir toplumun yaşama gâyesi olmuştur. Kolektif rüyaların en büyük faydası; cemiyeti bir gâyeye kilitlemesi ve bunu gerçekleştirmek için dinamik bir ruh hali sa lamasıdır. Bu sayede milletler, hem başıboşluktan kurtulmuş, hem de asil bir gâye u runa mücadele etmiş olurlar. Evet, fertlerin rüyaları gibi milletlerin de rüyaları vardır. Bu rüyaların kahramanı bütün bir millet, malzemesi cihan co rafyası, görülme yeri cemiyetin kolektif şuuraltı, tâbiri de koca bir tarihtir. Türk tarihi dikkatli bir gözle incelendi inde, bahsedilen bu rüyanın malzemeleriyle dolu oldu u görülecektir.

Türk milletinin kolektif rüyaları Büyük milletlerin tarih boyunca gördükleri ve onları tarih içinde di er milletlerden ayıran kolektif rüyalar vardır. Bu rüyalar,o milletin fertleri arasında mânevî bir ba oluşturur. Bu sayede o milletin fertleri ortak bir paydada buluşmuş olur. Bizim milletimiz de tarih boyunca kolektif rüyalar görmüş ve ufkunu bu rüyaların hududuna göre ayarlamıştır. Burada Türk milletinin kolektif rüyalarından ikisini ele alalım ve bunlardaki ufku yakalamaya çalışalım. O uz Ka an destanında, O uz'un ak sakallı, kır saçlı, akıllı nazırı Ulu Ka an; rüyasında bir altın yay ve üç gümüş ok görür. Altın yay, do udan-batıya do ru uzanır; üç gümüş ok ise kuzeye do ru gitmektedir.
Rüyalarla, yaşama biçimi, hayat tarzı, beklenti ve hayata bakış arasında sıkı bir ilişki vardır. Jung: "Rüyalardaki semboller incelendi inde bunların, kişi için özel mânâ taşıdı ı, kişinin kendini bunlara yansıttı ı görülür." der. Jung'un bu sözünü topluma do ru genişleterek ifade edecek olursak, kolektif rüyalardaki sembollerde, toplum için özel mânâlar vardır. Bu rüyalardaki semboller çözülerek bir milletin kolektif şuuraltına ulaşılabilir. O uz Ka an, destanındaki rüyada; İslâm öncesi Türklü ün, ideallerini, yaşama tarzını, hayata bakış açısını ve ufkunu her yönüyle görmekteyiz. O uz Ka an "alp tipi"nin karakteristik bir temsilcisidir. Onun gâyesi, dünyadaki herkesi kendine tâbi kılmak, yani cihanı fethetmektir. Ancak bu fetih, herhangi bir kutsal gâyeye dayanmamaktadır. O uz'un ihtirası, içindeki "ben" duygusunu tatmin etmek üzerinedir. O uz kendi gücünü kabul edenlerle dost, etmeyenlerle düşman olur. Gücünü bütün milletlere kabul ettirme gâyesindeki O uz'un hayatı, savaş meydanlarında geçer.

Bu rüyadaki do udan-batıya uzanan altın yay ve kuzeye giden üç ok sembolü O uz halkının "Mekanı aşma arzusunu ortaya koyar." (3) Göçebe bir hayat süren bu topluluk, yeni meralar yeni otlaklar kazanmak için devamlı do udan-batıya,güneyden-kuzeye do ru göç ederek önlerine çıkan kavimlerle savaşmıştır. "İnsano lunun hayatına, düşüncesine, hattâ rüyasına bile içinde yaşadı ı hayat tarzı şekil verir. Ok ve yay, O uz'un hayat karşısında almış oldu u aktif tavrın ifadesidir."(4)
"Daha deniz, daha müren (ırmak)
Gün tu olsun, gök kurıkan (çadır)."


diyen bu akıncı millete, cihan dar gelmiştir. Bu rüyadaki altın yay ve üç gümüş ok sembolü başka bir açıdan yorumlandı ında, Türk tarihinin başka bir özelli ine tekabül etti i görülür. Altın yay, bir ideal, bir gâye olarak kabul edilirse; bu hedefe oklar ayrı ayrı gitmektedir. Adeta altın kadar de erli bir hedef olan cihanı fethetme arzusu, bu akıncı milleti bir yay gibi geriyor; fakat oklar birlikte hareket etmedi i için güçler bölünüyor. Nitekim Osmanlı'ya kadar Türk devletlerinin birço unun yıkılma sebeplerinden birisi, taht kavgalarıdır. İlginçtir, O uz Ka an hayatının son demlerinde devletini o ulları arasında paylaştırmaktadır. Rüyadaki ok ve yay sembollerinin yaptı ı di er bir ça rışım da, İslâm öncesi Türklü ünün bilek gücüne büyük ehemmiyet verdi idir. Dışa dönük bir gâyesi olan bir millet için, bundan daha tabii bir şey olamazdı.

