Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

MeLeK

Benim aşkım askı Verene!
 
Üyelik Tarihi
29 Kas 2005
Mesajlar
5,547
Aldığı Beğeniler
49
Konum
DuA taşan YüreK
Başımız bakışımızla derttedir. İki göz kapağını kaldırınca başlıyor bakış ancak burada bitmiyor. Neyi gördüğümüz, nasıl baktığımız ile çok yakından ilişkilidir. Bakış biçimimiz gözümüze vuran ışık kadar aydınlatıcı ya da körelticidir. Eşyadan gözümüze yansıyan ışık, insan aklına hep aynı renklerle varmıyor. Göze vuran görüntüler, sanki bir büyük prizmadan geçer gibi, ayrı yönlerde, ayrı tonlarda ve ayrı biçimlerde düşüyor insan aklına. İnsan, baktığı ile kalmıyor.
Bakmak, her zaman kasıtlı bir akıl eylemi ile birliktedir: Görmek. Görmek, bakmaktan farklı olarak, göze değen ışıkla değil, akla düşen merakla gerçekleşir. Işıktan, işaretten, şekilden, renkten fazlasıdır aklın gördüğü. Akıl, gözün gördüğünden ötesini arar. Gözün gördüğünün ne gösterdiğini görmek ister. Göze düşen görüntünün işaret ettiğini bulmak ister. Görünür olanın derinine geçmek ister. Görüntüden asla varmak ister. Gözün gördüğüyle yetinmez. Bakışımızın ötesini dert edinir. Bakışımızı başımıza dert eder. Öyleyse nasıl bakmalı? Bakmak için elimizdeki tek veri gördüklerimizdir. Bakmaya başladığımız yerde gördüklerimiz vardır. Eşya, yani şeyler, bakışımızın ilk durağıdır. Eşya ve olaylar ne ise, öyle görünür gözümüze. Eşyayı ve olayları olduğu gibi gördüğümüzü varsayarız. Olduğu gibi görmeye o kadar alışığızdır ki, dilimizden Ne? ve Nasıl? soruları eksik olmaz. Bu iki sade soru, sanki damağımıza ve dimağımıza yapışık gibidir. Gördüklerimizin mahiyeti, yani, ne olduğu/nasıl olduğu, bu sorularla açığa çıkar. Bu sorular olmasaydı, dış dünya ile ilgili hiçbir algıdan, farkındalıktan söz edemezdik. Bu ikisine Nerede? Ne zaman? Niçin? sorularını da eklersek, eşya ve olaylarla ilgili algımızı en geniş sınırlarına yakınlaştırmış oluruz. Dış dünyanın bilincimize sızdığı gözenekler gibidir bu sorular. Haberciler, N ile başlayan bu beş soruya Kim? sorusunu ekleyerek, her olay için beşNbirK formülünü uygular. Yani, bir olayla ilgili Nli beş, Klı bir soruya doğru cevap veriliyorsa, olay aydınlanmış demektir.

Gelgelelim, kâniatla ilgili haberlerde sıklıkla Nli sorular sorulur ancak Kim?e gelince durulur. Kâinattaki olayların faili pek öyle aranmaz. Modern bilimciler, sadece Nli sorularla olayların aydınlatıldığını düşünürler. Kim? sorusuna cevap aranmaz. Dahası, Kim? sorusu sorulmayabilir ve hatta sorulmamalıdır. Bir şekilde, Nli soruların cevapları içinde Kim? sorusunun cevabı da yuvarlanır. Bir şey, bir şekilde, bir yerde, bir anda, bir nedenle oluyorsa, bu şey ya kendi kendine oluyordur ya şartlar öyle gerektirdiği için ya da hep böyle olageldiği için oluyordur. Bu türden cevaplar Kim? sorusunu başından gereksiz kılar.

