Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Nur34

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
22 Şub 2021
Mesajlar
1,553
Aldığı Beğeniler
3,761

BİR ERDEM OLARAK : AFFETMEK​

Yazar:Ali AKPINAR, Kategoriler:121.Sayı, İlim ve Hayat
"Affetmek¸ her insanın yapması gereken en iyi iş¸ kötülüğe kötülükle karşılık
vermenin aksine; yanlışı¸ hata sahibini hoş görmek ve bağışlamaktır. Tabii ki
bu¸ kötülüğe rıza göstermek değildir. Affetmek¸ yanlış yapanı şımartmamalı¸
yanlışını sürdürme yahut tekrar etmesine yol açmamalıdır."
Arapça'da afv kökü¸ "rüzgârın eşyaları ve binaları yok etmesi¸ silip süpürmesi¸ kökünü kazıması" anlamına gelir. Terim olarak af¸ "kötülük ve haksızlık edeni¸ suç veya günah işleyeni bağışlama¸ cezalandırmaktan vazgeçme" anlamınadır.
Affetmenin olabilmesi için¸ ortada bir suç¸ günah ve hatanın olması gerekir. Unutma temel özelliğine sahip olan insan¸ hata edebilir¸ yanlış yapabilir¸ günah işleyebilir. Yüce Yaratıcı¸ donanımlı bir şekilde yarattığı insanı¸ hata ve günahları içerisinde bırakmamış¸ tevbe ettiği takdirde onu hep affetmiştir. Zaten Yüce Allah¸ çokça affedip bağışlayan¸ yarlıgayan isimlerin sahibidir; Afüvv¸ Gâfir¸ Gafûr¸ Gaffar¸ Settâr¸ Tevvâb gibi. Yüce Allah¸ işlenen günahın ne olduğuna bakmadan affedebilir. Yeter ki sahibi ondan pişmanlık duysun¸ vazgeçsin¸ bir daha işlemesin ve Yüce Allah'tan affını dilesin.
Affetmek¸ günahtan dolayı cezalandırmaktan vazgeçmektir. Mağfiret ise¸ günahın örtülüp¸ kişinin tevbe etmesinden dolayı sevapla mükâfatlandırılmasıdır. Bu yüzden mağfiret¸ Allah hakkında daha çok kullanılır. Affetmek¸ azabı düşürmektir; mağfiret ise günahı örtüp rezil rüsvay olmaktan sahibini korumaktır. Affetmek¸ cismânî cezayı düşürmektir¸ mağfiret rûhânî cezayı düşürmektir. Afv¸ "örtmek" anlamına gelen "setretmek"ten daha kapsamlıdır. Çünkü üzeri örtülenin aslı yerinde durabilir. Affedilen ise tümüyle silinip yok edilir[1] Bu yüzden biz dualarımızda Rabbimizden hem affedilmeyi¸ hem mağfireti¸ hem de günahlarımızın setredilmesini isteriz.
Yüce Allah'ın¸ cezalandırma gücü var iken kullarını affetmesi¸ onlara merhametinin¸ onları sevdiğinin¸ onlara kıyamadığının bir göstergesidir. Affetmek büyüklüktür. Aynı zamanda bu¸ yanlış yapanları hatalarından vazgeçirip doğruların adamı olmaya teşviktir. Aksi takdirde her hata yapan cezalandırılmış olsaydı¸ hatasız insan olmayacağına göre¸ yeryüzünde insan kalmazdı.
"Biliniz ki Allah'ın cezalandırması çetindir ve yine Allah'ın bağışlaması ve esirgemesi sınırsızdır."[2]
"Eğer Allah¸ insanları zulümleri yüzünden cezalandıracak olsaydı¸ orada hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları takdir edilen bir müddete kadar erteliyor."[3]
