Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

MeLeK

Benim aşkım askı Verene!
 
Üyelik Tarihi
29 Kas 2005
Mesajlar
5,547
Aldığı Beğeniler
49
Konum
DuA taşan YüreK
FARZET Kİ ÖLDÜN


İstersen gel bir beş dakika ölümü düşünelim& Ama senin ölümünü nasıl mı? Şöyle:
Düşün ki hiç hesapta olmayan, hep ertelediğin, ölüm; sana genç yaşta geldi& Eve haber saldılar; çocuğunuz hakkın rahmetine kavuştu& Aldılar seni sana özel tek kişilik odaya ağırladılar& Morgdasın& Buz gibi bir mekân& Birazdan sevdiklerin başına üşüşüp ağlayacaklar&
Beyaz kefenin başucu en yakının tarafından açılıyor& Seni gören fenalık geçiriyor& Sana can veremiyorlar& Sen morgda bir kişilik yeri işgal ederken boyuna göre küçük yatağın (kabrin) çoktan hazırlanmış& O geceyi tüyleri diken diken eden yerde geçirirken sıcacık yatağın korku salacak evdekilere& Rahmetlinin yatağıydı diyecekler& O odan korku salacak
&Ölümün birçok kişiye kısa zamanda unutacakları önemli dersler verir& Ölümünle kimi dul kalacak, kimi yetim& Kimine evlat acısı tattıracaksın, kimine adını koyamadığımız acılar&
Sen hala o soğuk yerdeyken cenazenin kılınacağı camii ve kılınacak namaz vakti belirlenmiş ve kısa bir zaman diliminde yakın çevrene bildirilmiştir& Cepten arayanlara şu ses ne güzel mesaj verirdi:
"Aradığınız kişiye ulaşılamıyor& Lütfen tekrar denemeyiniz. Ona artık ulaşamazsınız& O artık dünyalı değil& Lütfen numarasını silin&''
Numaran anında silinir& Telefonlardaki numaran ölüm kokar& Sen morgdayken ölüm ve ölümün konuşulacak evlerde& Ne kabare programları güldürür ne de savaş görüntüleri üzer& Gündemde sen varsın& Ölümün var&
Şu konuşmalar çok işitildi:
_ Acaba sıra kimde?
_ Senden sonra acaba kimin adı okunacak?
_ Daha dün görüşmüştüm!
_ Hala inanamıyorum!
_ Demek ki ölümün yaşı yok!
_ Bir gün biz de öleceğiz&
Ve sabah olur&
Dünyada bir gün bile kalmana razı olmazlar& İlk kez varlığın sıkıntı verir& Sen hala oracıktayken ğasilhane kapısına adın yazılır& Orası ne hamamdır ne de evindeki banyo& Ömürde bir defa yıkanılan bir yerdir orası&
Buz tutmuş bedenin sıcak sular altında çözülürken tenine dokunanlara unutamayacakları bir ürperti verirsin& Ve ölümünden sonra ikinci durağın olan tahtadan yapılmış bir binek kapı önünde seni bekliyor& Ömürde bir defa binilen tek binektir o& Ve iki üç kişinin yardımıyla cansız bedenin tabuta koyulurken kılını dahi kıpır tadamayacaksın&
Yine ömründe ilk ve son kez bineceğin bir araba sana özel kiralanmış& Ve yola koyuluyorsun& Canlılar arasında kıvrıla kıvrıla ölüm dansı yaparak en azından Cuma kıldığın camiye geliyorsun& Daha doğusu getiriyorlar&
O kalabalıkta tek ölü sensin& Ve sana ölü muamelesi yapacaklar& Çünkü sen ölmüşsün& Musalla taşı& Taşların en ürperteni! Taşların en acımasızı! Taşların en soğuğu!
Senin için toplanan kalabalık, öne geçmen için yol açıyor& Ve o taş kim bilir kaçıncı konuğunu ağırlıyor! Ne ölüler geçti o tezgâhtan!
Senin oradaki varlığın bir sünnet namazına vesile& Kılınan namazdan sonra; Rahmetliyi nasıl bilirdiniz? Sorusuna seni tanıyan da tanımayanda iyi bilirdik derler. İşlediğin günahları gözlerinin önüne getirdiğinde iyi ki bilmiyorlar dersin&
Ürperttiysem bana kızma! Bu, senin, dünya hayatına yeni bir bakış açısı yakalaman içindi& Çünkü ölümü düşünmek az hata yapmanı sağlar&


