- Üyelik Tarihi
- 5 Eyl 2011
- Mesajlar
- 3,789
- Aldığı Beğeniler
- 13,779
- Takım
- Galatasaray
İsmail Aykanat
Ben Şiir Kadar Güzelim Sen Tarih Kadar çirkin
benim gözlerim billur seninki kapatılmış zarif hayallere yaman bir ölüm vardır gerçeklerin kanında sürre'ye kapatılmış bir hayat iğdeyi ığdır anlar şartlanmışlık kipinde mertlik bekler derdimden bu musun zavallılık neyle yamadın ayıpları tesettürlüsün bir de fethi paşa ağlıyor gülüyorsun tenhalık sustur Allah'ım şu serseri romantizmi çekip vurmalıyım bir şiirle yalancı gerçekliği dönüp bakmamalısın kadıköy rihtımında ince bir gözyaşıyım elinde telsim faturalı istanbul sen yukarda red içmeye çalışıyorsun cafe gezgin bir iniltiyim rıhtımda
aldın elimden onca müennesi ey hayat bilmedin geri vermesini ne çok üzüldüm o hirçın ırmağa üzüldüm direniyor akmasını bilerek ben şiir kadar hiçbir şeyden anlamam sen akmaktan başka cümleye taşınmaktan başka kollarıma nikahsız olmayacak şeyleri istemekten bu yüzden dönüyorsun bağına benden vazgeçmeden bu ne tesettür elimde ellerinin kalabalığı gözlerinin issızlığı gözümde bu ne yalnızlık ne kabalık kalabalık bu terk edilmiş dervişi boğmak temmuzda şimdi güzel bir slogan ariyor ellerimi sevdalı yüreğimi gölgelerde bırakmak
ben şiir kadar güzelim sen tarih kadar çirkin çünkü uzun bir eylül neden tenha bırakılır romalı gladyatör geçiyorum boğazdan sorma benden bu iştahla o öğrenci aşkımı ne çok temiz çok gidiyorum eylül gibi göklerinizden sen mayıslarla kararmaya bak ve örtünü kirletme çekirdek çitlatmış dudaklar gibi güneşleri utandırma üç günde çok şey vardır yaşamayı bilene sense hafifsiyorsun sabahı yoruldum gezinmekten nis
an gölgelerinde sessiz bir ruhaniyim bu akşam bütün renkler sarı aşk var dokuduğum tezgahta ve dünya durmakta
(16 temmuz 2015, pazar)
Ben Şiir Kadar Güzelim Sen Tarih Kadar çirkin
benim gözlerim billur seninki kapatılmış zarif hayallere yaman bir ölüm vardır gerçeklerin kanında sürre'ye kapatılmış bir hayat iğdeyi ığdır anlar şartlanmışlık kipinde mertlik bekler derdimden bu musun zavallılık neyle yamadın ayıpları tesettürlüsün bir de fethi paşa ağlıyor gülüyorsun tenhalık sustur Allah'ım şu serseri romantizmi çekip vurmalıyım bir şiirle yalancı gerçekliği dönüp bakmamalısın kadıköy rihtımında ince bir gözyaşıyım elinde telsim faturalı istanbul sen yukarda red içmeye çalışıyorsun cafe gezgin bir iniltiyim rıhtımda
aldın elimden onca müennesi ey hayat bilmedin geri vermesini ne çok üzüldüm o hirçın ırmağa üzüldüm direniyor akmasını bilerek ben şiir kadar hiçbir şeyden anlamam sen akmaktan başka cümleye taşınmaktan başka kollarıma nikahsız olmayacak şeyleri istemekten bu yüzden dönüyorsun bağına benden vazgeçmeden bu ne tesettür elimde ellerinin kalabalığı gözlerinin issızlığı gözümde bu ne yalnızlık ne kabalık kalabalık bu terk edilmiş dervişi boğmak temmuzda şimdi güzel bir slogan ariyor ellerimi sevdalı yüreğimi gölgelerde bırakmak
ben şiir kadar güzelim sen tarih kadar çirkin çünkü uzun bir eylül neden tenha bırakılır romalı gladyatör geçiyorum boğazdan sorma benden bu iştahla o öğrenci aşkımı ne çok temiz çok gidiyorum eylül gibi göklerinizden sen mayıslarla kararmaya bak ve örtünü kirletme çekirdek çitlatmış dudaklar gibi güneşleri utandırma üç günde çok şey vardır yaşamayı bilene sense hafifsiyorsun sabahı yoruldum gezinmekten nis
(16 temmuz 2015, pazar)