Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

YaMusaB

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
1,716
Aldığı Beğeniler
5
15a.jpg

12-13 Temmuz 1960 tarihleri, Bediüzzaman, Nur talebeleri ve bu vatan için çok önemli birer tarihtir.

Sebebi ise; merhum Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin mübarek naaşının Urfa mezarlı ından çıkarılarak askerî bir uçakla Afyon Havaalanına nakil tarihidir.

O zamanın resmî belgelerinden elde etti imiz bilgiler; Urfa resmî kayıtlarında mezarın açılıp tabuta konulması, Isparta resmî makamlarının zabıtlarında da tabutun buradaki mezarlı a defnedildi iyle ilgilidir.

İşte C-47 askerî uça ını kullanan, dört mürettebattan birisi olan ve halen Bursa'da ikamet etmekte olan uça ın ikinci pilotu ve bu olayın canlı şahidi yetmiş yedi yaşındaki Hacı, Pilot Kadir Özkartal ile uzun senelerden beri tanışıyoruz. Sizler için de canlı hatıralarını aldık.

Bu hadisenin 46. yıldönümünde merhum Üstadın aziz ruhuna Fatihalar göndererek sizi olayın kahramanının anlattı ı canlı hatıralarla baş başa bırakıyorum.


Öncelikle sizi tanıyalım.


İsmim Kadir Özkartal. Bursalıyım. Bursa do umluyum. Askerli e 1947'de girdim, 1949-50'de mezun oldum. Etimesgut hava üssüne tayin oldum. Orada sekiz sene vazife gördükten sonra Diyarbakır üssüne tayin oldum. Dört sene orada kaldıktan sonra Etimesgut meydanına tekrar tayin oldum. Oradan da emekli oldum.
 

YaMusaB

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
1,716
Aldığı Beğeniler
5
Pilotlu unuz esnasında çok enteresan bir olay yaşamışsınız, sizin için de önemli diye tahmin ediyorum. Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin naaşını taşıyan pilotsunuz. Bu hadiseyi bizimle paylaşır mısınız?

Yıl 1960, ihtilâl senesi. Akşam evimize vazifeden döndük. Saat gece 02.30. Bir er geldi ve:

'Komutanım vazife var! Vazifeye gideceksiniz!' dedi. Bu saatte ne vazifesi var dediysem de 'Kuvvet komutanının emri!' dedi. Ve arabaya binip üsse geldik.

Kuvvet komutanı Suat Eraybay'dı. Üsse gittiĞimiz zaman bize bir vazife verildi, vazife şu: 'Urfa'ya gideceksiniz, orada sizi karşılayacaklar, bir vazife tebli edecekler, o vazifeyi yapacaksınız.' Tabi emri aldıktan sonra uçaĞa gittik, uçaĞımızı hazırladık ve kalktık.


O zaman uçaĞınızın tipi ve boyutu neydi, kargo uçaĞı mıydı?

C-47, o zamanın nakliye tayyaresi. Zaten başka tayyaremiz yoktu.


Yani bu normal düzenli bir uçuş deĞil, olaĞanüstü bir emirdi, deĞil mi?

Tabiî. Zaten her uçuşumuz emirle olurdu. Ama tabiî ki bunun ola anüstü bir emir oldu u belliydi. Bizim düşüncemiz şuydu. Zaten ihtilâlde biz bazı adamlar topladık, sa dan soldan her taraftan adamlar toplayıp getirmiştik. Kimi Sivas'a geldi, kimi İstanbul'a.

Bu görev de öyle bir şey oldu diye düşündük. Bir de bize denildi ki: 'Çok gizli bir uçuş bu, kimseye haber vermeyeceksiniz.' Biz buna 'ördek uçuşu' deriz.

Pistin iki tarafına gaz koymuşlar. Aslında betonik pist de deĞil, normal bir tarlaydı. Konulan gazlar yanıyor, biz paldır küldür indik meydana, onların arasından biz hoplaya hoplaya, bizim bir tabirimiz vardır göbek ata ata gittik. Orada bizi bir yüzbaşı arkadaş karşıladı, 'Hoş geldiniz' dedi, biraz oturduk, sonra bir yarbay geldi. 'Biraz sonra vazifenizi size tebli edeceĞiz!' denildi.
 

YaMusaB

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
1,716
Aldığı Beğeniler
5
Kaç kişiydiniz mürettebat olarak.

Beş kişiydik. Biraz sonra birkaç asker alana geldiler.