F.BİRIŞIK
 

MuhacirEnsar

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
31 Eki 2005
Mesajlar
6,511
Aldığı Beğeniler
40
Konum
MEDİNE
Takım
Fenerbahçe
Ölüm Sekeratı

Düşün bir kere! Sen can çekişmektesin. Ölümün sıkın­tısı, acısı, sarhoşluğu, gam ve ıstırabıyla boğuşmaktasın. Ölüm meleği aya­ğından itibaren ruhunu çekmeye başla­mış. Bu çekişin acısını ayağının ta ucundan hisset­mektesin. Sonra bu çekiş aralıksız devam eder. Can çekişme kızışır. Ruh aşağıdan yukarya olmak üzere bütün bedeninden çekilir. Acı doruğa ulaşmıştır. Ölümün sıkıntıları bütün be­denine yayılmıştır. Kalbin, ürperti ve üzüntü içindedir. Rabbinden gazab veya hoşnutluk müjdesini gözleyip bek­lemektedir. Canını al­makla görevli melekten bu iki haber­den birini almaktan başka bir ihtimal olmadığını an-lamışsındır.

Ölüm Meleğinin Görünüşü

İşte sen böyle gam, tasa, ölüm acısı ve şid­detli üzüntü içerisinde Rabbinden iki müjde­den birini beklerken, birden bire ölüm meleği­nin çehresiyle yüz yüze gelirsin. Bu çehre ya en güzel veya en çirkin bir manzara arzetmektedir.

Bedeninden ruhunu çekip çıkarmak üzere elini ağzına doğru uzatırken ona bakıyorsun. Bu hâle düşmekten ve ölüm meleğinin yüzünü görmekten dolayı nefsin zillete bürünmüştür. Ondan nasıl bir müjdeyle ansızın karşılaşaca­ğını merak edip duruyorsun. Birden bire onun sesini duyu­yorsun. Sana: Allahın rıza ve mükâfatıyla sevin, ey Allahın dostu! veya Onun gazab ve azabıyla sevin (!) ey Allahın düşmanı! haberini alıyorsun.

İşte o anda ya kurtuluş ve başarına kesin kanaat getirir ve ruhun Allah ile huzur bulur veya mahv ve helak oldu­ğuna kani olur, kalbin ümitsizlikle dolar, Allahtan ümit ve emelin kopar. Dünyadaki müddetinin bittiği, iz ve eserinin silindiği ve senden önce geçip giden­lerin yurduna taşındı­ğın o anda gönlüne son derece keder ve hüzün veya neşe ve sevinç ha­kim olur.

Kabir ve Sorgusu

Gönlünün sevinç ve neşeden uçar gibi oldu­ğu veya hüzün ve ibretle dolduğu o anda ken­dini bir düşün! Kabri ve onun dehşetli man­zarasını, oradaki iki meleği ve Rabbine olan imana ilişkin sorularını bir tasavvur et! Ya Rabbinden gelen kesin söz (Kelime-i Şehadet) ile destek­lendiğinden sebatlı ve kararlı veya yardımsız, şaşkın ve ürkeksin. O iki meleğin sorgulamak üzere tutup seni oturt­mak için ça­ğırdıkları anki seslerini düşün! O daracık me­zar çukurunda oturuşunu göz önüne getir. Ke­fenlerin iki yanına düşmüş, gözünün üzerine konulmuş pamuklar yer­lerinden ayrılıp ayağı­nın yanına kaymıştır. Bunları düşün, sonra da onların şekline ve vücutlarının büyüklüğüne gö­zünü dikişini bir tahayyül et! Eğer onları güzel şekilleriyle görürsen, kalbin başarı ve kurtuluşa erdiğini kesin olarak anlar. Eğer kö­tü manzaralarıyla görürsen, gönlün mahv ve helakine kanaat getirir. Düşün onların nağme ve sorularıyla ses ve sözlerini; sonra da eğer sebat lütfetmişse Allahın desteğini veya seni yalnız başına yardımsız terketmişse şa­şırt­masını!



