Ben Insanim..!
Akik, bir tastir. Gül, bir çiçektir. Ari, bir böcektir. Iblis, bir seytandir. Hâme, bir cindir. Cebrail, bir melektir. Ben, bir insanim. Kendi türünü temsil eden bu varliklar arasinda yerim neresi benim? Kimim ve kimin içinim? “Nefsini bilen, Rabbini bilir.” Madem öyle, ben önce kendimi bilmeliyim. Rabbimi tanimak ve dünyadaki yerimi belirlemek için kendimi bir anahtar gibi kullanmaliyim. Çevremdeki her seyi de o zaman anlayabilirim ancak. Zira, bakilandan ziyade, “bakis” önemli. Kendimi tanirsam, “insan”i da tanimis olurum. “Cüz”ler, “küllî”lerin aynasidir. Ben, insanim. Varlik bezmi etrafimda pervanedir. Cebrail, benim için Rabbimden haberler getirir, haberler götürür. Iblis, benim için Rabbine düsman kesildi. Hâme, o görünmez varlik, benim mensubu bulundugum “bir güzel insana” ümmet oldu da sereflendi. Akik, benim iltifatimla deger kazandi. Gül, bir anlik nazarim için gülümser. Ari, bana hizmet etmenin sevkiyle bal yapar. Aslim topraktir, ama ruhum görünmez fezalarda uçar. Gayb ile sehadet bende bulunur, mânâ ile madde bende birlesir. Efendi de benim, köle de. Cihanin sultaniyim, ama Onun kuluyum. Zirveyim, seçilmisim. Omuzumda üstünlük nisani takili, akil nurudur basimda parlayan.
Kendi basima bir hiçim. Varligim bir gölge, elimde olana “benim” deyisim bir vehimden ibaret. Neyim varsa O verdi. Ben, Onun için varim. Ilmim, iradem ve kudretim hep Rabbimden. Ben, Mabuduma kulluk etmek için buradayim. Acizligimi bilir kudretine siginirim,zayifligimi görür kuvvetine dayanirim, fakirligimi anlar rahmetine güvenirim, kusurumu fark eder affimi isterim.
Ben define arayicisiyim, sirlar ülkesinin yolcusuyum. Onun yolundayim, Onunlayim, Ona giderim. O yolun merhaleleri hem kavusmadir, hem ayrilik. Her adimda bin izdirap ve bin lezzet tadarim. Bir yerde duramam, yeter diyemem, gaflet öldürür beni. Yol tehlikelerle dolu. Bu sirlar ormaninin her agaci ardinda bir düsman pusu kurmus. Nefsim, can düsmanlarimla isbirligi halinde. Ben, Ona gitmek isterim. Iblis beni aldatip kendi yolunda yürütmek ister.
Önümde, gidilebilecek son noktaya kadar giden bir Rehberim, ilimde marifet yollarini tarif eden söz mucizesi bir Kitabim var. Bilirim, gözüm kitapta, özüm izde oldukça iblis beni aldatamaz.
Bütün kapilar bende açilir, bütün yollar benden geçer ve Ona gider. Hem yolcuyum, hem yol. Hem kapiyim, hem anahtar. “Enfüsî tefekkür” bendedir, kendime girer Ona giderim. “Afakî tefekkür” benim isimdir, ibretle cihan kitabini okur, okuturum. Her eser siirimdir; hisseder, anlatirim. Her neye baksam Onun sifatlarini görüyorum. Ne yana dönsem Onun fiilleriyle karsilasiyorum. Hangi varligin sinesine kulagimi yapistirsam, bana Onun güzel isimlerini sayiyor.