Biz, içimizden, kendilerine karşı gelen bir adamı öldürdüler, gizli olarak kaçırıyorlar galiba diye düşündük. Tabiî ki dışımızdan hiçbir şey söyleyemiyoruz ama hepimizin içinden geçen bu. Biraz sonra bir ambulans, ambulansın içinde bir tabut var, tabutu alıp getirecek kimse yok, ben koşarım hemen bir cenaze falan görünce, hemen gittim, altına girdim, getirdik. Bu arada uça a koyacaĞız. Uçak makinisti arkadaşlar vardı, hep beraber getirdik ve uçaĞın ortasına koyduk.

Zarf verdiler elimize. 'Havaalanında açacaksınız, emriniz bunun içinde!' dediler. Öyle bir gizli tutuluyor ki, sanki orada ajanlar falan var, açıktan söylenemiyor!


Onu size veren oranın kumandanı mı?

Kumandan, ama yarbay vasıtasıyla bize emir intikal ettirilmiş. 'Havada kimseyle konuşmayacaksınız! Bütün telsizleriniz kapalı olacak!'

Bu emirleri aldıktan sonra kısacık boylu bir adam geldi, sivil, o da uçaĞa bindi. Soramadık 'Sen kimsin, necisin, niye biniyorsun falan diye'. Kapattık kapıları, havalandık.


Saat kaçtı o zaman?

Daha gece, hava aydınlanmamıştı. Diyarbakır'la Urfa arası zaten yarım saat. Sabah saat üç buçuk-dört gibi.

Kalktık meydandan, dedim ki makiniste: 'Git şu adama sor dedim. Kimmiş, neciymiş, bir öĞren!'


O zaman uça ı siz mi kullanıyordunuz?

Yok ben ikinci pilottum.

Arkadaşım uçaĞın arka tarafına gidip o kimseyle konuştu döndü ve dedi ki:

'Biz, Bediüzzaman'ın naaşını götürüyormuşuz. Bu da onun kardeşiymiş. Abdülmecid Nursî (Ünlükul)'.

Ben de bu ismi duyunca içimde çok büyük bir saygı duygusu belirdi. Çünkü Ankara'dayken bir lise hocası vardı. Onun cemaatinden, Risâle-i Nurları okuyordu. Bediüzzaman'ın hayranlarındandı. Ben de onların meclislerine gitmiştim. Çok güzel menkıbelerini dinlemiştim.


Yani siz daha önce Bediüzzaman ismini duydunuz mu?

Tabiî. Bende o zamandan bir sempati oluşmuştu. Hatta 'Sözler' kitabını da almıştım. Onu okudum, ondan sonra bir yakınlık geldi bana.


Hâlâ var mı o kitap elinizde?

Maalesef, ihtilâlden sonra evlerde aramalar falan oluyordu o zamanlar kaldırdık hepsini. Bütün hepsini götürmek zorunda kaldık, çok zor durumlara düşmüştük.

Her neyse biz gelelim sadede. Daha sonra biz havalandıktan sonra zarfı açtık. Emirde şunlar yazıyordu: 'Hiç kimseyle konuşmayacaksınız. Telsizler hep kapalı olacak. Hiç kimseyle muhatap olmayacaksınız. Rotanız Afyon. Orada karşılanacaksınız. Gerekli emir size bildirilecek!'

Afyon Havaalanına indik, orada Isparta ve Afyon valileri bir araya gelmişler. Buradaki havaalanında Urfa'ya göre daha fazla bir kalabalık vardı. Tekrar ambulans geldi, cenazeyi tekrar taşıdık. Ben bu sefer daha sempatiyle taşıdım. Çünkü Urfa'dayken kimin naaşını taşıdı ımı bilmiyordum. Bu defa bu saygıde er isim için içimde daha bir yakınlaşma vardı. Bize 'Vazifeniz bitti, serbestsiniz! Diyarbakır'a dönebilirsiniz!' denildi.

Tabuttan akan orijinal bir şey vardı. Kanla su karışımı bir şeydi. Boya olamaz, çay olamazdı. Sonra çıkartılmış. Herhangi bir koku falan hiçbir şey yoktu. Gündüz olsa ayırt edebilirdim ne oldu unu. Üstü kapalı ahşaptı, tabutun üstünde örtü yoktu.

Orada iki ilin valilerinden başka kimse naaşın ne yapılaca ını, nereye götürülece ini bilmiyordu. Sonra 'Afyon'un bilmem ne köyüne götürmüşler, gömmüşler' diye bir haber duyduk. Orada bulunan insanlar kimlerdi, neydi, onu hiç bilmiyorum. Bizim vazifemiz orada bitti ve hemen üssümüze geri döndük. Başka bir şey bilmiyoruz.
 

YaMusaB

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
1,716
Aldığı Beğeniler
5
Saat kaç gibiydi o zaman.