Kabrin Cennet ve Cehenneme Açılması

Ya kesin veya şaşkın ve şüpheli cevabını düşün! Şanı yüce Allah sana sebat ihsan et­mişse o iki meleğin sevinçle sana yöneldikle­rini, Cehenneme kapı açmak için ayakla­rıyla kabrin yanlarına vurduklarını bir düşün! Son­ra Ce­hennemin, ateşiyle kızışıp kaynayışını, o anda meleklerin seninle olan konuşmalarını göz önüne getir. Cenab-ı Hakkın seni korudu­ğu bu manzaraya bakıp duruyorsun. Bundan dolayı gönlünün neşe ve sevinci bir kat daha artar. Acz ve zaafına rağmen nasıl bir ateşten kurtulduğunu gözle­rinle görüp inanırsın.

Sonra o iki meleğin, ayaklarıyla kabrinin yanlarına ye­niden vurduklarını, mezarının, ziynet ve nimetleriyle Cen­nete açılışını ve meleklerin şu sözlerini bir tahayyül et: Ey Allahın kulu! Cenab-ı Hakkın senin için hazırladıklarına bak! Bu senin makamın ve ka­vuşacak yerindir! Bu Cennet nimetlerini ve saltanatının gözalıcılığını ve bu müşahede et­tiğin nimetlerle parlak güzelliklere bir gün ka­vuşacağını görmekten gönlünün sevinç ve ne­şesini düşün!

Eğer böyle değilsen, bütün bunların tersini; azarlanı­şını, Cenneti görüp de meleklerin sana söyleyecekleri, Aziz ve Celil olan Allahın seni mahrum bıraktığına bak!; Cehhenemi gö­rüp de sana yöneltecekleri, Allahın senin için hazırladıklarına bak! Bu senin yurdun ve vara­cak ye­rindir! şeklindeki sözlerini düşün! Bu ne büyük tehlike!

Bu iki hâlden hangisinin kabirde senin hâlin olacağını öğreninceye kadar, dünyada sana ne büyük gam ve üzüntü vardır! Sonra yokluk ve peşinden de imtihan! Nihayet ek­lemlerin par­çalanacak, kemiklerin mahvolacak, vücudun da çürüyüp dağılacak. Fakat, ölüm meleğinin verdiği müj­denin hüzün veya sevinci ruhundan hiç geçmeyecek. Ca­nın, sürekli olarak yeniden diriliş anında karşılaşacağı Al­lahın gazab ve azabının veya Onun rıza ve mükâfatının bek­leyişi içinde bulunacaktır.

Sen bunu bekleyip dururken ruhun Cen­netteki maka­mına veya Cehennemdeki yerine arzedilecektir. Ruhunun hasret ve üzüntüleri ya da neşe ve sevinci ne büyük olacak! Niha­yet ölülerin bekleme süresi tamamlanacak. Yer ve gök, sakinlerinden boş kalacak. Hepsi bir zamanlar canlı ve ha­reketliyken sönüp kala­caklar. Artık ne duyulan bir ses, ne de görülen bir karartı vardır. Sadece O En Yüce Cebbar olan Allah Tealâ kalmıştır. Tıpkı azamet ve yüceliğiyle tek ve yalnız olarak ezelde olduğu gibi!

KIYAMET VE HAŞİR

Hz. İsrafilin Seslenişi

Sonra ruhun, sen de dahil bütün yaratıkların Allahın huzuruna zillet ve küçüklük içerisinde toplanması için bir dellalın seslenişiyle ansı­zın irkilecektir.

Bu sesin kulak ve aklın üzerinde nasıl bir etki yapaca­ğını düşün! En Yüce Sultana arzedilmeye çağırıldığını ak­lınla anlarsın. Bu ses­ten dolayı yüreğin yerinden fırlamış ve saçla­rın ağarmıştır. Çünkü bu bir tek çığlıktır ve celal ve ikram, azamet ve kibriya sahibi Al­lahın huzuruna toplan­maya çağırmaktadır. Sen bu sesten dolayı ürperti içindey­ken ansızın başucundan toprağın yarılışını duyarsın. Meza­rının toprağınla tepeden tırnağa tozlar içinde sıçrayıp ayakların üzerine kalkarsın. Gözlerin sesin geldiği tarafa dikilmiştir. Se­ninle birlikte bütün yaratıklar, içerisinde uzun süre bela ve imtihan gördükleri yerin toz ve toprağına bu­lanmış olarak öyle bir kalkışla kal­karlar ki!.. Sen ve onların hep birlikte korku ve dehşetle ayaklanışınızı bir düşün!