Affedici olmak¸ Yüce Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmanın bir tezahürüdür. Affetmek¸ Yüce Allah'ın affına mazhar olmanın da bir vesilesidir. Peygamberimiz (s.a.v)'in duasında da belirtildiği üzere Yüce Rabbimiz¸ affı keremi bol olan ve affetmeyi sevendir. Yüce Allah¸ tarih boyunca kendisine karşı gelenleri¸ günah işleyenleri¸ yanlış yapanları¸ tevbeye sığındıkları takdirde affetmiştir. O'nun peygamberleri de öyle. O'nun son peygamberi Efendimiz aleyhisselam¸ Mekke'de kendisine ve ashabına olmadık işkence ve eziyetleri edenleri affetmiştir. Uhud Savaşında ordusunu arkadan vurup amcası başta olmak üzere yetmiş kadar ashabını şehid edenleri affetmiştir. Medine'de ailesine iftira atanları affetmiştir. Mekke fethinde¸ kendisini baba ocağından sürüp çıkaranları affetmiştir. Zira o¸ hayatı boyunca Yüce Allah'ın "Rasülüm¸ sen af yolunu tut¸ iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir."[4] emrini düstur edinmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v) "Allah¸ muhakkak surette kötülüğü affeden kişiyi aziz kılar."[5] buyurmuştur.
Affetmek¸ her insanın yapması gereken en iyi iş¸ kötülüğe kötülükle karşılık vermenin aksine; yanlışı¸ hata sahibini hoş görmek ve bağışlamaktır. Tabii ki bu¸ kötülüğe rıza göstermek değildir. Affetmek¸ yanlış yapanı şımartmamalı¸ yanlışını sürdürme yahut tekrar etmesine yol açmamalıdır.
Hatasız insan olmaz. Hatasız dost arayan dostsuz kalır. Affetmek büyüklüktür¸ büyük bir erdemdir. Affetmek¸ hata yapanlara yeni bir fırsat vermektir. Onların hatalarını anlayıp¸ ondan vazgeçmeleri¸ tekrar aynı hatayı yapmamaları için tanınmış bir fırsattır.
Affetmeyle İlgili Âyetler ve Örnek Olaylar
Kutsal kitabımızda affetmenin gereği ve güzelliği ile ilgili pek çok âyet vardır. Onlardan bir kaçı şöyledir:
"Bir iyiliği açıklar yahut gizlerseniz veya bir kötülüğü (açıklamayıp) affederseniz¸ şüphesiz Allah da ziyadesiyle affedici ve kâdirdir."[6]
"Bir kötülüğün cezası¸ ona denk bir kötülüktür. Kim bağışlar ve barışı sağlarsa¸ onun mükâfatı Allah'a aittir. Doğrusu O¸ zalimleri sevmez."[7]
"Kim sabreder ve affederse şüphesiz bu hareketi¸ yapılmaya değer işlerdendir."[8]
Bu âyetlerle ilgili olarak kaynaklarımızda şu örnek olay anlatılır: Bir adam¸ Hz. Ebû Bekir (r.a)'in yanında onun aleyhine konuşmaya¸ hatta ona sövüp saymaya başlar¸ Ebû Bekir (r.a) sabredip cevap vermez. Adam¸ aleyhte konuşmasını sürdürünce¸ Hz. Ebû Bekir dayanamaz ve adama cevap verir. Orada oturup durmakta olan Peygamberimiz (s.a.v)¸ hemen orayı terk eder. Sebebi sorulunca da şöyle cevap verir: "Ey Ebû Bekir¸ o adam senin aleyhine konuşup sen sustukça¸ bir melek senin yerine ona cevap veriyordu. Ancak sen karşılık vermeye başlayınca¸ melek gitti yerine şeytan gelip oturdu."
Bu örnek olay¸ affetmenin melekleri imrendiren bir erdem olduğunu açıkça göstermektedir.
"İçinizden faziletli ve servet sahibi kimseler akrabaya¸ yoksullara¸ Allah yolunda göç edenlere (mallarından) vermeyeceklerine yemin etmesinler; bağışlasınlar; feragat göstersinler. Allah'ın sizi bağışlamasını arzulamaz mısınız? Allah çok bağışlayandır¸ çok merhametlidir."[9]
Bu âyetin iniş sebebi ile ilgili şu olay son derece ilginç ve bizim için anlamlıdır: Medine'de Peygamberimiz (s.a.v)'in sevgili eşi ve Hz. Ebû Bekir (r.a)'in kızı Hz. Âişe annemize iftira atılır. Münafıkların bu iftira yayagarasına bazı Müslümanlar da katılır. Mistah b. Üsase de onlardan biridir. Mistah¸ Hz. Ebû Bekir (r.a)'in sürekli yardım ettiği Müslümanlardan biridir. Hz. Ebû Bekir (r.a)¸ onun da iftiracıların arasına karıştığını öğrenince¸ artık ona yardım etmeyeceğine dair yemin