Saat herhalde sabah 06-07 gibiydi. Gün yeni yeni a arıyordu. Şafak vaktiydi, Diyarbakır'a döndük.

Döndükten sonra hanım: 'Pazara git de bir şeyler al' dedi.

Diyarbakır'da pazarcılar birbirlerine diyor ki: 'Duydun mu Bediüzzaman'ı kaçırmışlar, ne zaman, nereden duydunuz, nasıl oldu?' Hayret ettim. Dedim ki bilsen ki biz götürdük.


Birinci pilotun ismi ne?

A.K. İzmirliydi. Şu anda nerede, ne yapıyor bilmiyorum. Makinist arkadaşlarımdan birisi ölmüş. DiĞerleri hakkında da bilgim yok. En gençleri bendim. İrtibatı kaybettik.


Mürettebatın içinde sizden başka Bediüzzaman hakkında bilgisi olan var mı, zarfı açtıktan sonra hepiniz okudunuz, bir yorumda bulunan oldu mu?

Hiçbir kimsenin bilgisi yoktu. Kimse bir yorumda da bulunmadı, hiçbir şey konuşmadık, askerliĞi biliyorsunuz zaten, verilen emir uygulanır. Verilen emri yerine getirdik sadece.


Birinci uçak getirilmiş sı mamış, ikinci uçak gelmiş deniliyor. Siz kaçıncı uçaksınız?

Ben onu bilmiyorum ama götüren uçak biziz. Zaten büyük uçaktı, 22 kişilik.


İki tabut getirilmiş, bir tanesi denize atılmış diye söyleniyor.

Hayır hayır, kesinlikle tek bir tabut aldık.


Bu olaydan sonra komutanlarınızdan size tekrar 'Kesinlikle konuşmayacaksınız' emri geldi mi?

Zaten emri bir kere almışız, konuşamazsınız ki. Ama kendi aralarında iletişim, telefonlaşma tabiî ki şakır şakır devam ediyor. Said Nursî şarkta çok çok sevilirdi, tutulurdu, çok hürmet edilirdi, zaten o yüzden bu kadar gizli oldu. Yoksa ihtilâl döneminde o kadar adamlar götürdük ki, Sivas'ta hayvan ahırlarına milleti tıktılar, ihtilâl dönemi işte, ne kadar sıkıntı çekildi. Kendi ifadesiyle adam diyor ki: 'Benim on bin silâhlı adamım var, ben bu vatana ihanet edecek olsam bu işi yapanlara teslim olur muyum?' Ama ihtilâl dönemi dinlemiyor işte. Öyle haller oldu ki insan utanıyor, koskoca generali, bir teĞmen tekmeleyerek uça a bindirdi, bütün milletin gözü önünde oldu bu hadiseler, çok şeyler oldu. Ama Allah'a çok şükür iş fazla uzamadı, milletin saĞ duyusu var, başka yerde olsaydı çok büyük hadiseler yaşanırdı.


Urfa'nın etrafı naaş taşınırken askerler tarafından korumaya alınmış mıydı?

Onları ben görmedim. Gece vakti olduĞu için, çok lokal bir emir verilmişti, düşünsenize tarlaya indik. Onun için karada ve etrafta ne oldu bitti biz bilmiyorduk.


Cenâb-ı Hak demek ki böyle özel bir görevi size nasip etti?

Evet, Allah sizi inandırsın, Bediüzzaman'a karşı büyük bir sevgim ve saygım vardı. İçime işlemiş, o güzel menkıbeleri dinleye dinleye epey ısındık, 'Sözleri' alıp epey de bir okumuştum. Ama aramalarda kaldırdık.


O zaman bizim size bir Sözler hediyemiz olsun.

Ya evet çok memnun olurum.


Abdülmecid Nursî ile sizin bir görüşmeniz oldu mu?

Yok ben görüşmedim ama makinist arkadaş görüştü, kayda deĞer bir şey yok. Biz onu da orada bıraktık, geriye getirmedik. Kardeşi vardı, bir de naaşı, başka hiç kimse yoktu.


(Biz de bu arada Abdülmecid Ünlükul hakkında biraz bilgi veriyoruz.) ÖĞretim görevlisi, çok alim bir zat, iki eseri Arapça'dan ancak o tercüme edebilmiş.

Öyle miii, çok mütevaziydi, hiç o yönünü göremedik, bilemedik.


Bediüzzaman Hazretleri çok muazzam bir insan. Eserleri 33 dile çevrilmiş, artık onu bütün dünya tanıyor.

Çok muazzam bir insandı, çok büyük. Böyle insanların el üstünde tutulması lâzım. Ama maalesef çekememezlik mi desem, kapatmaya, üstünü örtmeye çalışıyorlar, hep baltalıyorlar.
 