Mahşere Sevk

Mahlukatın kalabalığı içerisinde korku, üzüntü, gam ve kederinle yalnız başına çıp­laklık ve zilletini göz önüne getir! Herkes çıp­lak, yalınayak, suskun; zillet, meskenet, korku ve dehşet içindedir. Onların ayak seslerinden ve İsrafilin çağrısı­nın yankısından başka bir şey duyamazsın. Senin de içinde bulunduğun mahlukat ona doğru yönelmiş ve sesin geldiği tarafa yürümektedirler. Heybet ve zillet içeri­sinde koşmak­tasın. Mahşer yerine vardığında, çıplak ve yalınayak cin ve insanlardan bütün ümmetler kalabalıklaşır.

Yeryüzü hükümdarlarından saltanatları çe­kilip alınmış, kendilerini zillet ve küçüklük bürümüştür. Dünyada Allahın kullarına karşı işledikleri zulüm ve zorbalıktan sonra artık yaradılış ve değer bakımından mahşer ehlinin en aşağılık ve en küçükleridir.

Sonra yaratıklardan ürküp yalnız başlarına yaşarlarken vahşi hayvanlar, tâbi tutuldukları bir imtihan veya işledik­leri bir günahtan dola­yı değil; sadece Kıyamet gününün verdiği zil­letten başları önlerine eğik olarak çöllerden ve dağların tepelerinden yönelip gelirler. Şiddet, cüret ve kud­retlerine rağmen yırtıcı hayvanla­rın bile o büyük günde, Kıyamet ve Allahın huzuruna arz anı için boyunlarını bük­müş ola­rak ve zillet içerisinde gelişlerini düşün! Niha­yet o vahşiler, yaratıkların arkasından gelip Cebbar ve gerçek Melik olan Allahın huzu­runda, zillet, meskenet ve inkisar içerisinde du­rurlar.

Şeytanlar da azgınlık, isyan ve inatlarından sonra Yüce Allahın huzuruna arzedilmenin zilletiyle boyun eğmiş ola­rak gelirler. Uzun bir imtihandan sonra, yaratılış ve tabiat­ları farklı farklı olduğu ve birbirlerinden ürküp kaçtıkları hâlde hepsini bir arada toplayan Al­lahın şanı ne yücedir! Yeniden diriliş hepsi­ne boyun eğdirmiş ve mahşere sevk, onları aynı yerde toplamıştır.

Göklerin Yarılması

İnsan, cin, şeytan, vahşi ve yırtıcı hay­vanlar, davar ve sığır gibi evcil hayvanlar ve haşereleriyle bütün yeryüzü ahalisinin sayısı tamamlanıp arz ve hesab durağında hepsi yerle­rini alınca, üstlerinden göğün yıldızları saçılır, güneş ve ayın ışığı giderilir, kandil ve nuru­nun sönmesiyle yeryüzü karanlığa bürünür.

Senin de içinde bulunduğun yaratıklar bu vaziyettey­ken, üstlerinden dünya seması çatır­damaya ve onca bü­yüklüğüyle tepelerinde dönmeye başlar. Sen de bu tehlikeli manzarayı gözlerinle izlersin. Sonra dünya seması beşyüz senelik kalınlığına rağmen yarılır. Onun parçalanışı senin kulağında ne korkunç bir ses yapar! Sonra Kıyamet günü­nün azamet ve deh­şetinden yırtılıp paramparça olur. Par­çalanıp yarılan gökleri kuşatan melekler, o göklerin etra­fında ayakta dururlar. Onca büyüklüğüyle göğün parçalanış dehşetini ne zannediyorsun? Rabbi, onu Kıyametin dehşe­tiyle eritip içine sarılık karışan eriyik gümüş hâline getirir. Tıpkı Celîl ve büyük olan Allahın buyurduğu gibi: Gök yarılıp da, kızarmış yağ renginde gül gibi olur (Rahman Sûresi: 37) veya: O gün gökyüzü erimiş maden gibi olur. Dağlar da atılmış yüne döner. (Mearic Sûresi: 8-9).

(Müfessirler derler ki: Âyette geçen el-Mühl içine sarılık karışmış eri­yik gümüştür. el-Ihn ise, atılmış renkli yündür. Verdeten keddihan ifadesi ise, kırmızı atın rengi demektir.)

