Bîatın Delilleri Nelerdir?
SORU :
Hudeybiye andlaşmasında Hz. Peygamber sallâllahü aleyhi ve sellem ile birlikte bulunan ashâb-ı kiramın diğer sahâbelerden ayrı bir özelliği ve üstünlüğü var mıdır?
CEVAP:
Vardır. Nitekim;
Legat radıtayallahu anil mu'minin
şeklinde başlayan ve «Rıdvan âyeti» diye isimlendirilen Fetih Sûresi (48)'nin 18. âyet-i kerimesi onlar hakkında nâzil olmuştur. Kendilerine, diğerlerinden farklı ve Hudeybiyye'nin tatlı bir hâtırası olarak;
« (Ey ağaç altında canlarını Allah'ın Rasûlüne adayan sahâbeler topluluğu) diye çağrılırdı. Ayrıca onlara: «Sizler bugün yeryüzünün en hayırlısısınız» diye müjde verilmiştir.
Hudeybiye'de hazır bulunan ve savaşlarda bir an bile Rasûlüllah sallâllahü aleyhi ve sellem'den ayrılmayan ashâb-ı kirama Hz. Peygamber: «Ey ağaç altında bana bi'at eden ashâbım!.. Ey Fetih Sûresi'nin nüzûlüne sebep olan ashâb» diye hitap ederdi.
Ashâb-ı kirâmın Hudeybiye'de Allah'ın Rasûlüne bi'atı esnasında Nebiyy-i Ekrem Efendimiz onlara:
«Bugün sizler yer yüzünün en hayırlısısınız derken fetih Sûresi (48)'nin 18. âyet-i kerimesi nâzil olmuş. şeklinde başlayan bu âyetten dolayı Hudeybiye'de akd edilen bi'ata «Bi'atü'r-rıdvân» adı verilmiştir. Kulun Allah'tan râzı olması, O'nun her türlü takdir ve tecellilerine, kazâ hükümlerine rıza göstermesi olduğu gibi Allah'ın kulundan râzı olması da, kulunu emirlerine sımsıkı sarılan ve yasaklarından son derece kaçınan bir vaziyette bulmasıdır.
Hudeybiye'de altında bî'at merasimi icrâ edilen ağaç, Ümmü Ğıylan ve Semür adı verilen bir ağaç olup Hicaz bölgesinde oldukça bol bulunurdu. Sidre ağacı diye de anılmaktaydı. Bu ağaç, Hz. Ömer radıyallahü an zamanında, insanlar görür ve ona ta'zim ve hürmet gösterir diye düşünülmüş, fitne ve fesâd endişesiyle kökünden kestirilmiştir. (Rûhü'l-beyân)
SORU:
Bi'at etmek ve söz almak, ilk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem aleyhisselâm'dan beri var olan eski şeri'- atlarda var mıdır? Yoksa sadece Ümmet-i Muhammed'e has bir husus mudur?
CEVAP:
Bi'at ve karşılıklı söz alış-verişi eski şeri'atlarda da mevcûd olan bir konudur.