Netice olarak bu rüya, İslâm öncesi devirlerde, Türk milletinin gidece i ufku işaretlemektedir. Bu ufka koşan nesiller, İslâm'la tanışmış ve ondan aldıkları ilhamla ufuklarındaki hedefe kutsal bir ışıltı yüklemiş, Y. Kemal'in ifadesiyle "Her yaz şimale do ru, asırlarca bir koşu"nun kahramanları olmuşlardır.

İkinci rüya, Osman Gazinin, Edebalı'nın evinde misafirken gördü ü rüyadır. Rüya şu şekilde gerçekleşir: "Osman Gazi, hane sahibinin yanında yatmaktadır. Edebalı'nın gö sünden bir hilâl çıkar, bu hilâl büyüyerek dolunay halini alır ve Osman Gazinin gö süne girer. Daha sonra aralarından bir a aç çıkar, gittikçe büyür, yeşilli i ve güzelli iyle ziyadeleşir. Bu a acın gölgesi üç kıta ufuklarını denizleri ve karalarıyla kuşatır. Kafkas, Atlas, Toros ve Emos da ları, bu yapraklar denizinin dört rüknü(dire i) gibi görünür. A acın kökünden Dicle, Fırat, Nil ve Tuna çıkar. Ovalar ekinlerle dolu, da lar ormanlarla dalga dalga kaplıdır. Da lardan çıkan sular, gül ve servi bahçelerinin içinden şırıl şırıl akar. Ovalarda; kubbeler, ehramlar, dikili taşlar, sütunlar, latif kulelerle müzeyyen şehirler görünür. A acın dalları altındaki bu muhteşem manzara büyümeye devam ederken aniden şiddetli bir rüzgâr çıkar. A acın yaprakları bütün şehirlerin üzerine -özellikle de erli bir yüzük hükmündeki İstanbul'a- do ru yayılır. Osman Gazi yüzü ü parma ına geçirmek üzereyken uyanır." (5)
 

eslem

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
1,072
Aldığı Beğeniler
2
Rüyanın zâhiri yorumu ortadadır. Osman Gazi, Edebalı'nın kızı Malhun Hatun ile evlenecek, ondan do acak çocuklarla bir cihan fethi gerçekleşecektir. Ulu Ka anın rüyası ile Osman Gazinin rüyasının ortak paydası cihanı fethetme arzusudur. Fakat cihanı fethetmedeki gayeler birbirinden farklıdır. İki rüyadaki semboller karşılaştırılırsa, aynı milletin, iki farklı dönemindeki hayat felsefesi, içtimaî yapısı ve iki farklı dönemin iki farklı ufku daha iyi anlaşılacaktır.
İslâm'ın tesiriyle, Türk toplumunda, alp tipinin zıddı olan, düşman olarak nefislerini gören ve mücadelelerini nefislerine yönelten bir "veli tipi" oluşmuştur. Mevlâna ve Yunus buna güzel iki örnektir. Yunus, atını kendi iç dünyasına süren ve orada gerçekleştirdi i büyük fetihten sonra başka gönüllerin ufkuna dolu dizgin akan bir akıncıdır. Duygularını "Kendinde Sen'i bulan nereye sefer etsin." diyerek bayraklaştıran Yunus, "Eski Türk akıncısını atından indirir, elinden kılıç ve okunu alır, onu kendi içinde sefere davet eder."(6)

Fakat İ'lâ-yı Kelimetullah'ın bayraklaşması için üçüncü bir tipe de ihtiyaç vardır. "Eski ça lardan beri cihana hakim olmayı arzu eden Türkler, İslâm'ı benimseyince, İslâm dini ile kendi kültürleri arasında bir terkip meydana getirir. Bu terkiplerden en önemlisi eski destanlarda yüceltilen, alp tipinin, gazi tipi haline gelmesidir." (7) Alp tipi ile veli tipinin terkibinden meydana gelen bu tip, hem O uz gibi dışa dönük, hem de Yunus gibi iç aleminde bir fetih gerçekleştirmiştir. Bu terkibe kültürümüzde "alp eren" denir. Alp eren de "alp tipi gibi dünyayı fethetmeyi gaye edinen bir kahramandır. İslâmiyet onun savaşına yüce bir mânâ ve zengin bir muhteva vermiştir." (8) Osman Gazinin rüyasında, bu alp eren tipinin ifadesi mevcuttur. Osman Gaziyi bir alp -ki, kaynaklar belirli bir yaşa kadar böyle oldu unu yazar- Edebalı'ya da bir veli kabul edersek, Osmanlı'nın sembolü olan a aç bu ikisinin arasından çıkmıştır. A aç sembolünü çözümleyecek olursak, a aç dışa dal budak atarken, içe do ru kök salar. İçe kök salma durmuşsa, bu, a acın kurudu unun ifadesidir. Bir kişinin alp eren özelli i gösterebilmesi için, dışta fetihler gerçekleştirirken içte de mânen derinleşmesi gerekir.

