Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

turangida

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
23 Haz 2010
Mesajlar
5,705
Aldığı Beğeniler
14,607
Takım
Galatasaray
Hatıralar Çağırmanın Eğlenceli Yanı Yaşlılar diyordu Aristoteles umuttan çok anılarla yaşarlar, çünkü onlara yaşamdan geri kalan şey uzun geçmişle karşılaştırıldığında, çok azdır. Umut geleceğindir, anılarsa geçmişin. Bu da onların gevezeliğinin nedenidir; boyuna geçmişten konuşurlar, çünkü geçmişi anımsamak hoşlarına gider.
 

turangida

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
23 Haz 2010
Mesajlar
5,705
Aldığı Beğeniler
14,607
Takım
Galatasaray
İskandinav ülkelerinde yürütülen okuma ve bellekle ilgili bir araştırmada yaş ortalamaları altmış sekiz olan altmış altı deneğe, onlarda iz bırakmış birer kitabın adı soruldu. Bu kitapların okunduğu yaşların yetmiş yıla dağılımını gösteren eğrinin şekli hatırlama eğrisininkiyle tam tamına aynıydı: Katılımcıların yüzde beşten azı o unutulmaz kitabı hayatlarının ilk on yılında okumuştu, yirmiyle otuz yaş aralığında eğri hızla yükseliyor, sonra iniyor ve elli yaş dolaylarında on yaş civarındaki yüksekliği ancak buluyordu. En sonda ise yeni yaşantılarla bağlantılı aşina olduğumuz o küçük çıkıntı yer alıyordu. Zirve, hayatlarında iz bırakan kitapların sorulduğu yazarlardan biraz daha ilerde, otuz yaş dolaylarındaydı. Ama bu da yazarların, mesleklerinin gereği olarak sahip olduğu yazınsal duyarlılıktan ötürü beklenebilecek bir sonuçtu. Kitapların okuyanda iz bıraktığı duyarlı döneme benzer bir dönem pop müzik için de vardır.
 

turangida

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
23 Haz 2010
Mesajlar
5,705
Aldığı Beğeniler
14,607
Takım
Galatasaray
Nicolaas Matsier Bellek, el altındaki malzemeyle hemen bir yemek yapıp sofraya koyan bir aşçı gibidir diyor, aynı yemeği bir daha pişiremez. Anılarımıza ilişkin iyice incelendiğinde doğru olmayan bir sezgi daha vardır. Alışık olduğumuz düşünme biçimine göre hayatta yaşlılığın lehine olan hiç değilse bir asimetri vardır, o da şudur: Altmış yaşındaki birisi yirmi yaşında olmanın nasıl bir şey olduğunu bilir, oysa yirmi yaşındaki birisi altmış yaşında olmanın nasıl bir şey olduğunu bilemez. Bir zamanlar olduğumuz yirmi yaşındaki genç, tecrübelerinin izlerini sanki belleğimizde bırakmış ve bunlar ileriki yılların izleri içinde yeniden bulunabilirmiş gibi hissederiz, tıpkı yaş halkalarına bakınca genç ağacın hala yaşlı ağaç içinde bulunması gibi. Yirmili yaşlarımızı, o yaştaki halimizi yeniden oluşturmaya yetecek kadar hatırlayabileceğimizi düşünürüz. Ne yazık ki bu kadar basit değildir. Mesele yalnızca yirmi yaşımıza ait anıların çoktan yok olup gitmiş olması değildir bunca yıl sonra elimizde kalanlar da en fazla anılara dair anılardır, ki bu da bambaşka bir şeydir. Anıların ne kadar değiştiği ve yok olup gittiği gerçeğini yeterince ciddiye almıyor muyuz? Bu pekâlâ mümkün. Düşünce ve görüşlerimizi nadiren not alırız. Günlük tutanlar bile muhtemelen onları harekete geçiren nedenlerden çok olaylar, güdülerinden çok eylemleri hakkında yazarlar. Hikayemiz, hiç fark edilmeden sürgit yeniden yazılır. Belleğimiz pek sık farkına varmasak da durmadan değişen bir geçmiş kurar. Ama kimi zaman eski versiyonla yenisinin yan yana getirilebileceği koşullar oluşur, o zaman belleğin bütün eksiltmeleri, eklemeleri ve düzeltmeleri görünür olur, biz farkına bile varmadan ne çok şeyin değişmiş olduğunu anlarız
 

turangida

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
23 Haz 2010
Mesajlar
5,705
Aldığı Beğeniler
14,607
Takım
Galatasaray
1678'de Johannes Hofer adlı İsviçreli bir doktor üniversitede okumak için Basel'e giden ve çok geçmeden evine duyduğu, içini kemiren özlem yüzünden hasta düşen Bern'li bir genç hakkında bir doktora tezi yazdı. Genç adamın iştahı kesildi, bariz biçimde zayıfladı ve nihayet bedenen o kadar kötüledi ki çevresindekiler hayatını kaybedebileceğinden korkmaya başladılar. Nafile bir çabayla bir ilacın ardından ötekini veren eczacı, genci Bern'e göndermeyi önerdi. Tavsiyesi işe yaradı. Daha dönme fikri bile bariz bir iyileşme sağladı, yarı yolda öğrenci tamamen iyileşmişti bile. Hofer İsviçre yerel diyalektindeki Heimweh sözcüğünü Yunancaya çevirerek bu hastalığa nostalgia (Nostos-eve dönüş, algos-acı) adını verdi
 

...vuslat

gökyüzünü bilmeyen leke sanıyor kuşları...
 
Üyelik Tarihi
6 May 2015
Mesajlar
7,297
Aldığı Beğeniler
19,193
Konum
????
Bir elimizi geçmişe diğerini geleceğe uzatmadan olmuyor galiba...
Ömür denilen yıllardan eksilirken, yaşanılanların artması...eksilirken artıyoruz müspet yahut menfi...
Her'şeye rağmen umut etmeden de yaşanılmıyor ves'selam...????
Hocam...eksik olmayın emi????
 
Üst Alt