eder. İşte bunun üzerine bu âyet iner. Olayın iftira olduğu ortaya çıkmış¸ iftira olayına karışanlar cezalandırılmışlardır. Âyet inince Ebû Bekir (r.a)¸ elbette Allah'ın bizi bağışlamasını isterim¸ diyerek Mistah'ı affeder ve ona yeniden yardım etmeye başlar. Ebû Bekir (r.a)'in kendi kızına iftira eden bir adamı affetmesi¸ bununla kalmayıp ona yapacağı yardımlarla adeta onu ödüllendirmesi¸ Ebû Bekir (r.a)'in büyüklüğünü ve âyetler karşısındaki teslimiyetçi tutumunu göstermektedir.
"Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının. Ama affeder¸ kusurlarını başlarına kakmaz¸ kusurlarını örterseniz¸ bilin ki¸ Allah çok bağışlayan¸ çok esirgeyendir."[10]
Mekke'de bazı Müslümanları¸ bazı yakınları hicretten alıkoymuşlardı. Daha sona onlar Medine'ye gelince¸ kendileriyle beraber Müslüman olup onlardan önce hicret edenlerin Medine'de dinde derinleştikleri ve ileri seviyelere geldiklerini gördüler. Bunun üzerine onlar¸ kendilerini vaktiyle hicretten alıkoyan eş ve çocuklarını cezalandırmak istediler¸ bunun üzerine bu âyet indi. Onlar da onları affettiler ve cezalandırmaktan vazgeçtiler. Bu olay da geçmişte işlenen bir hatadan dolayı¸ yanlış yapanları cezalandırmanın kaybedilenleri geri getiremeyeceğini¸ ancak hoşgörüyle onları affetmenin¸ hem affedenlere¸ hem de affedilenlere büyük ecirler kazandıracağını göstermektedir.
Kur'ân Kültürüyle Donanmış Bir Hizmetçi Kız
Ömer b. Abdülaziz'in Rakka valisi olan¸ ilim ve zühdü ile tanınan Meymun b. Mihran'ın (Ö: 117/735) hizmetçisi olan kadın¸ bir gün sofraya sıcak bir çorba getirir. Misafirlerin de hazır olduğu sofrada ayağı kayar ve çorba vali Meymun'un üzerine dökülür. Kızgınlık içerisinde olan efendisine¸ kadın şöyle der:
“Efendim¸ lütfen Yüce Allah'ın şu âyetini uygula: “O takva sahipleri¸ öfkelerini yutanlardır..”" [11]
Adam¸ tamam öfkemi yuttum¸ der. Kadın¸ efendim devamındaki “insanların kusurlarını affederler” kısmı ile de amel et¸ der.
Adam¸ "Tamam seni affettim." der. Kadın¸ iyi ama Yüce Allah¸ âyetin sonunda “Allah¸ iyilik ihsan sahiplerini sever.” buyuruyor¸ deyince Meymun şöyle cevap verir:
“Tamam¸ sana ihsan ediyorum ve Allah için sen özgürsün!”[12]
Bu olaydan çıkan dersleri şöyle özetleyebiliriz:
1. Olayda hizmetçi bir kızın Kur'ân âyetlerine vukâfiyeti ilk dikkatimizi çeken şeylerdendir. Kadın¸ karşılaştığı olaya âyetler ışığında bakıp onu değerlendirebiliyor.
2. Efendisi ve misafirlerinin yanında suçlu durumda olan¸ bir hizmetçi çok rahat bir şekilde derdini anlatabiliyor.
3. Üzerine kaynar çorba dökülen efendi¸ hizmetçisine özgürce kendini ifade edebilme imkânı tanıyor.
4. Efendi¸ kendisine okunan âyetlerin gereğini hemen yerine getiriyor. Hem de hizmetçisinin hatırlatmasıyla.
Huzurlu bir toplum için¸ âmirinden memuruna¸ erkeğinden kadınına Kur'ân'ı bilen ve hayatı Kur'ân olan¸ affeden ve affetmeyi seven insanlara ne kadar da muhtacız bugün!






[1] Ebû Hilâl el-askerî¸ el-Furûku'l-Lüğaviyye.

[2] 5/Maide¸ 98.

[3] 16/Nahl 61.

[4] 7 A'raf 199.

[5] Müsned¸ II¸ 235¸ 238.

[6] 4/Nis⸠149.

[7] 42/Şûr⸠40.

[8] 42/Şûr⸠43.

[9] 24/Nûr¸ 22.

[10] 64 Teğabün 14.

[11] (3/Âlu İmrân¸ 134

[12] Kurtubi¸ el-Câmi'¸ IV¸ 207.

 
Üst Alt