Meleklerin İnişi

Dünya semasının melekleri o semanın ke­narlarında iken, birden bire Cenab-ı Hakka arz ve hesap için yeryü­zündeki mahşer yerine inerler. O melekler, muazzam bü­yüklükleri, Allah katındaki değerleri ve kendisine sunul­mak ve huzurunda hesaba çekilmek üzere ken­dilerini zillet ve meskenetle toplu hâlde indiren Yüce Sultanı takdis ile yük­selen sesleriyle gö­ğün iki tarafından yeryüzüne doğru hızla iner­ler. Muazzam kıymetleri, dev cisimleri, deh­şetli sesleri ve şiddetli korkularıyla, Aziz ve Celil olan Allaha arzedilmenin zilletinden bo­yunları bükük bir biçimde bu­lutların arasından inişlerini bir tahayyül et!

Nitekim Yahya bin Ğaylan el-Eslemî bana demiştir ki: Ruşdeyn bin Saidin, Ebüs-Semhten, onun da Ebû Kabîlden onun da Abdul­lah bin Amr bin el-Âstan naklettiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Al­lahın bir me­leği vardır. İki göz pınarları ile göz kuyruğu arası yüz senelik yürüyüş mesafesi kadardır. Yine Yahya bin Ğaylan el-Eslemî bana demiştir ki: Ruşdeyn bin Said, İbn Abbas bin Meymun el-Lahmî, onun da Ebû Kabîl, onun da Abdullah bin Amr bin el-Âstan naklettiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Allahın bir meleği var­dır. İki kaşının arası yüz sene kadardır.

İnen meleklerin kendileri için geldiklerini düşünen mahlukat onlara şöyle sorduklarında senin de korkun ne yaman olur: Rabbimiz aranızda mı? Melekler onların bu sorusundan ve Sultanlarını (Allah) aralarında bulunmaktan tenzih ederek ürperirler ve yeryüzü ahalisinin bu düşünce­lerinden Allahı tenzih için yüksek sesle şöyle nida ederler: Haşa! Rabbimizi tenzih ederiz. O aramızda değildir. O gele­cektir. Nihayet, o günün verdiği eziklikten dolayı baş­ları önlerine eğik bir vaziyette, mahlukatı kuşatarak saflar hâlinde yerlerini alır­lar. Onca azametli yaratılışları içerisinde ka­natlarına bürünmüş, Rablerine zillet, mahviyet ve saygı ile başlarını önlerine eğmiş vaziyet­teki hâllerini düşün! Sonra her şey aynı bi­çimde ve yedinci kat semaya varın­caya kadar bütün gök halkı sayılan ve büyüklükleri katla­narak iner. Her bir göğün ahalisi yaratıkların etrafında ayrı bir saf tutar.



Mahşerin Hararet ve Sıkıntısı

Nihayet bütün yedi gök ve yedi yer ahalisi mahşerdeki yerlerini tam olarak alınca güne­şe on yıllık hararet giydirilir ve yaratıkların tepelerine bir veya iki yay kadar yaklaştırılır. Rabbûl-Alemînîn arşının gölgesinden başka hiç kimsenin gölgesi bulunmaz. Arşın gölge­sinde serinlenenler ve güne­şin hararetiyle kav­rulanlar vardır. Güneş, altındakileri hara­retiy­le kızdırır. Hararetten onların keder ve endişe­leri şid­detlenir. Sonra ümmetler dalgalanmaya ve itişip kakışmaya başlar. Birbirlerini sıkış­tırır ve ayakları gider gelir.

Susuzluktan boyunları kopacak gibi olur. Güneşin sı­caklığı, mahlukatın nefesleri ve izdihamın verdiği hararet birbirine eklenir. Bu­nun üzerine onlardan öyle bir ter akar ki, yeryü­züne yayılır. Sonra da amellerinin derecesine ve Allah katındaki saadet ve şekavet durumla­rına göre vücudlarını kaplar. Öyle ki ter, bazı­larının topuklarına, ba­zılarının göbeğine, bazı­larının kulak memelerine kadar yük­selir. Bazı­ları da neredeyse teri içerisinde kaybolacak hâle gelir. Ter kimisinin göbeğine kadar çıkar.

