Hazreti Musa (as) hastalandı ve karnının ağrısı iyice şiddetlendi de halini Cenâb-ı Hakk’a arzetti. Allah da ona sahradaki bir otu gösterdi. O da ondan yedi de Allah’ın izniyle şifa buldu. Sonra başka bir zaman bu hastalık ona tekrar musallat oldu. Bunun üzerine aynı otu yedi. Fakat hastalığı arttı. Hastalığı artınca şöyle dedi: “Hastalığı artınca şöyle dedi: “Ya Rabbi, ilk önce bu otu yedim ve ondan faydalandım. İkinci defa onu yediğimde ise hastalığım arttı.” Bunun üzerine Cenâb-ı Hakk şöyle buyurdu: “Çünkü birincide seni ota sevk eden Ben idim, böylece onda şifa meydana geldi. İkincisinde ise, sen kendin ota gittin de, bunu müteakip hastalığın arttı. Bilmiyor musun ki, bütün dünya öldürücü zehir, onun panzehiri de benim ismimdir.” (Râzî)
Anlatıldığına göre Firavun, tanrılık iddiasında bulunmadan önce bir saray yaptırdı. Sarayın dış kapısına da besmelenin yazılmasını emretti. Ulûhiyet iddiasına kalkışıp da, Hz. Musa (as) peygamber olarak ona gelip, onu hak dine davet edince, onda doğruya ulaşma kabiliyeti görmedi. Bunun üzerine şöyle dedi: “Ya Rabbi, onu ne kadar dine davet ettimse de onda her hangi bir hayır görmedim.” Bunun üzerine Cenâb-ı Hakk şöyle buyurdu: “Ey Musa, belki de sen, onun küfrüne bakarak, onu helak etmemi istiyorsun. Hâlbuki Ben, onun sarayının dış kapısının üzerine yazdırmış olduğu besmeleye bakıyorum.” Buradaki incelik şudur: Kâfir de olsa, kim bu kelimeyi dış kapısının üzerine yazarsa, helak olmaktan emin olur. Kim bu kelimeyi, ömrünün başından sonuna kadar kalbine yazarsa, onun durumu nasıl olur, var sen düşün. (Râzî)
Bizans imparatoru, Hz. Ömer’e (ra), devamlı bir baş ağrısı olduğunu, bunu için kendisine bir ilaç göndermesini yazmıştı. Bunun üzerine Hz. Ömer (ra) bir fes gönderdi. İmparator bu fesi başına koyduğunda, baş ağrısı duruyor, çıkarınca başı yeniden ağrımaya başlıyordu. İmparator hayret ederek fesi kontrol etmeye başladı. Fesin içinde besmele yazılı bir kâğıt buldu. (Râzî)
__________________
“Âb-ı rûy-i Habîb-i Ekrem için.. Kerbelâ’da revan olan
dem için..
Şeb-i firkatte ağlayan göz için.. Râh-ı aşkta sürünen yüz için..
Risâle-i Nur’a ve Üstada ve İslâm’a zafer ver ya Rab!.. Âmîn
NİRVANADA isimli Üye şimdilik offline konumundadır
alinti
Anlatıldığına göre Firavun, tanrılık iddiasında bulunmadan önce bir saray yaptırdı. Sarayın dış kapısına da besmelenin yazılmasını emretti. Ulûhiyet iddiasına kalkışıp da, Hz. Musa (as) peygamber olarak ona gelip, onu hak dine davet edince, onda doğruya ulaşma kabiliyeti görmedi. Bunun üzerine şöyle dedi: “Ya Rabbi, onu ne kadar dine davet ettimse de onda her hangi bir hayır görmedim.” Bunun üzerine Cenâb-ı Hakk şöyle buyurdu: “Ey Musa, belki de sen, onun küfrüne bakarak, onu helak etmemi istiyorsun. Hâlbuki Ben, onun sarayının dış kapısının üzerine yazdırmış olduğu besmeleye bakıyorum.” Buradaki incelik şudur: Kâfir de olsa, kim bu kelimeyi dış kapısının üzerine yazarsa, helak olmaktan emin olur. Kim bu kelimeyi, ömrünün başından sonuna kadar kalbine yazarsa, onun durumu nasıl olur, var sen düşün. (Râzî)
Bizans imparatoru, Hz. Ömer’e (ra), devamlı bir baş ağrısı olduğunu, bunu için kendisine bir ilaç göndermesini yazmıştı. Bunun üzerine Hz. Ömer (ra) bir fes gönderdi. İmparator bu fesi başına koyduğunda, baş ağrısı duruyor, çıkarınca başı yeniden ağrımaya başlıyordu. İmparator hayret ederek fesi kontrol etmeye başladı. Fesin içinde besmele yazılı bir kâğıt buldu. (Râzî)
__________________
“Âb-ı rûy-i Habîb-i Ekrem için.. Kerbelâ’da revan olan
dem için..
Şeb-i firkatte ağlayan göz için.. Râh-ı aşkta sürünen yüz için..
Risâle-i Nur’a ve Üstada ve İslâm’a zafer ver ya Rab!.. Âmîn
NİRVANADA isimli Üye şimdilik offline konumundadır
alinti