- Üyelik Tarihi
- 11 Nis 2007
- Mesajlar
- 24,205
- Aldığı Beğeniler
- 22,175
- Takım
- Fenerbahçe
Bir dağ başında, bir deniz kıyısında,
mum ışığıyla aydınlanmış izbe odalarda...
Veya rengarenk ışıkların yanıp söndüğü, ölçüsüz ışıklarla, türkülü salonlarda...
Beni bekleyen var mı?
Elinde bir gül, dudaklarında tebessüm, ölüm gibi...
Ve sonra alışmadığım iklimlerde......
Bir başına kararsız benim gibi...
"Kim o?" diye her gürültüye seslenip,
"Ben geldim." cevabını benim dudaklarımdan duymak isteyen ürpertili bir yürek...
Var mı?
Bilemem...
Bir istasyon.
Bütün trenler kalkmış... Harabe gar binasının ışıkları sönmüş. Ortalıkta kimseler yok.
Vakit akşam üstü. Biraz sonra da gece...
Kocaman bacalı simsiyah eski bir tren gar binasının yanında hayalet gibi duruyor.
Bu tren kalkacak mı?
Bu tren nereye gider? Beni, beni bekleyene götürür mü?
Trene dalmış gözlerim. İçim içimi kemiriyor. Karanlıktan, sessizlikten, yalnızlıktan korkuyorum.
Hafif bir rüzgar esiyor. Sanki "Bu dünya boşaldı, bir sen kaldın yalnız başına" diyor.
Daralıyorum. Rüzgar alaycı. Gözlerim trende. Donmuş gibiyim.
Hani rüyalarda kaçamaz ya insan. Avazı çıktığı kadar bağırmak ister, ama ağzını açamaz.
Kaçıp kurtulmak ister, ama adımını atamaz.
İşte öyle...
Çok derinlerden bir düdük sesi duyuyorum.
Yüreğim cız ediyor. Bu sesi benden başkasının duymadığına eminim.
Sonra o eski trenin tekerleri usul usul dönmeye başlıyor.
Bacasından belli belirsiz bir duman...
Heyecan basıyor yüreğimi. Tren önümden geçiyor.
Şaşkınım, heyecanlıyım, korkuyorım. Kayboluyor tren.
Ben herşeyi kaybetmiş, yedi yaşında bir öksüz gibiyim şimdi.
Bakmak istemiyorum karanlığa. Görmek istemiyorum istasyonun bomboş halini.
Kapıyorum gözlerimi...
Beni bekleyen var mı?
Ben gidemezsem bile bana gelecek...
Veya "Sen gelmezsen ölürüm" diyecek olan.
Gözlerim kapalı. Sanki terk edilmişim.
Sanki dünyam yıkılmış. Sanki yalnızım
Derinden bir ses daha... Trenin boğuk uğultusu gibi. Beni bana çağırıyor.
"Seni bekleyen var, hem de günde 5 defa....."
........alinti.........
mum ışığıyla aydınlanmış izbe odalarda...
Veya rengarenk ışıkların yanıp söndüğü, ölçüsüz ışıklarla, türkülü salonlarda...
Beni bekleyen var mı?
Elinde bir gül, dudaklarında tebessüm, ölüm gibi...
Ve sonra alışmadığım iklimlerde......
Bir başına kararsız benim gibi...
"Kim o?" diye her gürültüye seslenip,
"Ben geldim." cevabını benim dudaklarımdan duymak isteyen ürpertili bir yürek...
Var mı?
Bilemem...
Bir istasyon.
Bütün trenler kalkmış... Harabe gar binasının ışıkları sönmüş. Ortalıkta kimseler yok.
Vakit akşam üstü. Biraz sonra da gece...
Kocaman bacalı simsiyah eski bir tren gar binasının yanında hayalet gibi duruyor.
Bu tren kalkacak mı?
Bu tren nereye gider? Beni, beni bekleyene götürür mü?
Trene dalmış gözlerim. İçim içimi kemiriyor. Karanlıktan, sessizlikten, yalnızlıktan korkuyorum.
Hafif bir rüzgar esiyor. Sanki "Bu dünya boşaldı, bir sen kaldın yalnız başına" diyor.
Daralıyorum. Rüzgar alaycı. Gözlerim trende. Donmuş gibiyim.
Hani rüyalarda kaçamaz ya insan. Avazı çıktığı kadar bağırmak ister, ama ağzını açamaz.
Kaçıp kurtulmak ister, ama adımını atamaz.
İşte öyle...
Çok derinlerden bir düdük sesi duyuyorum.
Yüreğim cız ediyor. Bu sesi benden başkasının duymadığına eminim.
Sonra o eski trenin tekerleri usul usul dönmeye başlıyor.
Bacasından belli belirsiz bir duman...
Heyecan basıyor yüreğimi. Tren önümden geçiyor.
Şaşkınım, heyecanlıyım, korkuyorım. Kayboluyor tren.
Ben herşeyi kaybetmiş, yedi yaşında bir öksüz gibiyim şimdi.
Bakmak istemiyorum karanlığa. Görmek istemiyorum istasyonun bomboş halini.
Kapıyorum gözlerimi...
Beni bekleyen var mı?
Ben gidemezsem bile bana gelecek...
Veya "Sen gelmezsen ölürüm" diyecek olan.
Gözlerim kapalı. Sanki terk edilmişim.
Sanki dünyam yıkılmış. Sanki yalnızım
Derinden bir ses daha... Trenin boğuk uğultusu gibi. Beni bana çağırıyor.
"Seni bekleyen var, hem de günde 5 defa....."
........alinti.........