Umeyr bin Said der ki: Ben İbn Amr ve Ebû Said el-Hudrînin yanında oturuyordum. Cuma günüydü. Birisi ötekine dedi ki: Ben Resûlullah (s.a.v.)i şöyle buyururken dinledim: Kıya­met günü ter insanoğlunun neresine kadar va­rır? Orada bulunanlandan birisi: Kulak me­melerine kadar bir diğeri: Ağzına kadar de­di. İbn Ömer (r.a.): (Ku­lak memesinden ağıza doğru eliyle bir hat çizerek) ikisinin de eşit ol­duğunu görüyorum dedi.

Hayseme, Abdullahın şöyle dediğini bil­dirdi: Kıyamet günü yeryüzünün hepsi âdeta ateş kesilir. Ötesinde ise Cennet bulunur. İn­sanlar, onun hurilerini ve kadehlerini görürler. Abdullahın canı, kudretinin elinde bulunan Allaha yemin ederim ki, kendisine hesap do­kunmadığı hâlde bir kişi o kadar ter döker ki, döktüğü ter kendi boyunca yeryü­züne yayılır. Sonra bu ter burnuna kadar yükselir. Abdul­la­ha sordular: Bu neden ileri gelir ya Eba Ab-durrahman? Abdullah: İnsanların çektiği sı­kıntıyı görme­sinden cevabını verdi.

İbn Ömer (r.a.)den, Resûlullah (s.a.v.)in şöy­le buyurduğu nakledildi: Kişi (bir defa da kâfir dedi) Kıyamet günü, duruşmanın uzun­luğundan dolayı kulaklarının ortasına kadar ter sızıntısının denizi içerisinde ayakta diki­lir. Yine Hz. Peygamber (s.a.v.)den naklen Ab­dullahın şöyle dediği rivayet edilmiştir: O günün uzunca bekleyişinden, Kıyamet günü ter, kâfiri ağzının hizasından gemleyecek de­recede kaplar (Ali, beklemenin uzamasından dedi.) Öyle ki, Ya Rabbi! ateşe göndermek bi­le olsa beni rahatlat diye yalva­rır.

Hiç şüphesiz sen de onlardan birisin. Kede­rinle başbaşa kalmış, ter kaplamış ve gam bürümüş, şiddetli ter, korku ve ürküntüden ne­fesin daralıp bunalmış bir hâlde kendini dü­şün! İnsanlar da seninle birlikte saadet veya mutsuzluk yurduna gönderecek hükmün veril­mesini bek­lerler.

Herkes Canının Derdine Düşer

Nihayet, senin ve diğer yaratıkların meşak­kati doruğa ulaşır. Konuşmadan ve işle­rine bakılmadan uzun uzun beklerler. Üç yüz sene hiç ko­nuşmadan, bir lokma yemek yemeden, bir yudum su iç­meden, yüzlerine bir tek hoş esinti ve serin meltem değme­den, bu bekleyiş ve ayakta dikilişten doğan çekilmez ve katla­nılmaz derecedeki yorgunluğu giderici bir an bile isti­rahat etmeden beklemelerini ne zan­nedersin?

Katade veya Kabden rivayet edilmiştir ki: O gün in­sanlar, âlemlerin Rabbinin huzu­runda duracaklar (el-Mutaffifîn Sûresi: 6) âyetini okudu ve şu açıklamayı yaptı: Üç yüz sene kadar duracaklar. Yine o, Hasan-ı Basrîden şöyle duyduğunu söyledi: Uzunluğu elli bin sene olan bir zaman, ayaklarının üze­rinde Azîz ve Celîl olan Allahın huzu­runda ayakta dikilen insanların hâlini ne zanneder­sin?! Onlar orada ne bir şey yemişler ve ne de bir şey içmişlerdir. Öyle ki susuzluktan boyunları incelmiş. Açlıktan içleri yan­mış. Bu onları ateşe sevk etmiş de sıcağı yaklaşmış ve esin­tisi şiddetlenmiş, yaklaşan kızgın bir pınardan sulanmışlar­dır.

Peygamberlere Müracaat

Onların meşakkat ve bitkinliği takat geti­remeyecekleri bir dereceye varınca, onlar, Mevlânın yanında değerli olan ve kendilerine o hâl ve durumlarında rahat etmeleri için şefa­at edecek kimseleri aramak üzere birbirleriyle konuşur­lar. Bu durumdan kurtulup Cennete veya Cehenneme sevkedilmelerini isterler.