Bana, “Niçin akikten, gülden, aridan söz ediyorsun? Tas, çiçek ve böcek bu kadar mi önemli?” derler. “Tefekkür” sirrini bilmeyene neyi, nasil anlatmali? Hayi, onlarin kendi baslarina bir önemleri yok, farkindayim, ama madem beni aradigima götürüyorlar, olabildigince önemlidirler. Meselem akik, gül, ari degil, ben Rabbimi anlamaya çalisiyorum. O, kendini “eser”leriyle tanitti, ben de Onu eserleriyle anlat1yorum. Gül bir nebî degil, ama Rabbimden haber veriyor. Kitabimin âyetleri gibi Onu tanitiyor, hâl diliyle sessiz sözler söylüyor. Ben kulum, kula yakisani yapma çabasindayim. Akik, gül, ari, hepsi birer ayna, gösterdikleri mânâ olmasa ne önemleri var. Ben fâni aynalari degil, onun içindeki bâkiyi gösteriyorum. Ben, mânâ arisiyim. Varliktan varliga uçar, bal özü toplarim. Isil isil yildizlari, dalga dalga denizleri, dumanli daglari, esen rüzgârlari, yagan yagmurlari, gülümseyen çiçekleri harman eder, gönül dünyamda “iman” ballari yaparim. Bülbül olur “marifet” iklimine uçar1m, Yûnus olur “muhabbet” denizine dalarim. Yerdeyim, gökteyim, denizdeyim, dagdayim; kâinat bahçemdir benim, gönlümce gezerim. Bazen cihan dar gelir, Rabbimin sonsuz isimler ve sifatlar âlemine dogru kanatlanirim.
Sonsuza yürümekten yorulan ve beni bugüne çagiranlara sunu derim: “Güncel”in sig sularinda mi bogulayim? Bu gün var yarin yoklarla mi oyalanayim? Dalga ugruna denizden mi vazgeçeyim? Elmasi birakayim da, “cam” için can mi vereyim? Alt1n için bile olsa elmasi terkedene akilli denilir mi?
Benden, yere mihlanmami istiyorsunuz, farkinda misiniz, siz benden “beni” istiyorsunuz. Elimde olmayani nasil veririm? Ben, kendimin degilim, Onunum. Onsuz hayat, yasanmamistir. Gafletle geçen zaman ömür degildir. Anlayin artik, sizinle olamam. Bedenimi verdim, ruhumu da veremem. Hayir! Ben ebediyet yolcusuyum. Yolcu yoluna gitmeli!
Akik, bir tastir. Gül, bir çiçektir. Ari, bir böcektir. Iblis, bir seytandir. Hâme, bir cindir. Cebrail, bir melektir. Ben, bir insanim. Kendi türünü temsil eden bu varliklar arasinda yerim neresi benim? Kimim ve kimin içinim? “Nefsini bilen, Rabbini bilir.” Madem öyle, ben önce kendimi bilmeliyim. Rabbimi tanimak ve dünyadaki yerimi belirlemek için kendimi bir anahtar gibi kullanmaliyim. Çevremdeki her seyi de o zaman anlayabilirim ancak. Zira, bakilandan ziyade, “bakis” önemli. Kendimi tanirsam, “insan”i da tanimis olurum. “Cüz”ler, “küllî”lerin aynasidir. Ben, insanim. Varlik bezmi etrafimda pervanedir. Cebrail, benim için Rabbimden haberler getirir, haberler götürür. Iblis, benim için Rabbine düsman kesildi. Hâme, o görünmez varlik, benim mensubu bulundugum “bir güzel insana” ümmet oldu da sereflendi. Akik, benim iltifatimla deger kazandi. Gül, bir anlik nazarim için gülümser. Ari, bana hizmet etmenin sevkiyle bal yapar. Aslim topraktir, ama ruhum görünmez fezalarda uçar. Gayb ile sehadet bende bulunur, mânâ ile madde bende birlesir. Efendi de benim, köle de. Cihanin sultaniyim, ama Onun kuluyum. Zirveyim, seçilmisim. Omuzumda üstünlük nisani takili, akil nurudur basimda parlayan.
Kendi basima bir hiçim. Varligim bir gölge, elimde olana “benim” deyisim bir vehimden ibaret. Neyim varsa O verdi. Ben, Onun için varim. Ilmim, iradem ve kudretim hep Rabbimden. Ben, Mabuduma kulluk etmek için buradayim. Acizligimi bilir kudretine siginirim,zayifligimi görür kuvvetine dayanirim, fakirligimi anlar rahmetine güvenirim, kusurumu fark eder affimi isterim.