Oysa, olaylara soracağımız her Nli soru, bizi K sorusuna götürdüğü gibi, Knın cevabına da götürür. Yeter ki, bakışımızdan kaynaklanan Nli soruları, görmeye doğru yönlendirelim. Her Nli soru, aklımıza Klı sorunun cevabını taşıyan bir ışın gibidir. Aklımızın retinası ışınlarla değil, işte bu Nli sorularla görür. Bakışımızın başımıza dert ettirdiği budur. Nli soruların sonunda Knın cevabı da düşer zihnimize. Nli sorularla, önce failin Kim olmadığı anlaşılır, sonra da Kim olabileceği.

Gelin şimdi bir kâinat habercisi olalım. Çok bilinen bir örnek üzerinde, yağmur olayında, kâinattan nasıl sahih bir haber çıkarabileceğimizi görelim. Beş Nli soruyu sorarak başlıyoruz:

Ne? Yağmur

Nasıl? Gökten yere geliyor

Nerede? Her yerde

Ne zaman? Her zaman

Niçin? Canlılar yaşasınlar diye

İnsanlar, hayvanlar ve bitkilerin yaşaması için gökten su geliyor.

HABERDE GÖZÜN GÖRDÜĞÜNÜ ANLATIYORUZ

Su, gökten yere geliyor.

Gelen su ile tüm canlılar hayatlarını sürdürüyolar.

Gözlemimiz bunu gösteriyor. .

Yani, sadece görüntüyü naklediyoruz.

Gelen suda, insanlara, hayvanlara ve bitkilere acıyıp şefkat etmek rızk yetiştirmek gibi bir kabiliyet görünmüyor.

BAKIŞIMIZA DÜŞEN GÖRÜNTÜ

AKLIMIZA SORULAR DÜŞÜRÜYOR

Bir gözlemden kaynaklanan Nli sorular, yeni sorular sordurtuyor.

Su, insana ve hayvana geliyor ama insana ve hayvana acıyıp şefkat ediyor olabilir mi?

Suyun, insana ve hayvana rızık yetiştirmek gibi bir kabiliyeti ya da niyeti olabilir mi?

Öyle görünüyor ki, su acımaktan, şefkat etmekten, rızk endişesi taşımaktan çok uzaktır.

Demek ki, su (kendi kendine) geliyor değil gönderiliyor.

VE AKLIMIZIN GÖRDÜĞÜ

Yağmur olayı ile ilgili Nli beş soru, bizi Klı bir soruya ve bu sorunun muhtemel cevaplarına doğru götürüyor.

Su geliyor değil, gönderiliyor.

O halde suyu bir gönderen olmalıdır.

Suyu gönderen her kim ise, acıyıp şefkat eden biri olmalıdır.

Acıyıp şefkat eden suyun kendisi olabilir mi? Suyu taşıyan bulutlar olabilir mi? Bulutları taşıyor görünen rüzgâr olabilir mi?

Görünen o ki, bu üç sorunun cevabı da hayır!

Böylece failin kim olmadığını da görmeye başladık.

OLAYIN PERDE ARKASI

Suyun geldiği gözle görünür bir gerçektir. Bu görüntü beş Nli sorumuza cevap veriyor. Ayrıca, beş Nli sorunun cevabı da bizi bir Knın cevabına götürüyor. Bu görünürden hareketle, görünmezi yani gaybî olanı görür olduk.

Böylece, yağmur için sorduğumuz beş Nli soru, aklımıza, acıyıp şefkat eden, Rahman ve Rahim olan bir Allahı getiriyor. İşte şimdi yağmur haberimiz eksiksizdir. Olayın karanlıkta kalan yanı yoktur. Olayın faili görünürlerde değil ama biliniyor ve tanınıyor. Beş N, bir Allahı akla getiriyor.
 

Mehmet E

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
8 Şub 2006
Mesajlar
279
Aldığı Beğeniler
0
Allah (cc) razı olsun. güzel bir yazı. Her şeyin sahibi ancak Yüce Rabbimizdir.
 

Bir_Katre

RAHMETLE ANIYORUZ DEĞERLİ KARDEŞİM
 
Üyelik Tarihi
4 Ağu 2006
Mesajlar
5,632
Aldığı Beğeniler
50
Konum
Ağrı
Takım
Galatasaray
Allah (cc) razı olsun Melek kardeşim güzel bir yazıydı ellerine sağlık...
 
Üst Alt