Saat kaç gibiydi o zaman.
Saat herhalde sabah 06-07 gibiydi. Gün yeni yeni a arıyordu. Şafak vaktiydi, Diyarbakır'a döndük.
Döndükten sonra hanım: 'Pazara git de bir şeyler al' dedi.
Diyarbakır'da pazarcılar birbirlerine diyor ki: 'Duydun mu Bediüzzaman'ı kaçırmışlar, ne zaman, nereden duydunuz, nasıl oldu?' Hayret ettim. Dedim ki bilsen ki biz götürdük.
Birinci pilotun ismi ne?
A.K. İzmirliydi. Şu anda nerede, ne yapıyor bilmiyorum. Makinist arkadaşlarımdan birisi ölmüş. DiĞerleri hakkında da bilgim yok. En gençleri bendim. İrtibatı kaybettik.
Mürettebatın içinde sizden başka Bediüzzaman hakkında bilgisi olan var mı, zarfı açtıktan sonra hepiniz okudunuz, bir yorumda bulunan oldu mu?
Hiçbir kimsenin bilgisi yoktu. Kimse bir yorumda da bulunmadı, hiçbir şey konuşmadık, askerliĞi biliyorsunuz zaten, verilen emir uygulanır. Verilen emri yerine getirdik sadece.
Birinci uçak getirilmiş sı mamış, ikinci uçak gelmiş deniliyor. Siz kaçıncı uçaksınız?
Ben onu bilmiyorum ama götüren uçak biziz. Zaten büyük uçaktı, 22 kişilik.
İki tabut getirilmiş, bir tanesi denize atılmış diye söyleniyor.
Hayır hayır, kesinlikle tek bir tabut aldık.
Bu olaydan sonra komutanlarınızdan size tekrar 'Kesinlikle konuşmayacaksınız' emri geldi mi?
Zaten emri bir kere almışız, konuşamazsınız ki. Ama kendi aralarında iletişim, telefonlaşma tabiî ki şakır şakır devam ediyor. Said Nursî şarkta çok çok sevilirdi, tutulurdu, çok hürmet edilirdi, zaten o yüzden bu kadar gizli oldu. Yoksa ihtilâl döneminde o kadar adamlar götürdük ki, Sivas'ta hayvan ahırlarına milleti tıktılar, ihtilâl dönemi işte, ne kadar sıkıntı çekildi. Kendi ifadesiyle adam diyor ki: 'Benim on bin silâhlı adamım var, ben bu vatana ihanet edecek olsam bu işi yapanlara teslim olur muyum?' Ama ihtilâl dönemi dinlemiyor işte. Öyle haller oldu ki insan utanıyor, koskoca generali, bir teĞmen tekmeleyerek uça a bindirdi, bütün milletin gözü önünde oldu bu hadiseler, çok şeyler oldu. Ama Allah'a çok şükür iş fazla uzamadı, milletin saĞ duyusu var, başka yerde olsaydı çok büyük hadiseler yaşanırdı.
Urfa'nın etrafı naaş taşınırken askerler tarafından korumaya alınmış mıydı?
Onları ben görmedim. Gece vakti olduĞu için, çok lokal bir emir verilmişti, düşünsenize tarlaya indik. Onun için karada ve etrafta ne oldu bitti biz bilmiyorduk.
Cenâb-ı Hak demek ki böyle özel bir görevi size nasip etti?
Evet, Allah sizi inandırsın, Bediüzzaman'a karşı büyük bir sevgim ve saygım vardı. İçime işlemiş, o güzel menkıbeleri dinleye dinleye epey ısındık, 'Sözleri' alıp epey de bir okumuştum. Ama aramalarda kaldırdık.
O zaman bizim size bir Sözler hediyemiz olsun.
Ya evet çok memnun olurum.
Abdülmecid Nursî ile sizin bir görüşmeniz oldu mu?
Yok ben görüşmedim ama makinist arkadaş görüştü, kayda deĞer bir şey yok. Biz onu da orada bıraktık, geriye getirmedik. Kardeşi vardı, bir de naaşı, başka hiç kimse yoktu.
(Biz de bu arada Abdülmecid Ünlükul hakkında biraz bilgi veriyoruz.) ÖĞretim görevlisi, çok alim bir zat, iki eseri Arapça'dan ancak o tercüme edebilmiş.
Öyle miii, çok mütevaziydi, hiç o yönünü göremedik, bilemedik.
Bediüzzaman Hazretleri çok muazzam bir insan. Eserleri 33 dile çevrilmiş, artık onu bütün dünya tanıyor.
Çok muazzam bir insandı, çok büyük. Böyle insanların el üstünde tutulması lâzım. Ama maalesef çekememezlik mi desem, kapatmaya, üstünü örtmeye çalışıyorlar, hep baltalıyorlar.