Ben define arayicisiyim, sirlar ülkesinin yolcusuyum. Onun yolundayim, Onunlayim, Ona giderim. O yolun merhaleleri hem kavusmadir, hem ayrilik. Her adimda bin izdirap ve bin lezzet tadarim. Bir yerde duramam, yeter diyemem, gaflet öldürür beni. Yol tehlikelerle dolu. Bu sirlar ormaninin her agaci ardinda bir düsman pusu kurmus. Nefsim, can düsmanlarimla isbirligi halinde. Ben, Ona gitmek isterim. Iblis beni aldatip kendi yolunda yürütmek ister.
Önümde, gidilebilecek son noktaya kadar giden bir Rehberim, ilimde marifet yollarini tarif eden söz mucizesi bir Kitabim var. Bilirim, gözüm kitapta, özüm izde oldukça iblis beni aldatamaz.
Bütün kapilar bende açilir, bütün yollar benden geçer ve Ona gider. Hem yolcuyum, hem yol. Hem kapiyim, hem anahtar. “Enfüsî tefekkür” bendedir, kendime girer Ona giderim. “Afakî tefekkür” benim isimdir, ibretle cihan kitabini okur, okuturum. Her eser siirimdir; hisseder, anlatirim. Her neye baksam Onun sifatlarini görüyorum. Ne yana dönsem Onun fiilleriyle karsilasiyorum. Hangi varligin sinesine kulagimi yapistirsam, bana Onun güzel isimlerini sayiyor.
Bana, “Niçin akikten, gülden, aridan söz ediyorsun? Tas, çiçek ve böcek bu kadar mi önemli?” derler. “Tefekkür” sirrini bilmeyene neyi, nasil anlatmali? Hayi, onlarin kendi baslarina bir önemleri yok, farkindayim, ama madem beni aradigima götürüyorlar, olabildigince önemlidirler. Meselem akik, gül, ari degil, ben Rabbimi anlamaya çalisiyorum. O, kendini “eser”leriyle tanitti, ben de Onu eserleriyle anlat1yorum. Gül bir nebî degil, ama Rabbimden haber veriyor. Kitabimin âyetleri gibi Onu tanitiyor, hâl diliyle sessiz sözler söylüyor. Ben kulum, kula yakisani yapma çabasindayim. Akik, gül, ari, hepsi birer ayna, gösterdikleri mânâ olmasa ne önemleri var. Ben fâni aynalari degil, onun içindeki bâkiyi gösteriyorum. Ben, mânâ arisiyim. Varliktan varliga uçar, bal özü toplarim. Isil isil yildizlari, dalga dalga denizleri, dumanli daglari, esen rüzgârlari, yagan yagmurlari, gülümseyen çiçekleri harman eder, gönül dünyamda “iman” ballari yaparim. Bülbül olur “marifet” iklimine uçar1m, Yûnus olur “muhabbet” denizine dalarim. Yerdeyim, gökteyim, denizdeyim, dagdayim; kâinat bahçemdir benim, gönlümce gezerim. Bazen cihan dar gelir, Rabbimin sonsuz isimler ve sifatlar âlemine dogru kanatlanirim.
Sonsuza yürümekten yorulan ve beni bugüne çagiranlara sunu derim: “Güncel”in sig sularinda mi bogulayim? Bu gün var yarin yoklarla mi oyalanayim? Dalga ugruna denizden mi vazgeçeyim? Elmasi birakayim da, “cam” için can mi vereyim? Alt1n için bile olsa elmasi terkedene akilli denilir mi?
Benden, yere mihlanmami istiyorsunuz, farkinda misiniz, siz benden “beni” istiyorsunuz. Elimde olmayani nasil veririm? Ben, kendimin degilim, Onunum. Onsuz hayat, yasanmamistir. Gafletle geçen zaman ömür degildir. Anlayin artik, sizinle olamam. Bedenimi verdim, ruhumu da veremem. Hayir! Ben ebediyet yolcusuyum. Yolcu yoluna gitmeli!