Şöyle ki: İlk ahd ve misak, Cenâb-ı Hakk tarafından ,insanoğullarının ruhları yaratıldığı zaman onlardan alınmıştır.Buna delâlet eden şu âyet-i kerîme bunu açıkça göstermektedir:
«Rabb'ın Âdemoğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini almış ve onları kendilerine şâhid kılarak: «Ben sizin Rabbınız değil miyim?» (demişti.) Evet, (buna) şahidiz dediler. «Kıyamet günü biz bundan habersizdik demiyesiniz.» (el-A'râf (7), 172)
Âyet-i kerimede işâret edilen bu misak ve sözleşme cesedler yaratılmazdan önce, Cenâb-ı Hakk'ın birliğini tanımak ve O'nu inkârı terkettirmek için alınmıştı. Aynı şekilde Allah ü Te'âlâ babamız Âdem aleyhisselâm'dan yasakladığı şeylerden uzak duracağına dâir ahd aldığını bize şöylece açıklamaktadır:
«Anadolsun biz, önceden Âdem'e (o ağaçtan yememesini) tavsiye etmiş ve söz almıştık. (Bizim tavsiyemizi ve sözünü) unuttu. Biz onda bir azim (ve sebat) bulmadık.» (Tâhâ (20), 115)
Ayrıca Cenâb-ı Hakk, bütün peygamberlerden Hz. Muhammed aleyhisselâm Efendimizin peygamberliğini tasdik etmeleri ve O'nun gelişini ümmetlerine müjdelemeleri için söz aldığını şöyle beyan buyurmaktadır:
«Allah peygamberlerden şöyle söz almıştı: «Bakın size kitap ve hikmet verdim. Sonra yanınızda bulunan (kitapları) doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka inanacak ve mutlaka ona yardım edeceksiniz. Bunu kabul ettiniz mi? ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?» demişti. «Kabûl ettik» dediler. «O halde şâhid olun. Ben de sizinle beraber şâhid olanlardanım» buyurdu.» (Âl-i İmrân (3), 81)
Cenâb-ı Hakk, peygamberlerden yalnızca Allah'ın dinini ayakta tutacak ve yayacaklarına dâir söz aldığını da şu şekilde ifâde buyurmaktadır:
«Biz peygamberlerden, (verdiğimiz risâlet görevi ni yapmak ve dîne da'vet etmek husûsunda) kuvvetle ahidlerini almıştık. Senden, Nûh'dan, İbrahim'den, Mûsa'dan ve Meryem oğlu İsâ'dan (evet) onlardan sapasağlam söz almıştık.» (el-Ahzâb (33), 7)
Cenâb-ı Hakk bütün âlimlerden dînini yaymaları, konusunda söz aldığını da şöyle açıklamaktadır: «Allah kendilerine kitap verilenlerden:
«Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, gizlemeyeceksiniz» diye söz almıştı. Fakat onlar, verdikleri sözü arkalarına attılar ve ona karşılık birkaç para aldılar. Ne kötü şey satın alıyorlar, (onlar)» (Âl-i İmrân (3), 187)
Bu bölüm yazılırken mîsakla ilgili ilk anda aklıma gelen âyetler bunlar. Yeterli fikir verebileceğimi zannederim.
SORU :
Hudeybiye andlaşmasında Hz. Peygamber sallâllahü aleyhi ve sellem ile birlikte bulunan ashâb-ı kiramın diğer sahâbelerden ayrı bir özelliği ve üstünlüğü var mıdır?
CEVAP:
Vardır. Nitekim;
Legat radıtayallahu anil mu'minin
şeklinde başlayan ve «Rıdvan âyeti» diye isimlendirilen Fetih Sûresi (48)'nin 18. âyet-i kerimesi onlar hakkında nâzil olmuştur. Kendilerine, diğerlerinden farklı ve Hudeybiyye'nin tatlı bir hâtırası olarak;
« (Ey ağaç altında canlarını Allah'ın Rasûlüne adayan sahâbeler topluluğu) diye çağrılırdı. Ayrıca onlara: «Sizler bugün yeryüzünün en hayırlısısınız» diye müjde verilmiştir.
Hudeybiye'de hazır bulunan ve savaşlarda bir an bile Rasûlüllah sallâllahü aleyhi ve sellem'den ayrılmayan ashâb-ı kirama Hz. Peygamber: «Ey ağaç altında bana bi'at eden ashâbım!.. Ey Fetih Sûresi'nin nüzûlüne sebep olan ashâb» diye hitap ederdi.
Ashâb-ı kirâmın Hudeybiye'de Allah'ın Rasûlüne bi'atı esnasında Nebiyy-i Ekrem Efendimiz onlara:
«Bugün sizler yer yüzünün en hayırlısısınız derken fetih Sûresi (48)'nin 18. âyet-i kerimesi nâzil olmuş. şeklinde başlayan bu âyetten dolayı Hudeybiye'de akd edilen bi'ata «Bi'atü'r-rıdvân» adı verilmiştir. Kulun Allah'tan râzı olması, O'nun her türlü takdir ve tecellilerine, kazâ hükümlerine rıza göstermesi olduğu gibi Allah'ın kulundan râzı olması da, kulunu emirlerine sımsıkı sarılan ve yasaklarından son derece kaçınan bir vaziyette bulmasıdır.