O uz Ka an destanındaki ok ve yay hareketi ifade ederken, Osman Gazinin rüyasındaki a aç yerleşik düzeni ifade eder. O uz Ka an destanında parçalanan güçler, Osman Gazinin rüyasında birleşmiştir. Çünkü a aç, dallarıyla, gövdesiyle, köküyle bir bütündür. Kökler ve dallar gövdede buluşmaktadır. Belki de Osmanlı'nın uzun ömürlü olmasının sebebi budur. O uz destanındaki, ok ve yay muhatap için bir tehdit bir korku meydana getirirken, a aç gerek altındakiler için, gerek dıştakiler için bir ferahlamanın ifadesidir. Bu durum, Osmanlı'nın idarî anlayışını çok iyi açıklamaktadır.


Netice olarak

Kolektif rüyalardan alınacak çok ders vardır. Bir milletin büyük olması, tarihe yön vermesi için, nesillerine muhtevası zengin, mânâsı derin, yorumu kutsal ve ufku geniş rüyalar göstermesi gerekir. Ayrıca bu rüyaların bir hayat felsefesi haline getirilmesi ve rüyaların görülme sahasının hayatın bütün evrelerine yayılması gerekir. Büyük şahsiyetler büyük rüyalar görür. Rüyaların büyüklü ü, işaret ettikleri ufkun derinli i ile ölçülür. Peygamberimiz (sas), İstanbul'un fethi hususundaki hadisleriyle bir ufuk göstermişlerdir. Bu ufuk, Asr-ı Saadet'ten 1453'e kadar yaklaşık 850 yıl Müslümanların ortak rüyası olmuştur. Bu rüyayı gerçekleştirebilmek için; co rafya, yaş ve şartlar engel teşkil etmemiştir. Bu ufka ulaşma adına, bilimde ve teknikte ne gibi ilerlemeler olmuş, bu, ayrı bir inceleme konusudur.
Bediüzzaman'ın I. Cihan Harbi yıllarında görmüş oldu u rüya* ve o rüyada duymuş oldu u "İcaz-ı Kur'ân'ı beyan et!" şeklindeki sözler hayatının gâyesi olmuştur. Aynı zamanda bu rüyada, günümüz Müslümanına gösterilen bir ufuk vardır: Kur'an'ı anlama ve anlatma ufku... Hayatını bu davaya adayan "altın bir nesil" co rafyalara, zor şartlara ve her türlü olumsuzluklara takılmadan ufuktan ufu a koşmaktadır.
Dipnotlar
1-Özgül,Metin Kayahan, Türk Edebiyatında Siyasî Rüyalar, Akça yayınları,s. 3, 1989.
2-age,s.v.
3-Kaplan,Mehmet, Tip Tahlilleri, Dergah yayınları,s.15, 1985.
4-age,s.16
5-Hammer, Büyük Osmanlı Tarihi, C:1, s:66, 1989.
6-Kaplan, Mehmet, Türk Edebiyatı Üzerinde Araştırmalar-I, Dergah yay,s.39, 1992.
7- Kaplan, Mehmet, Tip Tahlilleri, Dergah yay.s.112, 1985.
8-age,s.112
* Eski Harb-i Umumî'de ve daha evvellerinde bir vakıa_i sadıkada görüyorum ki: Ararat Da ı denilen meşhur A rı Da ı'nın altındayım. Birden o da müthiş infilak etti; da lar gibi parçaları dünyanın her tarafına da ıttı. O dehşet içinde baktım ki, merhum validem yanımdadır. Dedim: 'Ana korkma. Cenab-ı Hakk'ın emridir. O hem Rahîm'dir, hem Hakîm'dir.' Birden o halette iken baktım ki, mühim bir zat bana âmirâne diyor ki: 'İ'câz-ı Kur'ân'ı beyan et.' 'Uyandım anladım ki bir büyük infilak olacak. O infilak ve inkılaptan sonra Kur'ân etrafındaki surlar kırılacak. Do rudan do ruya Kur'ân kendi kendini müdafaa edecek. Ve Kur'ân'a hücum edilecek; i'câzı onun çelik bir zırhı olacak. Ve şu i'câzın bir nev'inin, şu zamanda izharına -haddimin fevkinde olarak- benim gibi bir adam namzet olacak ve namzet oldu umu anladım.'

www.sızıntı.com
 

Bir_Katre

RAHMETLE ANIYORUZ DEĞERLİ KARDEŞİM
 
Üyelik Tarihi
4 Ağu 2006
Mesajlar
5,632
Aldığı Beğeniler
50
Konum
Ağrı
Takım
Galatasaray
Bediüzzaman'ın I. Cihan Harbi yıllarında görmüş olduğu rüya* ve o rüyada duymuş olduğu "İcaz-ı Kur'ân'ı beyan et!" şeklindeki sözler hayatının gâyesi olmuştur. Aynı zamanda bu rüyada, günümüz Müslümanına gösterilen bir ufuk vardır: Kur'an'ı anlama ve anlatma ufku... Hayatını bu davaya adayan "altın bir nesil" coğrafyalara, zor şartlara ve her türlü olumsuzluklara takılmadan ufuktan ufuğa koşmaktadır.

Allah (cc) güzel paylaşımlardı emeğinize sağlık...
selam ve dua ile...
 
Üst Alt