YaMusaB

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
1,716
Aldığı Beğeniler
5
Bu beş kişi arasında Üstad Hazretleri hakkında menfî düşüncesi olan var mıydı?

Bu konuda hiç konuşmadık.


Bu olaydan sonra hiç aranızda konuştunuz mu, ya biz ne yaptık vs... gibi?

Hiç konuşmadık, soranlara 'Bir vazife vardı, Urfa'ya gittik geldik' dedik sadece. Bediüzzaman'ın ismini de vermedik. Hassas bir dönemdi, ihtilâl yapılmıştı, herkesin astsubayların vesâire evlerini yokluyorlardı. Sonradan biraz gevşedi. O aralar o kadar sıkıldı ki risâlelerin üzerinde çok duruyorlardı. Burada bir mobilyacı vardı, Cuma akşamları evlere gidip, nur derslerine katılıyorduk.


Üstad Hazretlerini götürdü ünüz C-47'lerden kaç tane vardı o zaman?

Diyarbakır'da 3, Türkiye'de 58 adet vardı.


Bediüzzaman'ın naaşını taşımayı Cenâb-ı Hakk'ın size ihsan etti i büyük bir lütuf olarak görüyor musunuz?

Tabiî, tabiî.

Namaza başlamama Kenan isminde bir arkadaşım vesile oldu. Çok hovarda bir insandı, ikimiz de şark vazifesini tamamladıktan sonra Ankara'da bir gün ö le molasında herkes oyun oynarken yatakhanede tek başına namaz kılarken gördüm. Yahu bu imkânsız! Kenan mı, diye hayret ettim. Onunla çok dalga geçtik. Bizden daha kıdemliydi, istese mahkemeye bile verebilirdi. O hiç seslenmedi alaylarımıza karşı. Bize bir şeyler anlatmak istedi inde 'Sen ne biliyorsun, bize anlatabilece in ne olabilir?' diye dalga geçerdik. Bir gün Ankara'da dört arkadaşla gezerken ezan okundu, 'Siz ilerleyin yavaş yavaş, şurada buluşalım' deyince ben 'Biz Müslüman de il miyiz, biz de kılalım' dedim. Dört askerin camiye girmesine herkes çok şaşırdı. Ondan sonra akşamları sohbetlere gide gide yavaş yavaş bizim içimize işledi. Sonra ben tövbekâr oldum. Namazında, abdestinde dürüst bir insan oldum. Allah bin kere razı olsun, o vesile oldu.


Hava kuvvetlerinde dine meyil biraz daha fazla sanki.

Biz çılgın dönemimizde o kadar şeyleri yapardık ama euzü besmele çekerek uça a biner ve bildi imiz bütün duâları okurduk. Her zaman bu bizde vardı, en kötümüzde de var, en iyimizde de vardır. Halen de var. Nasıl olmasın ki, Allah'la karşı karşıyasın, havadasın, sadece bir demir parçası. Hatırladıkça hâlâ tüylerim diken diken olur, Almanya'dan dönüyoruz. Alpleri aştık. Adriyatik denizinde ben şok oldum bir tarafta ay, bir tarafta güneş, ikisinin parlaklıĞı aynı anda, aynı ikisi, denizin üzerinde! O azamet ve kudret karşısında dondum kaldım. Allah'ın yok oldu unu bu insanlar nasıl iddia edebilirler!? Bu büyük bir aptallık, o her an bizim yanımızda, her saniye, her adımımızda, bunu idrak etmek de zaman alıyor. Ama sıkıştıkları zaman Allah diyorlar.


Verdi iniz bilgiler için çok teşekkür ederiz. Size ve ailenize hayat boyu saadetler dileriz.

Ben de size teşekkür ederim.

Nejat Eren

17.07.2005
 

KIRIKMIZRAP

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
3 Eyl 2005
Mesajlar
910
Aldığı Beğeniler
1
Takım
Galatasaray
Okurken bile insanın tüyleri diken diken oluyor.. Bir rivayete görede Isparta sınırları içerisinde oldugu abilerimiz tarafından söyleniyor.. Allahu Alem !!
 

Sokak Şairi

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
29 Kas 2005
Mesajlar
8
Aldığı Beğeniler
0
Allah razı olsun kardeşim paylaştığınız için......
 

Kenz'ül İns

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
17 Ara 2005
Mesajlar
137
Aldığı Beğeniler
0
evet ağabey öyle söyleniyor ...

Bediüzzamanın Urfa Günleri adında ki bir kitapta daha teferruatlı bir şekilde anlatılmış....
 
Üst Alt