Hudeybiye'de altında bî'at merasimi icrâ edilen ağaç, Ümmü Ğıylan ve Semür adı verilen bir ağaç olup Hicaz bölgesinde oldukça bol bulunurdu. Sidre ağacı diye de anılmaktaydı. Bu ağaç, Hz. Ömer radıyallahü an zamanında, insanlar görür ve ona ta'zim ve hürmet gösterir diye düşünülmüş, fitne ve fesâd endişesiyle kökünden kestirilmiştir. (Rûhü'l-beyân)
SORU:
Bi'at etmek ve söz almak, ilk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem aleyhisselâm'dan beri var olan eski şeri'- atlarda var mıdır? Yoksa sadece Ümmet-i Muhammed'e has bir husus mudur?
CEVAP:
Bi'at ve karşılıklı söz alış-verişi eski şeri'atlarda da mevcûd olan bir konudur.
Şöyle ki: İlk ahd ve misak, Cenâb-ı Hakk tarafından ,insanoğullarının ruhları yaratıldığı zaman onlardan alınmıştır.Buna delâlet eden şu âyet-i kerîme bunu açıkça göstermektedir:
«Rabb'ın Âdemoğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini almış ve onları kendilerine şâhid kılarak: «Ben sizin Rabbınız değil miyim?» (demişti.) Evet, (buna) şahidiz dediler. «Kıyamet günü biz bundan habersizdik demiyesiniz.» (el-A'râf (7), 172)
Âyet-i kerimede işâret edilen bu misak ve sözleşme cesedler yaratılmazdan önce, Cenâb-ı Hakk'ın birliğini tanımak ve O'nu inkârı terkettirmek için alınmıştı. Aynı şekilde Allah ü Te'âlâ babamız Âdem aleyhisselâm'dan yasakladığı şeylerden uzak duracağına dâir ahd aldığını bize şöylece açıklamaktadır:
«Anadolsun biz, önceden Âdem'e (o ağaçtan yememesini) tavsiye etmiş ve söz almıştık. (Bizim tavsiyemizi ve sözünü) unuttu. Biz onda bir azim (ve sebat) bulmadık.» (Tâhâ (20), 115)
Ayrıca Cenâb-ı Hakk, bütün peygamberlerden Hz. Muhammed aleyhisselâm Efendimizin peygamberliğini tasdik etmeleri ve O'nun gelişini ümmetlerine müjdelemeleri için söz aldığını şöyle beyan buyurmaktadır:
«Allah peygamberlerden şöyle söz almıştı: «Bakın size kitap ve hikmet verdim. Sonra yanınızda bulunan (kitapları) doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka inanacak ve mutlaka ona yardım edeceksiniz. Bunu kabul ettiniz mi? ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?» demişti. «Kabûl ettik» dediler. «O halde şâhid olun. Ben de sizinle beraber şâhid olanlardanım» buyurdu.» (Âl-i İmrân (3), 81)
Cenâb-ı Hakk, peygamberlerden yalnızca Allah'ın dinini ayakta tutacak ve yayacaklarına dâir söz aldığını da şu şekilde ifâde buyurmaktadır:
«Biz peygamberlerden, (verdiğimiz risâlet görevi ni yapmak ve dîne da'vet etmek husûsunda) kuvvetle ahidlerini almıştık. Senden, Nûh'dan, İbrahim'den, Mûsa'dan ve Meryem oğlu İsâ'dan (evet) onlardan sapasağlam söz almıştık.» (el-Ahzâb (33), 7)
Cenâb-ı Hakk bütün âlimlerden dînini yaymaları, konusunda söz aldığını da şöyle açıklamaktadır: «Allah kendilerine kitap verilenlerden:
«Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, gizlemeyeceksiniz» diye söz almıştı. Fakat onlar, verdikleri sözü arkalarına attılar ve ona karşılık birkaç para aldılar. Ne kötü şey satın alıyorlar, (onlar)» (Âl-i İmrân (3), 187)
Bu bölüm yazılırken mîsakla ilgili ilk anda aklıma gelen âyetler bunlar. Yeterli fikir verebileceğimi zannederim.