Önce Âdem ve Nuha, sonra İbrahime, İb­rahimden sonra da Musa ve İsaya başvurup yardım isterler. Hepsi de onlara şöyle derler: Rabbimiz bugün öyle bir gazaba gel­miştir ki, böylesine ne bugünden önce gazaplanmış, ne de bundan sonra bu kadar gazaplanır. Hepsi de bu şekilde kudret ve celal sahibi Rablerinin gazabının şiddetini ifade eder ve kendi kendi­leriyle meşgul olduklarını şöyle dile getirirler: Nefsî, nefsî! (kendi canım, kendi canım!) Bizzat kendi canlarının derdiyle meşguliyet, kendi dertleri ve kur­tuluş kaygıları onları şe­faat için Rablerine başvurmaktan alıkoyar. Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyuruyor: O gün herkes gelip kendi canını kurtarmak için uğraşır... (Nahl Sûresi: 111) Yaratıklardan hiçbirini düşünmez.

Yaratıklar topluca çağrışırlarken, herbiri canının der­dine düşüp Nefsî nefsî! diye ba­ğırırken seslerini bir tahayyül et! Nefsî, nef­sî sözünden başka bir şey duyamaz­sın. O gün ne korkunç bir gündür! Sen de onlarla bir­likte sadece kendini düşündüğünü ve Rabbinin azab ve ceza­sından kurtulmaya çalıştığını haykırırsın.

Allah katındaki değerlerine ve yüksek ma­kamlarına rağ­men Âdem Safiyullah, İbrahim Halilullah, Musa Kelimullah, İsa Ruhullah ve Kelimetullahtan herbirinin Rabbinin şiddetli gazabından korkarak: Nefsî nefsî! diye ses­lendiği bir günü ne zannedersin?! O günkü korkun, tela­şın, üzüntün ve endişenle kendini onlarla mukayese edebi­lirmisin?
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
tüyleri ürperten bu ölüm olayını nasılsa bir gün hepimiz yaşıyacaz çünkü hepimiz faniyiz ve yok olmakla emir olunduk ..nitekim MEVLAMIZ küllü nefsin zaikatül mevt buyurmuş her nefis sahibi ölümü tadacaktır...

tabiki bu ölümü en tatlı bir şekilde karşılamakta bizlerin elinde
RABBİM ahhh keşke daha önce gelseydik diyenlerden eylesin bizleri

çünkü mümin ölümden korkmaz her daim ölüme hazırdır ve hazırlıklıdır..

onun için ölüm hakka bir kavuşmaktır..
 

Bir_Katre

RAHMETLE ANIYORUZ DEĞERLİ KARDEŞİM
 
Üyelik Tarihi
4 Ağu 2006
Mesajlar
5,632
Aldığı Beğeniler
50
Konum
Ağrı
Takım
Galatasaray
Şu konuşmalar çok işitildi:
_ Acaba sıra kimde?
_ Senden sonra acaba kimin adı okunacak?
_ Daha dün görüşmüştüm!
_ Hala inanamıyorum!
_ Demek ki ölümün yaşı yok!
_ Bir gün biz de öleceğiz&
Ve sabah olur&


bu konuşmaları çok işittim babamın vefatında :( :( gurulanma insan oğlu ölmemeye çaremi var tabut denen tahta ata binmemeye çaremi var...
Allah (cc) razı olsun Melek kardeşim güzel paylaşımdı...
ellerine ve emeğine sağlık...
 

Necmeddin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Ocak 2006
Mesajlar
10,138
Aldığı Beğeniler
179
Konum
Batman
Takım
Diğer
İstersen gel bir beş dakika ölümü düşünelim Ama senin ölümünü nasıl mı? Şöyle:
Düşün ki hiç hesapta olmayan, hep ertelediğin, ölüm; sana genç yaşta geldi Eve haber saldılar; çocuğunuz hakkın rahmetine kavuştu Aldılar seni sana özel tek kişilik odaya ağırladılar Morgdasın Buz gibi bir mekân Birazdan sevdiklerin başına üşüşüp ağlayacaklar


Beyaz kefenin başucu en yakının tarafından açılıyor Seni gören fenalık geçiriyor Sana can veremiyorlar Sen morgda bir kişilik yeri işgal ederken boyuna göre küçük yatağın (kabrin) çoktan hazırlanmış O geceyi tüyleri diken diken eden yerde geçirirken sıcacık yatağın korku salacak evdekilere Rahmetlinin yatağıydı diyecekler O odan korku salacak


Ölümün birçok kişiye kısa zamanda unutacakları önemli dersler verir Ölümünle kimi dul kalacak, kimi yetim Kimine evlat acısı tattıracaksın, kimine adını koyamadığımız acılar
Sen hala o soğuk yerdeyken cenazenin kılınacağı camii ve kılınacak namaz vakti belirlenmiş ve kısa bir zaman diliminde yakın çevrene bildirilmiştir Cepten arayanlara şu ses ne güzel mesaj verirdi:
"Aradığınız kişiye ulaşılamıyor Lütfen tekrar denemeyiniz. Ona artık ulaşamazsınız O artık dünyalı değil Lütfen numarasını silin''
Numaran anında silinir Telefonlardaki numaran ölüm kokar Sen morgdayken ölüm ve ölümün konuşulacak evlerde Ne kabare programları güldürür ne de savaş görüntüleri üzer& Gündemde sen varsın& Ölümün var
Şu konuşmalar çok işitildi:
_ Acaba sıra kimde?
_ Senden sonra acaba kimin adı okunacak?
_ Daha dün görüşmüştüm!
_ Hala inanamıyorum!
_ Demek ki ölümün yaşı yok!
_ Bir gün biz de öleceğiz
Ve sabah olur
Dünyada bir gün bile kalmana razı olmazlar İlk kez varlığın sıkıntı verir Sen hala oracıktayken ğasilhane kapısına adın yazılır Orası ne hamamdır ne de evindeki banyo Ömürde bir defa yıkanılan bir yerdir orası
Buz tutmuş bedenin sıcak sular altında çözülürken tenine dokunanlara unutamayacakları bir ürperti verirsin& Ve ölümünden sonra ikinci durağın olan tahtadan yapılmış bir binek kapı önünde seni bekliyor Ömürde bir defa binilen tek binektir o Ve iki üç kişinin yardımıyla cansız bedenin tabuta koyulurken kılını dahi kıpır tadamayacaksın
Yine ömründe ilk ve son kez bineceğin bir araba sana özel kiralanmış Ve yola koyuluyorsun Canlılar arasında kıvrıla kıvrıla ölüm dansı yaparak en azından Cuma kıldığın camiye geliyorsun Daha doğusu getiriyorlar
O kalabalıkta tek ölü sensin Ve sana ölü muamelesi yapacaklar Çünkü sen ölmüşsün Musalla taşı Taşların en ürperteni! Taşların en acımasızı! Taşların en soğuğu!
Senin için toplanan kalabalık, öne geçmen için yol açıyor Ve o taş kim bilir kaçıncı konuğunu ağırlıyor! Ne ölüler geçti o tezgâhtan!
Senin oradaki varlığın bir sünnet namazına vesile Kılınan namazdan sonra; Rahmetliyi nasıl bilirdiniz? Sorusuna seni tanıyan da tanımayanda iyi bilirdik derler. İşlediğin günahları gözlerinin önüne getirdiğinde iyi ki bilmiyorlar dersin
Ürperttiysem bana kızma! Bu, senin, dünya hayatına yeni bir bakış açısı yakalaman içindi Çünkü ölümü düşünmek az hata yapmanı sağlar


-------------------------------

F.BİRIŞIK

Bizim, sizi boşbir amaç uğruna yarattığımızı ve
gerçekten bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?
( Müminun Suresi, 115)
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
RABBİM o ölümü iman ve kuran ile karşılaştırsın keşke daha önce gelseydik diyenlerden ollaım inşallah
 

DeryaSevde

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
6 Tem 2007
Mesajlar
49
Aldığı Beğeniler
1

Rabbim o anda Bize yardımcı olsun..


Allah razı olsun...​
 

Ahiretime Duamsın

***AHİRETİME DUAM'SIN***
 
Üyelik Tarihi
11 Haz 2007
Mesajlar
4,386
Aldığı Beğeniler
1,783
Konum
тÜяκİує/αитακуα
Takım
Galatasaray
selamün aleyküm Necmeddin kardeşim çok ölemli bir konuya deginmişsin yorum yapamıyorum çünkü çok etkilendim yine ama emeğine sağlık
 
Üst Alt